Joystick tutmak balta tutmak değildir
Joystick tutmak balta tutmak değildir
Otuz yıllık akademik literatür de bize şunu söylüyor: Video oyunları oynamak ile cinayet işlemek arasında nedensellik bağı kurmak, şemsiye taşımak ile yağmur arasında nedensellik bağı kurmak kadar bilimsel bir şöleni gerektiriyor. Ama bu, hikâyenin tamamı değil. Zira bilimin kendi içindeki kavga da az ilginç değil.
SULANDIRILMIŞ SALDIRGANLIK
Anderson ve Bushman’ın 2001 tarihli meta-analizi, sahadaki en çok atıf alan çalışmalardan biridir ve şiddet içerikli oyunlarla saldırganlık arasında pozitif bir korelasyon saptamıştır. Araştırmacılar oyunların davranışsal, duygusal ve bilişsel saldırganlığı artırdığını, sosyal yardımlaşma eğilimini ise düşürdüğünü bulmuştur. Ama dikkat edin: “saldırganlık” ile “cinayet” farklı kelimelerdir. Birincisi bir laboratuvarda bağırma veya itmedir; ikincisi bir canı almak.
Dartmouth’tan Jay Hull liderliğindeki 2018 meta-analizi ise 24 çalışmayı ve 17.000’den fazla katılımcıyı kapsayarak bu bulguları doğruladı ama etki büyüklüğü β = 0.11 düzeyinde kaldı. Yani bir şey var, ama çok küçük. O kadar küçük ki, bunu “oyunlar cinayet yapıyor” argümanına dönüştürmek için gerçekten cesur bir zihinsel sıçrama gerekiyor.
BİLİMİN YAYIM YOLSUZLUĞU
Ferguson ve Kilburn’ın 2010 tarihli çalışması, meseleye bambaşka bir açıdan baktı: Peki ya yayın yapısının kendisi bozuksa? Araştırmacılar, “oyunlar saldırganlığı artırır” diyen çalışmaların akademik dergilerde çok daha kolay yayımlandığını, karşıt bulgu içerenlerin ise rafta beklediğini gösterdi. Yayın yanlışlıkları düzeltildiğinde etki büyüklüğü fiilen sıfıra indi. Yani bilim literatürünün bir kısmı, geçerli bir bulguyu değil, “beklenen” bulguyu yansıtıyor olabilir (doğrulama yanlılığı / confirmation bias). Bu, bizzat bilim insanlarının kendisinin de hesap vermesi gereken bir sorun.
Ferguson ve meslektaşlarının 2008 tarihli iki aşamalı çalışması belki de literatürün en rahatsız edici bulgusunu sunar. Katılımcılar şiddet içerikli oyunlara maruz bırakıldığında saldırganlıkta herhangi bir artış gözlemlenmedi. Ama aile içi şiddet, doğal saldırganlık eğilimi ve erkek cinsiyeti şiddetli suçu daha ortaya çıkar hale getirdi. Yapısal eşitlik modellemesi şunu net biçimde ortaya koydu: Çocuğunuzu bir katil yapan şey muhtemelen elindeki joystick değil, evdeki ortam. Ama bu, hiçbir “analistin” dokunmak isteyeceği bir konu değil.
Sonuç can sıkıcı ama önemli: Saldırganlığın pek çok nedeni vardır ve video oyunları, en iyi ihtimalle bu nedenlerin en zayıfı konumundadır.
OYUN ARTIYOR ŞİDDET AZALIYOR
Ferguson’ın 2015 tarihli kapsamlı analizi, 1920-2005 arası film şiddeti ile cinayet oranlarını inceledikten sonra video oyunlarına baktı. Bulgu: Video oyunu tüketimi arttıkça gençlik şiddeti azalmış. Bu elbette oyunların şiddeti önlediği anlamına gelmiyor (bilimde korelasyon nedensellik değildir), bunu biliyoruz. Ama aynı mantıkla, oyunların şiddeti artırdığı iddiası da toplumsal veriyle çürüme durumundadır.
Japonya’ya bakalım: Dünyanın en yoğun video oyunu tüketicilerinden biri olan bu ülkenin yıllık cinayet oranı 100.000’de 0.2 civarındadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu oran 5’in üzerinde seyreder. Amerika aynı zamanda aynı oyunları oynamaktadır (hatta Japon menşeili oyunların inanılmaz hayal gücü ile korkutucu derecede şiddet içerdiğini ekleyebilirim buna). Bu veriyi görmezden gelmek için gerçekten özel bir ideolojik körlük şart.
‘SEN DE KATİLSİN’
Amerikan Psikoloji Derneği (APA) 2020 yılındaki açıklamasında, şiddet içerikli oyunları şiddetli suç davranışıyla ilişkilendirmek için yeterli bilimsel kanıt bulunmadığını yineledi. Daha önce, 2017’de, politikacılara ve medyaya açıkça şunu dedi: Bu bağlantıyı kurmayın, bilimsel değil. Tabi dinleyen kim?
Ne var ki bu çağrı, her seçim dönemi ekranların başındaki gençleri gösterip rahatlaması gereken bir siyasi sınıf tarafından özenle görmezden gelinmektedir. Zira silah şirketi lobicisine, ailelere sosyal destek vermeyen yönetimlere “sen de katilsin” demek, bir ergeni ve oyunları işaret etmekten çok daha pahalıya patlar.
Oyunlar sizi biraz sinirlendirebilir. Ancak sizi katil yaptığına dair bir delil yok. Bu ayrımı yapamayan her politikacı, bir sonraki eğitim programı, sosyal ve psikolojik destek düzenlemesi tartışmasında neden sessiz kaldığını kendi kendine sorma zahmetine katlanır umarım. Biliyorsunuz, hep sorarlar zaten…