İfade özgürlüğü de neymiş

HAYVAN ÇİFTLİĞİ
Bu girişi yapmamın nedeni, günümüzdeki ifade özgürlüğü mücadelesinin kökenlerine işaret etmekti. Bu kadarla yetinirken, özgür düşünceyi savundukları için cezalandırılan tüm tutsaklara selamlarımızı iletelim ve konumuza gelelim: ‘1984’ ve ‘Hayvan Çiftliği – Bir Peri Masalı’ kitaplarının yazarı George Orwell’e… Hindistan’ın Bengal eyaletinde doğan Orwell, eğitimini İngiltere’de tamamladıktan sonra 1922-27 yılları arasında Hindistan’da İmparatorluk Polisi olarak görev yapmış, yönetimin içyüzünü gördükten sonra istifa etmiş. İlk kitabı ‘Bir Fili Vurmak’ta sömürge memurlarını eleştirmiş. İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçilerin safında çarpışmış ve yaralanmış. Savaş sırasında BBC’de Hitler’i eleştiren bir program yapan, demokratik sosyalizm çizgisini savunan yazar, 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru yazdığı ‘Hayvan Çiftliği’ ve 1949’da yayınlanan ‘1984’ kitapları ile haklı bir ün kazandı. ‘Burma Günleri’nde İngiliz sömürgeciliğini eleştiren Orwell’in İngiliz ve Amerikan istihbarat örgütleri ile irtibatlı olduğu söylense de kanıtlanmış bir ilişki yok ortada. Ama kitapları dünyada Sovyet devrimi eleştirisi olarak tanıtılmış, hatta domuzlardan iyi niyetli olanlar Lenin ve Troçki ile kötü domuz ise Stalin ile özdeşleştirilmişti.
Hayvan Çiftliği kitabını yıllar önce okumuş, 1954 yılında yapılan canlandırma (animasyon) filmini izlemiştim. Kitabın yeni bir uyarlaması gösterime girince kitabı tekrar okudum, filmi bir kez daha izledim. Sovyetler Birliği’nde ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamaların Batı dünyasında anti-komünist propagandanın yaygınlaştığı bir dönemde yayınlanan ‘Hayvan Çiftliği’nin Sovyet rejimini mi, yoksa tüm baskıcı rejimleri mi hedef aldığı tartışmaya açıktır. Bir çiftlik sahibinden kötü muamele gören, üretimlerine el konulan hayvanların domuz Napolyon liderliğinde başkaldırıp kendi iktidarlarını kurmasını ama kısa bir süre sonra Napolyon’un beslediği köpeklerin desteğiyle kendi dikta rejimini kurup tüm hayvanları baskı altına alması ve emeklerini sömürmesini anlatır Orwell. Peki, diktatörlüğe neden bir domuzu yakıştırmış olabilir?
İnsanların domuzlaşması Homeros’un Odissea’sında insanın açgözlülüğünün alegorik anlatımı olarak yer alır. Christopher Nolan’ın bunu çok iyi vurguladığını gördük yakınlarda. Miyazaki’nin ‘Ruhların Kaçışı’ adlı canlandırma filminde de benzer bir söylem vardı. Kanımca, Orwell gerek ‘Hayvan Çiftliği’nde, gerekse ‘1984’de iktidarlarını sürdürebilmek adına her türlü insanlık dışı uygulamayı gözünü kırpmadan yapabilen, iktidar hırsına kapılmış açgözlü yöneticilere yöneltiyordu eleştiri oklarını.
1954 yılında Joy Batchelor ve John Halas tarafından yapılan ilk uyarlamanın sanatsal yetkinliği tartışma götürmez. Kitabın finalinde domuzların lideri devirdikleri rejimle (çiftçilerle) bir kumar masasındadır. Yani ezilenler yerinde sayarken ezenlerin ittifak yaptığına tanık oluruz. Ama filmin soğuk savaşta elverişli bir propaganda aracı olarak değerlendirebileceğini düşünen CIA, filmin mutlu sonla bitmesini, finaldeki domuzlarla çiftçilerin işbirliği sahnesinin değiştirilerek hayvanların diktatör Napolyon’u devirdikleri bir sahne ile sonlandırılmasını istemişti.
1999 yılında John Stephenson tarafından yapılan uyarlamada oyuncular yer almış, film ilk uyarlama kadar beğenilmemişti. İzlemediğim için finali nasıl yaptığını bilmiyorum. Son uyarlama ise, 2025 yılında Andy Serkis’in yönetmenliğinde gerçekleştirilen bir canlandırma filmi. Orwell’in senaryo yazımına katıldığı 1954 uyarlamasından epey farklı. Hayvanların ayaklanmasında başı çeken Napolyon’un kurduğu diktatörlük günümüz kapitalizminin sömürü çarklarını işaret ediyor. MAGA rejimi(!) kurulmuş, ezilenler açısından değişen bir şey olmamıştır. Domuzların lideri Napolyon ise fena halde Trump’a benzemektedir! Belki başka ülkelerin mazlum halkları da kendi Napolyonlarına benzetmişlerdir, kim bilir…
Kapitalist sistemin propaganda aracı olarak kullandığı yapıtlar yalnızca Orwell’in kitapları ile sınırlı kalmaz. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerde baskı gören, ülkelerini terk eden yazarların hepsi de ABD propagandasının kullanışlı elemanları haline getirilmiştir. Yalnızca yazarlar mı? Çizgileriyle dünya animasyonunda çığır açan Walt Disney de bu kapana kısılmış, savaş sırasında yapılan ‘Donald Duck’ ve ’Mickey Mouse’ filmlerinin yanı sıra, eğitim ve propaganda filmleri ile rejimin kullanışlı bir aracı olmuştu. Disney stüdyoları Soğuk Savaş yıllarında genç kuşakları etkileyen çizgi filmleriyle propaganda mekanizmasına hizmet etti. Bugün de, büyük bütçeli Amerikan filmleri çeken stüdyo yöneticilerinin Beyaz Saray’la iletişim içinde olduğu biliniyor. Geniş halk yığınları ise televizyon dizileri ve sosyal medya ile uyutuluyor, gerçekler perdeleniyor; yalanlar gerçekmiş gibi servis ediliyor. Peki, umut nerede? Umut dünyanın neresinde olursa olsun, sistemin temelinde güç ve para hırsı olduğunu bilen, ifade özgürlüklerine sahip çıkan yaratıcılarda, düşünce ve siyaset erbabında…