DEHB’nin beklenmedik bir avantajı olabilir

ScienceDaily’nin Constructor University’den aktardığı değerlendirmeye göre, dikkatin tek bir noktaya sıkı biçimde odaklanmak yerine daha geniş bir alana yayılması, beynin daha fazla bilgi ve fikir arasında bağlantı kurmasına olanak sağlayabilir. Ancak araştırmacılar bunun DEHB’nin doğrudan “yaratıcılık sağladığı” anlamına gelmediği konusunda temkinli.
Çalışma, hakemli bilim dergisi iScience’da “Attention unleashed: Creative therapy for thoughtful transformation” başlığıyla yayımlandı. Sarah Bou Sader Nehme, Emiliano Macaluso ve Constructor University’den Radwa Khalil tarafından hazırlanan makale, yeni bir klinik deneyden ziyade mevcut nörobilim ve psikoloji çalışmalarını bir araya getiren bir perspektif/derleme çalışması niteliğinde. Araştırmacılar, dikkat kontrolü ile yaratıcı düşünme arasındaki ortak sinirsel mekanizmaları değerlendiriyor.
DİKKAT DAĞINIKLIĞI HER ZAMAN DEZAVANTAJ OLMAYABİLİR
DEHB; dikkati sürdürme, dürtüleri kontrol etme ve belirli bir göreve uzun süre odaklanma konusunda güçlüklerle ilişkilendiriliyor.
Ancak araştırmacılara göre yaratıcı düşünme için gereken zihinsel süreçlerin bir bölümü de dikkatin daha esnek kullanılmasını gerektiriyor. Zihnin bir fikirden diğerine hareket edebilmesi, alışılmadık çağrışımlar oluşturabilmesi ve ilk bakışta birbiriyle ilgisiz görünen bilgileri bir araya getirebilmesi yeni fikirlerin ortaya çıkmasına katkı sağlayabiliyor.
Çalışmada bu durum, dikkat kontrolünün farklı aşamalarda farklı görevler üstlenmesi üzerinden açıklanıyor. Yaratıcı düşünce yalnızca dikkatin serbestçe dolaşmasına değil, ortaya çıkan fikirlerin daha sonra seçilmesine ve değerlendirilmesine de ihtiyaç duyuyor.
“DAHA GENİŞ BİR SPOT IŞIĞI”
ScienceDaily’ye konuşan Radwa Khalil, dikkat ile yaratıcılık arasındaki ilişkiyi bir spot ışığı benzetmesiyle anlattı.
Khalil’e göre birçok kişi dikkatini dar bir ışık huzmesi gibi tek bir noktaya yöneltebilirken, DEHB ile ilişkilendirilen bazı dikkat örüntüleri çevreden daha fazla uyaranın aynı anda işlenmesine yol açabiliyor.
Bu durum rutin ve yoğun odaklanma gerektiren görevleri güçleştirebilirken, yaratıcı bir problem söz konusu olduğunda daha geniş bir bilgi alanının taranmasına ve beklenmedik bağlantıların kurulmasına katkı sağlayabilir.
Araştırmacılar bu nedenle DEHB’yi yalnızca “eksiklikler” üzerinden değerlendirmek yerine, farklı bilişsel özelliklerin hangi koşullarda avantaj veya dezavantaja dönüşebildiğini anlamanın daha yararlı olabileceğini savunuyor.
YARATICI FAALİYETLER TEDAVİYE DESTEK OLABİLİR Mİ?
Çalışmanın dikkat çekici bölümlerinden biri de sanat, müzik, dans, yazı ve benzeri yaratıcı uğraşların DEHB’de tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilmesi önerisi.
Araştırmacılar, yaratıcı faaliyetlerin kişiye zihinsel keşif için yapılandırılmış bir alan sunabileceğini ve aynı zamanda dikkat kontrolünde görev alan bilişsel sistemleri çalıştırabileceğini düşünüyor.
Bu yaklaşıma göre yaratıcı etkinlik, yalnızca keyif veren bir uğraş değil; dikkatin yönlendirilmesi, fikirler arasında geçiş yapılması ve belirli bir amaç doğrultusunda üretim yapılması nedeniyle farklı bilişsel süreçlerin birlikte kullanılmasını gerektiriyor.
Makalenin yazarları bu mekanizmaların daha iyi anlaşılması halinde yaratıcı terapilerin DEHB’ye yönelik mevcut müdahaleleri tamamlayabilecek yöntemlerden biri haline gelebileceğini değerlendiriyor.
ANCAK HENÜZ “YARATICILIK TEDAVİSİ”NDEN SÖZ ETMEK İÇİN ERKEN
Çalışmanın sınırları da önemli. Araştırmacılar, DEHB’li kişilere yaratıcı faaliyet uygulayıp belirtilerin azaldığını gösteren yeni bir klinik deney gerçekleştirmiş değil.
Makale, daha önce yayımlanmış çalışmalar üzerinden dikkat kontrolü ile yaratıcılık arasındaki nörolojik kesişimleri değerlendiriyor ve gelecekte sınanabilecek bir araştırma çerçevesi öneriyor. Bu nedenle bulgular, “DEHB olan kişiler daha yaratıcıdır” ya da “sanat DEHB’yi tedavi eder” şeklinde yorumlanamıyor.
Araştırmacılar, yaratıcı faaliyetlerin kimlerde, hangi koşullarda ve ne ölçüde yarar sağlayabileceğini belirlemek için nörobilimciler, klinisyenler ve sanat terapistlerinin birlikte çalışacağı uzun süreli ve kontrollü araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Khalil ve meslektaşlarına göre asıl soru, DEHB ile ilişkili farklı dikkat biçimlerini yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmek yerine, bu özelliklerin üretken biçimde nasıl yönlendirilebileceğinin anlaşılması.