Demokrasiyi çerçevelemek

Demokrasiyi çerçevelemek

Sürecin bir tarafında, yıllardır yangına da körükle giderek ülkenin en temel sorunlarından biri üzerinde “terör terör” diye tepinenler var. Temel yaklaşımlarının pek değiştiği söylenemez. “Bebek katili” dilini “Kurucu önder”le değiştirseler de meselenin özünün “terör” olduğu düşüncesini değiştirmiş değiller ve “bölücü terör tehdidinin ülke gündeminden çıkmasını” kutluyorlar.

Bu tarafın Kürtler konusunu muhalefeti şeytanlaştırıcı bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmelerini genel bir kazanç sayıyorum. Aynı araca tekrar sarılmaları olasılığını da akılda tutarak!

Bir iki güne çerçeve yasa çıkacak, sonra silahların bırakıldığı tespit ve teyit edilecek, MGK bunu onaylayacak, PKK’liler 6 ay içinde başvuracaklar… Ardından da bazı düzenlemeler yapılacak!

Ne, ne zaman, nasıl… Yine bilmiyoruz.

Sürecin diğer tarafında da galiba yalnızca Öcalan vardı ve o da noktayı “En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” diyerek pek inananın çıkmadığı bir yüksekliğe koydu.

Geçen gün Berkant Gültekin, “Sürekli şiddetin kol gezdiği, toprağına cenaze üstüne cenaze defnedilen, gözyaşlarının dinmediği bir memlekette yaşamaktansa, en azından savaşın olmadığı, silahların sustuğu ve kan dökülmeyen bir ülkede yaşamak tartışmasız şekilde daha iyidir” demiş ve varılan uzlaşıya dair de “Kürt hareketinin liderliği, ülkedeki siyasi baskıları ve halkın geçim krizini ise başat bir mesele olarak değerlendirmiyor. Bunda kendileri açısından abes bir vaziyet yok. Zira 27 yıldır hapiste olan bir örgüt lideri ile hayatını silahlı mücadele koşullarında geçirmiş kadrolardan kendi davalarının önüne başka bir şey koymalarını beklemek mantıklı olmaz” diye yazmıştı.

Kürt siyaseti ve DEM ise çerçeve yasanın demokratikleşme yolunda atılmış bir adım olduğunu ve arkasının geleceğini söyleyegeliyor.

Bırakalım muhalefetin genelini, siyasal bilinci son derece yüksek Kürt vatandaşların buna ne kadar ikna olacağını göreceğiz. Kolay değil, çünkü iktidarın demokrasi vaadiyle attığı adımların referandumların ardından neler yaşandığı ve nereye geldiğimiz ortada!

Adına “af” denmese de şimdilik somut olan kapsamlı bir PKK affı. Kürtlerin “hele bunu alalım sonrasına bakarız” dediği/diyeceği düşünülüyor.

Sonrasında, Kürt meselesiyle demokrasi konusunun iç içe olduğunu düşünen ve adımlarını böyle atanlarla bunları farklı yerlere koyanlar arasında bir ayrışma göreceğiz.

Meclis’teki yasa tasarısına “çerçeve” deniyor ama asıl olarak “demokrasi çerçeveleniyor”. Demokrasinin neleri öne çıkarıp neleri geri plana iterek onu nasıl anlamlandırdığımızla ilgili bir “çerçeveleme” süreci yaşıyoruz.

İktidar cephesi demokrasiyi mevcut rejimle ve tek adam yönetimiyle çerçeveledi. O çerçevenin içinde ne kadar ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, ne kadar kayyım var, yaşayarak görüyoruz.

Ülke, aştan ve işten yoksun; özgürlüğe, adalete, eşitliğe aç; iktidarın çerçevelediği “demokrasiyi” reddeden; içerisinde Kürt-Türk, Alevi-Sünni her kimlik ve inançtan vatandaşın kendisini özgür ve eşit hissedeceği bir demokrasi çerçevesi özleyen milyonlarla dolu.

Şimdi hepimiz, başta da DEM, demokrasiyi nasıl çerçevelediğimizle sınanacağız!

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu