‘Geçmişin karanlığını asla yok sayamayız’

Filmin çıkış noktasından da bahsedelim biraz. Üç ana bölüme ayırıyorsun filmini “Melekler”, “Cinler” ve “Zincirler” olarak ve en başınds da geçmişe döndüğümüz bir prolog var. Bir aile boş buldukları bir eve yerleşiyor bu sahnede. Bunu belli bir olaya atfen mi koymuştun filmin en başına?
Bu filme başlamadan önce tarihin belli bir noktasında bir cümle kurdum aslında.. Bir soru cümlesiydi: “Kendi karanlığını reddeden insan kendi kaderini aşabilir mi?” Bunu biraz açarsam, şunu demek istiyorum… İnsanoğlunun içinde iyi kötü bir sürü duygu var; iktidar hırsı var, kıskançlık var, şiddet var, şehvet var… Mesele bunların olması değil, herkeste var bunlar. Mesele şu ki kendi içindeki bu karanlık duyguları yok saydığında, kabullenmediğinde bunların her birisinden düşmanlar yaratıyorsun. Bu düşmanlar bir zaman sonra o kadar büyüyor ki bir ordu haline geliyor ve kişi o ordunun bir anlamda kuklası haline dönüşüyor. Bu söylediğim aynı zamanda toplumlar için de geçerli. Yani filmin başındaki o sahne belli bir dönemi ya da belli bir etnik grubu, dini grubu hedeflemiyor; aslında bütün insalık tarihinde olmuş olan durumları temsil ediyor. Sümerlerden başlayan bir şey bu, hatta onlarda bir lamentasyon geleneği var. Lamentasyon, bir kültürün, bir devletin, bir ülkenin yokoluşundan ya da darmadağın oluşundan sonra yapılan ağıda denir. Biz de hala Sümerlerden beri gelen şeyi sürdürüyoruz.
Film aslında dört kardeşin üç farklı dönemde izlediğimiz hikayelerini anlatıyor ve biz geçmişten gelen acıların, yüklerin onları nasıl etkilediğini, hayatlarını nasıl şekillendirdiğini izliyoruz.
Evet, hatta şöyle söyleyeyim, ilk bölümde ben onların çocukluklarının son günün anlatıyorum, yani çocukluğun bittiği anı. “Okul Tıraşı” da böyleydi, orada da çocukluğun sonunu anlatmıştım. Bu filmde de öyle, ilk bölüm çocukluklarını bitişiydi. Sonra onların gençliklerini merak etmeye başladım ve oturup gençliklerinin son günün yazdım. Sonra yaşamlarının nasıl sonlanacağına dair de bir son bölüm yazmak istedim. O üç bölümde üç karakter üzerinden üç günü anlatmak gibi bir derdim vardı.
“BENİ TARKOVSKİ SİNEMACI YAPTI”
Sinemanı şekillendiren ya da seni etkileyen filmleri veya yönetmenleri sorsam ne söylersin?
Aslında sinemaya nasıl başladığımla ilgili bir hikaye anlatsam bunu yanıtlamış olurum galiba. Üniversitede politik bir grup içindeydim ve benim görevim yeni gelenleri örgütlemekti. Kalabalık bir gruptuk ve 7’ye bölmüştük yanlış hatırlamıyorsam. Yerin iki kat altında bir sinemayla anlaştık ve topluca filme gideceğiz… Ben bu arada Muş’ta ve Ağrı’da büyüdüğüm için hiç sinemaya gitmedim daha önce. Ben tabii çok heyecanlıyım, gittik oturduk, film başladı, bazen renkli, bazen siyah-beyaz olan bir film akmaya başladı. Yarım saat sonra zaten salon boşaldı. Bir saat sonra benim dışımda kimse kalmadı. Ben görev aşkıyla orada kaldım. Birinci gün öyle, ikinci gün öyle, üçüncü gün öyle… Çünkü tüm haftayı kapatmışız. Beşinci gün ben filmi sevmeye başladım. Altıncı gün artık filmi izlediğimiz anın gelmesini bekliyordum. Gece uyuyamadım yani, yedinci gün yine öyle… O film, yani benim sinemada izlediğim ilk film Tarkovski’nin “Ayna”sıydı. Ve ben yedinci günün sonunda dedim ki, bu adam ne yapıyorsa ben de aynısını yapacağım.
Söyleşinin tamamını Birgün TV’nin Youtube kanalında izleyebilirsiniz