Ho Chi Minh: Sandaletler postallara karşı

Ho Chi Minh: Sandaletler postallara karşı

Tariq Ali, Crouch End’deki evin adresini daha sonra öğrenebildi mi bilmiyorum. Ama Ho’nun Londra’da yaşadığı yıllardan kalan 2 Temmuz 1914 tarihli bir mektubun sonuna düşülmüş not, başka bir adresi gösteriyor: Tottenham Court Road üzerindeki Stephen Street, 8 numara.

Bu mektupta yaklaşmakta olan büyük savaşın yarattığı belirsizliği anlatıyor. Birçok ülkenin çatışmaya sürüklendiğini, güç dengelerinin hızla değiştiğini ve özellikle Asya’nın kaderinin yakın zamanda önemli ölçüde dönüşebileceğini öngörüyor. Aynı zamanda temkinli bir tavır benimseyerek, böyle bir ortamda taraf tutmanın riskli olduğunu, en doğru yaklaşımın beklemek ve sessiz kalmak olduğunu ifade ediyor. Mektuptaki satırlar, henüz tarih sahnesine çıkmamış bir adamın,  dünyayı ne kadar dikkatle izlediğini gösteriyor.

Günün birinde kendi ülkesinin kaderini belirleyecek olan bu figür, o günlerde Londra’nın kalabalığı içinde kimsenin fark etmediği bir gözlemci gibidir; savaşın yaklaşan uğultusunu hisseden ama aceleci yargılardan kaçınan biri.

Onu Hanoi’deki anıt mezarında, camdan bir vitrin içinde, sessiz ve hareketsiz yatarken gördüğümde büyülenmiş gibiydim. Bir ölü gibi değil, öğle uykusuna çekilmiş, dingin bir bilgeye benziyordu. Ülkenin dört bir yanından “Ho Amca”larını görmek için gelen çocuklarla birlikte bedeninin etrafında dolaştık. Etrafında nöbet tutan askerler bir an bile durmamıza izin vermediği için, şaşkınlıkla hayranlığın birbirine karıştığı o kısacık an bugün rüya gibi geliyor.

Aslında vasiyetinin mumyalanmak değil, yakılmak ve küllerinin savrulması olduğunu sonradan öğrendim. Kendi isteğinin aksine böyle sergileniyor oluşu hüzün verici elbette; ama yine de bu gerçeği o zaman bilseydim de gider onu görürdüm sanırım.

Çünkü o hızlı ve tuhaf karşılaşma anında, Ho Chi Minh’in kişiliğiyle Vietnam’ın tarihi arasında birbirinden kopuk duran parçaların bir anda yerli yerine oturdugunu hissettim. Sanki büyülü gerçekçi bir sahneydi o an.

Ho Chi Minh’in hayatı,  biraz da isimlerinin hikâyesi gibi. 1890’da Nguyen Sinh Cung olarak doğdu, Nguyen Tat Thanh oldu, ardından Nguyen Ai Quoc, sonra bütün dünyanın bildiği ismiyle,  Ho Chi Minh ve en sonunda Ho Amca. Bütün bu isimler yalnızca saklanırken kullandığı kod adları değil; her biri tarihsel anların ve üstlendiği rollerin de izini taşır.

Bu çok katmanlılık, onun siyaset biçiminde de hissediliyor.

Babası Konfüçyüsçü bir bilgin ve devlet görevlisiydi; bir toprak sahibine uyguladığı sert bir cezadan sonra görevini kaybetti. Annesi ise tarlada ve tezgahta çalışan bir kadındı. 1911’de ülkesinden ayrıldığında, yalnızca ailesini değil, âşık olduğu kadını da (sanırım ilk aşkı) geride bırakmıştı. Bir Fransız gemisinde çalışarak başladığı yolculuk onu Marsilya’ya, Paris’e, Londra’ya ve daha pek çok şehre taşıdı. Limanlarda, mutfaklarda çalıştı, garsonluk yaptı.

Londra ve Paris yıllarında geçimini sağlamak için yaptığı işler dünyaya bakışını şekillendirdi. Dünyayı, kitaplardan önce hayatın içinden öğrendi.

Fransa’da sosyalist hareketlere katıldı, sömürge karşıtı yazılar yazdı. Versay’da Vietnam’ın kendi kaderini tayin hakkını savunmaya çalıştı ama ciddiye alınmadı. Bu reddediliş onu daha da keskinleştirdi. 1920’de Fransız Komünist Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Ardından Moskova, Çin ve Güneydoğu Asya’da geçirdiği yıllar, onu hem teorik hem örgütsel olarak şekillendirdi. Gençlik yıllarında yalnızca politik yazılar yazmakla kalmadı; karikatür de çizdi. Özellikle Fransa’da bulunduğu dönemde, sömürgeciliği eleştiren çizimleri ve yazılarıyla dikkat çekti.

Bu hareketli hayatın içinde aşklarına dair bildiklerimiz oldukça sınırlı. Çin’de bir evlilik yaptığı, Vietnam’da ise daha sonra politik nedenlerle yarım kalmış bir ilişki yaşadığı anlatılır. Ayrıntılar belirsiz, hatta kimi zaman tartışmalıdır; ama bütün bu hikâyelerin işaret ettiği şey aynıdır: Ho’nun hayatında kişisel olan daima geride kalmış.

1941’de Vietnam’a döndüğünde Viet Minh’i kurarak direnişi örgütledi. Artık yalnızca bir düşünür değil, bir liderdi. Ama meydanlarda yüksek sesle bağıran türden değil. Onun gücü görünmezliğinde, geri planda kurduğu ağlarda ve sabrında yatıyordu.

Belki de bu yüzden, onun hayatını anlamanın yolu büyük nutuklardan çok,  küçük ayrıntılardan geçer. Gösterişten uzak hayatı, sade kıyafetleri, mütevazı eşyaları ve gündelik alışkanlıkları, temsil ettiği mücadelenin diliyle uyumluydu. Sadelik onun için kişisel bir tercih değil, politik bir tavır, bir duruş biçimiydi.

Bu duruşun en somut simgelerinden biri sandaletleridir. Amerikalıların “Ho Chi Minh sandaletleri” adını verdiği bu lastik ayakkabılar yalnızca onun değil, Vietnamlı gerillaların da ayaklarındaydı. Eski araba lastiklerinden kesilerek yapılan sandaletlerin, ağır askeri botlara kıyasla daha hafif, sessiz, ucuz ve kolay onarılabilir oluşları onları savaşın en etkili araçlarından biri haline getirmişti.

Gerillalar sandaletlerinin tabanını ters yerleştirerek, yürüdükleri yönün aksine gidiyormuş izlenimi yaratıyordu. Bu basit ama etkili yöntem,  düşmanı şaşırtmak için kullanılıyordu.

Sandaletler postallara karşı! Bir yanda uçaklar, kimyasal silahlar ve  postallar; öte yanda el yapımı, üstelik de  çevreci lastik sandaletler…

Ho Chi Minh’in yaşamındaki mütevazılık, yalnızca gündelik hayatında değil, düşünce ve  ifade biçiminde de kendini gösteriyor.

Hapishane yıllarında tuttuğu günlüğündeki şiirler, onun direnme gücünün en berrak yansımalarından biridir.  Günlüğüne şu dizelerle başlar:

“Şiir yazmaya hiç meraklı olmadım;

Ama esaret altında başka ne yapılır ki?

Bu uzun günleri şiir yazarak geçireceğim:

Belki de özgürlüğü beklerken şiirler bana yardım eder.”

Ho Chi Minh’in dünyasında kelimeler, tıpkı yürüyen beden gibi, sadelik içinde direnişin başka bir biçimine dönüşür.

Bu yüzden Ho Chi Minh’in hikâyesi yalnızca bir liderin biyografisi değil, aynı zamanda, dünyayı anlamaya,  onu yeniden kurmaya çalışan ve en basit araçlarla bile tarihi dönüştürebilen bir insanın hikâyesidir.

Tarih yalnızca postallarla değil, bazen de sandaletlerle yazılır.

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu