Yüzümüze inen son tokat: Okul saldırıları

Yüzümüze inen son tokat: Okul saldırıları

EZBERE YARGILAR VE PERDELENEN GERÇEKLER

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı ve Birgün yazarı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, okul saldırılarının iyi gitmeyen, giderek bozulan ve hastalanan sistemin güçlü bir belirtisi olduğu konusunda uyarıyor. Zira saldırıların hemen ardından failin profiline dair üretilen o “ezbere” yargılar; bilgisayar oyunları, dini inançlar, etnik köken, cinsel yönelim ya da ekonomik sınıfa dair yakıştırmalar, asıl meseleyi perdelemekten başka bir işe yaramıyor. Candansayar’a göre, şiddetin failini belirli bir kalıba sokmaya çalışmak, ailelerin “acaba benim çocuğum da öyle mi?” kaygısını dindirme çabasından öteye geçmiyor. Oysa gerçek veriler bize bambaşka bir tablo çiziyor.

FAİLLERİ ORTAKLAŞTIRAN ÜÇ AYAK

Selçuk Hoca, bugüne dek yapılmış bilimsel çalışmaların, bu tür eylemleri gerçekleştirenlerin ortaklaştığı noktaların üç temel başlıkta topladığının altını çiziyor. Dışlanmışlık ve yalnızlık hissi, ırkçı-üstünlükçü düşünceler ve kadın düşmanlığı. Failin yoksul bir mahalleden gelmesi, göçmen olması ya da dindar-laik bir aile yapısında yetişmesi bu sonucu tek başına belirlemiyor. Şiddet; sınıf, ideoloji veya kimlik gözetmeksizin, bu hastalıklı sistemin içinde hayatta kalmaya çalışan her çocukta benzer şekilde tezahür edebiliyor. Candansayar’ın altını çizdiği en çarpıcı gerçek ise toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili: Saldırıların yüzde 90’ında failin erkek olması, sistemin nasıl bir “erkeklik” ve “şiddet” kültürü ürettiğinin en somut kanıtı. Tam bu noktada, “İncel” (istemsiz bekarlar) olgusu ile yükselen erkek egemen dile dikkat kesilmek gerek. Hükümetler eliyle de beslenen bu hegemonik erkeklik anlayışı, kadına yönelik şiddetin sistematik olarak cezasız bırakılmasıyla doğrudan besleniyor. Kadın-erkek eşitliğinin reddi ve kadın özgürleşmesine karşı duyulan bu kolektif öfke, şiddeti meşrulaştıran bir zemin hazırlıyor.

YABANCILAŞMA VE GELECEKSİZLİK

Şiddetin dizilerle taşındığı iddialarına ise Selçuk Hoca itiraz ediyor: “İnsanların şiddeti öğrenmek için dizilere ihtiyacı yok; şiddet zaten her yerde.” “Şiddet iklimi, eğitimin tüm bileşenlerini (öğretmen, veli, öğrenci) okuldan soğutuyor. Bugün okullarda korkmuş, kaygılı ve aidiyetini yitirmiş binlerce öğrenci var. Okulla bağı kopan sadece öğrenciler değil, aynı sorun güvencesizleştirilen ve itibarları zedelenen öğretmenlerimiz için de geçerli. Ezcümle, barınma ve beslenme sorunlarıyla boğuşan, geleceksiz bırakılan gençler; şiddetin her türlüsüyle sarmalanmış halde hayatta kalmaya çalışıyor. Çocukları gerçekten dinlemek ve aile içi iletişimi yeniden inşa etmek zorundayız. Bir sonraki yazımda, çocukların psikolojik sağlıklarıyla beraber fiziksel sağlıklarının da nasıl ihmal edildiğini ortaya koyan önemli bir raporu aktaracağım ve gençlerin aslında seslerini duyurmak için nicedir nasıl çabaladığına dair kafa yormaya çalışacağım.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu