Mühimmat stoku belirleyici, İran’ın zayıf karnı hava ve deniz gücü

ABD ve İsrail’in; İran’a yönelik ortak hava saldırısı, klasik cephe hatlarının oluştuğu bir savaştan çok; yüksek teknoloji, hassas mühimmat ve uzun vadeli stratejik hesaplar üzerine kurulu yeni güç mücadelesini kapsıyor. İran füze kapasitesi ve asimetrik savunma konseptiyle denge kurmaya çalışırken; ABD ve İsrail hava-deniz üstünlüğü, elektronik harp ve lojistik sürdürülebilirlik üzerinden Tahran yönetimine baskı oluşturuyor. Savaşın süresi, seyri ve tarafların askeri stratejisini Haberglobal.com’ye anlatan Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz ise “Sahadaki tablo, uzun soluklu bir yıpratma savaşına işaret ediyor” derken, sürecin kaderini büyük ölçüde tarafların mühimmat stoklarının belirleyeceğini vurguladı. ABD açısından kritik ve yüksek hassasiyetli mühimmatın üretim süresinin uzun olduğuna dikkat çeken Yavuz, çatışmanın temposunun yalnızca sahadaki hamlelerle değil, stokların sürdürülebilirliği ve tedarik zincirinin dayanıklılığıyla şekilleneceğini de ifade etti. Yavuz, ‘haberglobal.com.tr’ye şu saptamalarda bulundu.
İran’a yönelik operasyonda uzun vadede yıpratma derinleştikçe iç dinamiklerin daha kritik hale geleceğini vurgulayan Yavuz, “İran’ın kaderini yalnızca dış askeri baskı değil, içerideki güç dengeleri ve olası siyasal kırılmalar belirleyecek” dedi.
FÜZE STOKLARI YETECEK Mİ?
“İran’ın füze stokunun 1.000-1.500 olduğu tahmin ediliyor. Ancak ABD’nin yüksek hassasiyetli ve stratejik mühimmatın üretimi de zaman alıyor. Bu da savaşın kısa sürede sonuçlanmasından ziyade uzayabileceği, çatışma yoğunluğunun dalgalı bir seyir izleyebileceği anlamına geliyor. İran’ın en önemli avantajı ise kara harekatına karşı sahip olduğu coğrafi üstünlük. Ülkenin yüzölçümü, dağlık yapısı ve stratejik derinliği, dışarıdan gelecek geniş çaplı bir kara işgalini son derece zorlaştırıyor. ABD’nin İran büyüklüğünde bir ülkeyi işgal etmesi hem askeri hem siyasi hem de ekonomik açıdan mümkün değil. Ancak İran’ın elindeki füze stoku ile ne kadar direneceği de soru işareti.”
İÇ ÇATIŞMA RİSKİ VAR MI?
“Uzun vadeli bir yıpratma savaşı, ekonomik baskı, askeri kayıplar ve psikolojik üstünlükle İran’da iktidar değişimini tetikleyebilir. Bu yaklaşımın nihai hedefi, ABD ile daha uyumlu bir yönetim ortaya çıkarmak olacaktır. Böyle bir senaryoda İran, Venezuela benzeri bir modele sürüklenip; yani resmi olarak bağımsız görünse de ağır ekonomik ve siyasi baskı altında bir ülke haline gelebilir. Savaş İran açısından ciddi riskler barındırıyor. Uzun süren yıpratma savaşı, ülke içinde bölünme ve iç çatışma riskini artırabilir. Bu noktada belirleyici olan, içerideki güç odaklarının nasıl pozisyon alacağı olacak.”
MÜHİMMAT SORUNU ARTAR MI?
“Askeri açıdan bakıldığında İran’ın hava kuvvetleri sınırlı kapasiteye sahip. Bu nedenle caydırıcılığının ana unsuru balistik füze stoku. Ancak füze stokunun tükenmesi halinde Rusya veya Çin’den tedarik gündeme gelebilir. Öte yandan ABD’nin de mühimmat stoklarının sınırsız olmadığı, özellikle yüksek teknolojiye dayalı sistemlerin nadir toprak elementlerine bağımlılığı nedeniyle üretim kapasitesinin mutlak bir bolluk anlamına gelmediği bilinmeli. Bu durum savaşın uzaması halinde her iki taraf için de mühimmat ve tedarik zinciri baskısı yaratabilir.”
DEMİR KUBBE ZAYIFLIYOR MU?
“İsrail cephesinde ise Demir Kubbe ve katmanlı hava savunma sistemleri yoğun kullanım nedeniyle zamanla zayıflayabilir. Sürekli füze ve İHA tehdidi altında kalan savunma sistemlerinin sürdürülebilirliği, mühimmat ikmali ve teknik bakım kapasitesiyle doğrudan bağlantılı.”
HÜRMÜZ DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLÜR MÜ?
“İran’ın donanması hedef alınmış durumda. Kaç geminin kaybedildiği net değil; ancak deniz gücünün zayıflatılması, özellikle Hürmüz Boğazı denklemi açısından stratejik önem taşıyor. ABD’nin Hürmüz üzerindeki kontrolü ele geçirmek istiyor. Enerji arzının kalbi sayılan bu geçiş hattı üzerindeki hakimiyet, savaşın ekonomik boyutunu da belirleyecek.”
ABD savaş gemilerinden ateşlenen füzeler İran’daki kentleri hedef alıyor.
AMAÇ BAŞSIZ BIRAKMAK
Yavuz, ABD’nin operasyonel hedeflerine de dikkat çekti. İran’ın komuta kademesinin hedef alınmasının, sahadaki askeri kapasiteden çok karar alma ve koordinasyon merkezinin doğrudan vurulması anlamına geldiğini belirten Yavuz, “Amaç, birlik bütünlüğünü ve emir-komuta zincirini koruyacak kadroyu etkisiz hale getirerek sistemi ‘başsız’ bırakmak. Yani askeri ve siyasi karar mekanizmasını felç ederek İran’ı koordinasyonsuz bir yapıya sürüklemek. Bu, klasik anlamda ‘kafası kesilmiş tavuk’ stratejisi olarak tanımlanabilecek bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.
[email protected]
Kaynak: Web Özel