Sendikalar temiz enerji ve güvenceli işler için mücadele ediyor

McElroen, iki yıl önce Uluslararası Elektrik İşçileri Sendikası (IBEW) tarafından açılan deniz üstü rüzgâr sektörü eğitimlerine katıldı. O günden bu yana New York’un ilk büyük ölçekli rüzgâr santrallerinin kurulumunda birer aylık vardiyalarla çalışıyor.

Bu değişim onun için bir dönüm noktası oldu. Tünellerdeki fareleri izlemek yerine artık gemisinin yanından süzülen fokları ve yunusları seyrediyor. Empire projesindeki vardiyaları açık denizde gün batımıyla noktalanıyor.

Ulusal İklim İstihdamı Kaynak Merkezi (CJNRC) etrafında bir araya gelen sendika liderleri, McElroen gibi emekçilerin temiz enerji sektöründe güvenceli ve sendikalı işlere sahip olması için uzun süredir mücadele veriyor. Sendikaların bu hedefi, Joe Biden döneminde yürürlüğe giren Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ile büyük bir ivme kazanmıştı.

Ancak bugün Trump yönetimi, temiz enerjiye geçişi yavaşlatıp deniz üstü rüzgar projelerini hedef alıyor. İşçileri “iyi bir iş” ile “iklim mücadelesi” arasında seçim yapmaya zorlayan eski ezberleri yeniden piyasaya sürerek bu kazanımları yok etmek istiyor. Yine de sendika liderleri geri adım atmamakta kararlı.

BU İŞ SENDİKALI OLACAK

CJNRC’nin temelleri, 2012’de New York’u vuran Sandy Kasırgası’nın ardından atıldı. Bu büyük felaket, işçi hareketi için ciddi bir uyarı fişeği oldu. CJNRC başkanı Mike Fishman o günleri şöyle anlatıyor: “İklim değişikliğinin ne kadar gerçek ve yakıcı olduğunu, bundan da en ağır darbeyi işçilerin aldığını o zaman acı bir şekilde fark ettik.”

Fakat 2012’de sendikaların iklim politikalarında neredeyse hiç söz hakkı yoktu. Çevre örgütleri yalnızca emisyonları ne pahasına olursa olsun düşürmeye odaklanıyor, yaratılacak yeşil işlerin kalitesini ya da sendikalı olup olmadığını pek önemsemiyordu.

Cornell İklim İşleri Enstitüsü Kurucu Direktörü Lara Skinner ve Fishman, New York’taki inşaat ve ulaşım sendikalarıyla bir araya gelerek merkezine işçiyi koyan bir temiz enerji planı hazırladı. Kurulan bu koalisyon, New York’ta 2,6 milyon çalışanı temsil eden örgütleri tek çatı altında buluşturdu.

Koalisyon odağını doğrudan deniz üstü rüzgâr enerjisine çevirdi. Yürütülen kararlı mücadele sonucunda New York eyaleti, 2035 yılına kadar devasa bir rüzgâr enerjisi kapasitesine ulaşmayı taahhüt etti ve bu hedef yasal güvenceye bağlandı. Sendikalar, projelerde insanca yaşanacak ücretler, projeye özel toplu iş sözleşmeleri ve örgütlenmeyi güvenceye alan haklar elde etti. Bu adımlar, sendikaların rüzgâr projelerine yaklaşımını kökten değiştirdi.

TRUMP’IN ENGELLEME GİRİŞİMLERİ

Temiz enerjiyle yaratılan bu iş imkanları, Donald Trump’ın 2024’te yeniden seçilmesiyle birlikte ağır bir engelle karşılaştı. Göreve gelen yeni yönetim, rüzgâr ve güneş projelerine verilen vergi desteklerini budamaya başladı ve yapımı süren projeler için durdurma kararları çıkardı.

Trump’ın durdurma emri geldiğinde McElroen tam da Sunrise Wind sahasında çalışıyordu. Hızla örgütlenen IBEW şubesi ve İklim İşleri (Climate Jobs) koalisyonu eyleme geçti. Sendika başkanı Chris Erikson o anları şöyle özetliyor: “Söz konusu olan kağıt üzerindeki işler değildi, insanlar doğrudan ekmeklerinden olma riskiyle karşı karşıyaydı. Basın açıklamaları yaptık, mitingler düzenledik ve kamuoyunu ayağa kaldırdık.”

Diğer eyaletlerdeki sendikaların da bu direnişe destek vermesiyle birlikte mahkemeler durdurma kararlarını hukuka aykırı bularak iptal etti ve projeler yeniden başladı.

RÜZGÂR BİZDEN YANA ESECEK

Trump yönetimi mevcut inşaatları tamamen durduramamış olsa da gelecekteki rüzgar yatırımlarının üzerine adeta karabasan gibi çöktü, milyarlarca dolarlık ruhsatlar iptal edildi. Ancak tüm bu baskılara rağmen sendikalar iklim ve emek mücadelesinde mevzi kazanmaya devam ediyor.

Fishman, özellikle kıyı bölgelerindeki devasa elektrik ihtiyacı sebebiyle rüzgâr enerjisinin önünün kapatılamayacağını vurguluyor: “Deniz üstü rüzgar sektöründe rüzgar eninde sonunda tekrar bizden yana esecek.”

Sektör yeniden canlandığında, sendikalar da çevre örgütleri de işçi haklarını savunmak için sahada hazır bekliyor olacak. Fishman sözlerini şöyle noktalıyor:

“Ülke genelinde verdiğimiz mücadele hem sanayide hem de iklim çevrelerinde tüm bakış açısını değiştirdi. Artık kimse işçi ücretlerini ve iş güvencesini hesaba katmadan yeni bir enerji yatırımı planlayamaz ya da emisyon mücadelesi yürütemez. Bu anlayış artık hayatın merkezine yerleşti ve geriye gidiş mümkün değil.”

The Guardian’dan çeviren: Kıvanç ELİAÇIK

Başa dön tuşu