Türkiye için yeni denge, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasının bölgesel güç dengelerine etkisi tartışılırken, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yeni diplomatik ve askeri adımlar da dikkat çekiyor. Bu süreçte Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Ürdün arasında imzalanan 2026 Ortak Eylem Planı kapsamında istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar, eğitim faaliyetleri ve İHA/SİHA’lara karşı mücadelede iş birliği kararı alındı. Yunanistan ve Mısır dışişleri bakanları da Doğu Akdeniz gündemiyle bir araya gelerek iki ülke arasındaki stratejik ortaklıkta kaydedilen ilerlemeyi teyit etti. Gelişmeler, Mısır’ın Mekke Anlaşması’na olası katılımının tartışıldığı bir dönemde yaşandı.
Stratejistlere göre ortak tatbikatlar, hava ve füze savunma sistemlerinin entegrasyonu, istihbarat paylaşımı, askeri üslerin kullanımı ve ortak harekat planlarının hazırlanması anlaşmanın gelecekteki niteliğini belirleyecek.
ASKERİ GÜÇ BİRLEŞİYOR
Türkiye, yaklaşık 481 bin aktif askeri, NATO tecrübesi ve son yıllarda hızla büyüyen savunma sanayi kapasitesiyle üçlü yapının askeri ve teknolojik merkezlerinden biri durumunda. Suudi Arabistan ise yaklaşık 247 bin aktif askeri personelin yanı sıra sahip olduğu mali kaynaklarla dikkat çekiyor. Yaklaşık 660 bin aktif askere sahip Pakistan üçlü oluşumun insan gücü bakımından en büyük askeri kapasitesini oluşturuyor. Pakistan ordusunun envanterinde 2 bin 500’ün üzerinde ana muharebe tankı ve 400’den fazla savaş uçağı bulunurken, ülkenin nükleer silah kapasitesi güvenlik denklemindeki en önemli stratejik unsur olarak öne çıkıyor.
ORTAK SAVUNMA HÜKMÜ
Anlaşmanın en dikkat çekici maddesini, üç ülkeden birine yönelik saldırının tarafların tamamına yönelik saldırı kabul edilmesi oluşturuyor. Söz konusu hüküm, NATO’nun 5’inci maddesindeki kolektif savunma anlayışına benzer bir siyasi ve askeri taahhüde işaret ediyor. Buna karşılık anlaşmanın saldırı halinde hangi askeri mekanizmaları devreye sokacağı henüz bilinmiyor. Diğer ülkelerin otomatik olarak askeri operasyona katılıp katılmayacağı, hangi kuvvetlerin kullanılacağı, ortak komuta merkezi kurulup kurulmayacağı ve yardımın kapsamının nasıl belirleneceği anlaşmanın uygulanmasındaki en kritik başlıkları oluşturuyor.
İKİNCİ GÜVENLİK HALKASI
Anlaşmanın Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri NATO üyeliğinin yanında ikinci bir güvenlik halkasının ortaya çıkması. Ankara bir yandan NATO’nun kolektif savunma sistemi içinde kalırken, diğer yandan Körfez ve Güney Asya’ya uzanan ayrı bir savunma mekanizmasının parçası haline geliyor. Stratejik değerlendirmelerde bu durumun Türkiye’nin ABD ve Avrupa karşısındaki diplomatik ve askeri hareket alanını genişletebileceğine dikkat çekiliyor. Bununla birlikte Türkiye’nin aynı anda NATO ve farklı bir kolektif savunma sistemi içerisinde bulunması olası krizlerde yeni sorunları da beraberinde getirebileceğine işaret ediliyor. Pakistan-Hindistan arasında geniş çaplı bir savaş veya Suudi Arabistan ile İran arasında doğrudan askeri çatışma yaşanması halinde Ankara’nın yükümlülüklerinin sınırı önem kazanacağının da altı çiziliyor.
HİNDİSTAN YAKINDAN İZLEYECEK
Üçlü anlaşmanın en fazla etkileyebileceği ülkelerden biri Hindistan. Yeni Delhi ile İslamabad arasında Keşmir başta olmak üzere uzun süredir devam eden anlaşmazlıklar bulunurken, iki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması Güney Asya’daki askeri dengeyi son derece hassas hale getiriyor. Türkiye’nin Pakistan’la yakın ilişkileri ve Keşmir konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle Ankara-Yeni Delhi hattında zaman zaman yaşanan gerilimlerin yeni savunma anlaşması sonrasında daha da artabileceği değerlendiriliyor. Hindistan’ın buna karşılık İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma ilişkilerini güçlendirmesi ihtimali de stratejik analizlerde öne çıkan senaryolar arasında bulunuyor.
İRAN İÇİN HASSAS DENGE
Anlaşmanın İran açısından nasıl okunacağı da önemli başlıklardan biri. Türkiye ile İran arasında Suriye, Irak ve Kafkasya başta olmak üzere çeşitli bölgelerde rekabet bulunmasına rağmen Ankara, Tahran’la doğrudan bir askeri cepheleşmeden uzun süredir uzak duruyor. Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabet ise daha farklı bir tablo ortaya koyuyor. Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze ve İHA saldırıları, Körfez’deki enerji hatlarının güvenliği ve İran’ın bölgedeki askeri etkisi Riyad açısından başlıca güvenlik sorunları arasında bulunuyor. Ankara açısından en hassas senaryo ise üçlü yapının zamanla İran karşıtı bir askeri blok görünümü kazanması. Türkiye’nin İran’la enerji, ticaret, Irak, Suriye ve Kafkasya üzerinden devam eden ilişkileri dikkate alındığında böyle bir gelişmenin Ankara açısından yeni diplomatik sorunlara yol açabileceği belirtiliyor.
Pakistan’ın yaklaşık 170 nükleer savaş başlığına sahip olduğu tahmin ediliyor.
SAVUNMA SANAYİNDE YENİ PAZAR
Anlaşmanın Türkiye açısından en önemli ekonomik sonuçlarından biri savunma sanayinde ortaya çıkabilir. Türkiye’nin teknoloji ve üretim kapasitesinin Suudi Arabistan’ın finansal imkanları ve Pakistan’ın askeri üretim altyapısıyla birleşmesi halinde ortak projelerin ölçeğinin ciddi biçimde büyüyebileceği değerlendiriliyor. KAAN, HÜRJET, KIZILELMA, AKINCI, MİLGEM, ATMACA, SOM, HİSAR ve SİPER gibi sistemlerin ilerleyen süreçte ortak üretim, teknoloji paylaşımı veya ortak tedarik modellerinin parçası olması ihtimali üzerinde duruluyor.
MISIR KATILIRSA TABLO DEĞİŞİR
Üçlü savunma mekanizmasının ilerleyen dönemde genişleyip genişlemeyeceği de dikkatle takip ediliyor. Bu kapsamda adı öne çıkan ülkelerin başında Mısır geliyor. Kahire’nin anlaşmaya katılması durumunda yeni yapının askeri, demografik ve coğrafi ağırlığının önemli ölçüde artacağı değerlendiriliyor. Mısır ordusunun yaklaşık 440 bin aktif personeli bulunurken, ülkenin savaş uçakları, zırhlı birlikleri ve güçlü deniz kuvvetleri de bölgesel askeri kapasitenin önemli unsurları arasında yer alıyor. Mısır’ın katılımıyla dört ülkenin toplam aktif asker sayısı yaklaşık 1 milyon 830 bine, toplam nüfus ise yarım milyara yakın bir seviyeye ulaşıyor.Ancak Kahire’nin asıl önemi rakamlardan çok coğrafi konumundan kaynaklanıyor. Mısır’ın hem Akdeniz’e hem Kızıldeniz’e kıyısı bulunurken, dünya deniz ticaretinin en kritik geçiş noktalarından Süveyş Kanalı da Mısır’ın kontrolünde bulunuyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel