1 Mayıs’a giderken: Büyüyerek çoğalan mücadeleler
1 Mayıs’a giderken: Büyüyerek çoğalan mücadeleler
Yine Aralık ayında metal işçileri MESS’in düşük zam teklifine karşı Türk Metal ve Birleşik Metal-İş önderliğinde iş yeri direnişleriyle Ocak 2026’da istedikleri zam oranında anlaştı. Şubat ayında ise Soma’da Anadolu Madencilikte çalışan işçiler, ücretlerini alamadıkları için greve çıktı. Benzer bir sebeple İstanbul Okmeydanı Hastanesi emekçileri de alamadıkları ücretleri sebebiyle 51 gün boyunca kararlılıkla direnerek mücadelelerini kazanımla sonuçlandırdılar. Yaklaşık 1 yıldır ücretlerini alamadıkları için iki hafta önce greve çıkan ve Ankara’ya yürüyen Doruk Madencilik işçileri eylemlerini sürdürüyor. Ankara’da Enerji Bakanlığı ve şirket önünde yaptıkları eylemlerde ağır polis şiddetine maruz kalan işçiler, hak ettikleri ücretleri alana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtiyor.
Türkiye’de artarak yükselen sadece iş yerlerindeki grev ve direnişler değil, iktidarın baskı ve korku mekanizmaları ile bu direnişleri durdurma çabası da aynı şekilde devam ediyor. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Sendikacı Mehmet Türkmen ise 40 gündür haksız biçimde tutuklu yargılanıyor. Türkmen, ücretlerini alamadıkları için greve çıkan Sırma Halı işçilerinin eyleminde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek, “halı düşmanlığa tahrik” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarıyla tutuklanmıştı.
Öte yandan 2026 yılında işçi direnişleri dediğimizde aklımıza yalnızca iş yeri eylemleri gelmiyor. Bugün rejimin dayatmasıyla bir norm haline gelen çocuk işçiliği sömürüsü MESEM’ler eliyle kamu politikasına dönüşürken, çocukların hiçbir koruma mekanizması olmadan patronların vicdanına bırakıldığı, bunun sonucunda 2025’ten bu yana birçok “çocuk işçinin” iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği bir noktaya evrildik. Bu duruma karşı, başta liseliler olmak üzere birçok kesim MESEM’lere karşı protestolarını sürdürmeye devam ediyor.
2026 yılının ilk 5 ayında neredeyse tüm sektörlerde ortaya çıkan eylemler, hem Türkiye’deki çalışma rejimine hem de sınıf mücadelelerinin karakterine dair önemli sonuçlar ortaya çıkarıyor. Türkiye’de mevcut örgütsüzlük ortamında düşük ücretler, sendika yasakları ve haksız işten çıkarmalar yeni değil. Fakat uzun aylar ücret ödenmemesi, son birkaç yıldır geçmişe oranla çok daha yaygınlaşan yeni bir sömürü biçimi haline geldi. Bu gelişmede, hukukun siyasallaşmasının yalnızca üst siyaset düzleminde değil, bundan çok daha görünür biçimde sınıfsal bir karakter edinmesi de önemli rol oynadı. Gelinen noktada patronların kar hırsı, ağır sömürü koşullarını dahi aşındırarak, artık uzun aylar ücretlerin dahi ödenmediği yeni bir aşamaya geldi. Öte yandan son yıllarda iş yeri direnişleri sektör fark etmeksizin yayılırken, bu direnişler arasında organik, nitelikli etkileşim ve dayanışma imkanları kurabilme konusunda ise hala ilerleyebilmiş değiliz. Her ne kadar tekil ekonomik sebeplere dayansa dahi tüm işçi mücadeleleri aynı sınıfa bu sınıfın güvencesi olan tek adam rejimine karşı mücadele ederken, mücadelelerin mevcut tekillikleri, her seferinde asimetrik bir güç farkı yaratıyor. Kimi direnişler kazanımlarla sonuçlanamıyor, toplumsal muhalefet dinamiklerinin daha güçlü şekilde bağ kurabildiği mücadelelerde ise direnişler güçleniyor. Bugün tüm toplumsal muhalefet dinamiklerinin 1 Mayıs’a giderken düşünmesi gereken en önemli sorumluluklardan biri de aynı rejim ve sistemin yarattığı bu tekil direnişler ve kadın, çevre, laiklik gibi diğer mücadele alanları arasında güçlü bağlar kurabilecek bir birleşik mücadele hattının nasıl kurulacağı olmalı.