Uçan Süpürge Film Festivali 29. yılında: Hafıza ve direniş alanı
Uçan Süpürge Film Festivali 29. yılında: Hafıza ve direniş alanı
Bu yıl öne çıkan özel seçkilerden biri Judit Elek anısına hazırlanan seçki oldu. Bu seçkinin festival açısından anlamı nedir?
Kadın filmleri festivalleri yalnızca yeni filmlere alan açmaz; aynı zamanda kaybettiklerimizi, mücadele edenleri, iz bırakanları ve sinema hafızasına emek verenleri de hatırlar. Macar yönetmen Judit Elek anısına hazırlanan seçkiyi bu yüzden yalnızca bir anma olarak değil, bir hafıza ve dayanışma alanı olarak görüyoruz. Feminist kültür politikası biraz da budur: Kaybı unutmaya değil, hatırlamaya; hatırlamayı da yalnızca nostaljiye değil, bugünün mücadelesine bağlamak.
Lúcia Murat seçkisi de programın önemli başlıklarından biri. Onu neden önemsiyorsunuz?
Brezilya Büyükelçiliği’nin desteğiyle gösterilecek üç filmden oluşan Lúcia Murat seçkisi, festivalin hafıza, tanıklık ve mücadele ile kurduğu ilişki açısından çok kıymetli. Murat’ın sineması kişisel hafıza ile toplumsal tarihi birbirinden ayırmayan bir sinema. Bizim özellikle önemsediğimiz noktalardan biri de festivalin hafızayı yalnızca geçmişe bakan bir yas alanı olarak değil, bugünü dönüştüren bir direnç alanı olarak kurması. Kadınların maruz kaldığı şiddeti konuşuyoruz ama orada kalmıyoruz; sinemanın iyileştirici, hatırlatıcı ve dönüştürücü gücünü de öne çıkarmaya çalışıyoruz.
Programdaki filmler hangi temalar etrafında bir araya geliyor?
Kuru Taşın Başı, Sinema Jazireh, Rahibeler Vatikan’a Karşı, Replika gibi filmler kadınların farklı coğrafyalardaki deneyimlerini, hafızalarını ve mücadele biçimlerini bir araya getiriyor. Programda çok farklı estetik biçimler ve anlatı türleri var. Bu çeşitlilik de festivalin temel meselesiyle örtüşüyor. Kadınların hikâyeleri tek bir biçimde, tek bir sesle, tek bir imgeyle anlatılamaz.
Festivalin Etimesgut ve Mamak’a da uzanması neden önemli?
Programın Kült Kavaklıdere Sineması’nın yanı sıra Etimesgut 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’ne ve Mamak Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi’ne de uzanması çok mühim. Çünkü sinemayı yalnızca merkezde değil, kentin farklı alanlarında izleyiciyle buluşturmak festivalin kamusal niteliğini güçlendiriyor. Uçan Süpürge’nin Ankara’da kurduğu bağ biraz da burada yatıyor: Festival yalnızca belirli bir izleyici grubuna değil, kentin farklı bölgelerine de seslenmeye çalışıyor.
Bugün kadın filmleri festivallerine neden daha fazla ihtiyaç var?
Bugün dünyada kadınların bedeni, emeği, yaşam hakkı ve söz söyleme hakkı yeniden müdahalelerin konusu hâline geliyor. Tam da böyle bir dönemde kadın filmleri festivalleri çok daha kritik. Çünkü bu festivaller yalnızca film göstermez; arşiv kurar, hafıza taşır, karşılaşmalar yaratır, genç yönetmenlere alan açar ve izleyiciyi pasif bir konumdan çıkarıp tartışmanın parçası hâline getirir.
Festivalin arkasındaki emeğe dair ne söylemek istersiniz?
Bu noktada festival program direktörümüz sevgili Alin Taşçıyan’a ve tüm Uçan Süpürge ekibine özellikle teşekkür etmek isterim. Böyle bir festivali hazırlamak yalnızca film seçmekten ibaret değil; hafızayı taşımak, dayanışma ağları kurmak, konukları, izleyiciyi, sinemacıları ve kenti aynı ortak zeminde buluşturmak demek. Bu emeğin görünür olmasını çok önemsiyorum.
Son olarak izleyiciye çağrınız nedir?
Bu yıl izleyiciyi yalnızca film izlemeye değil, birlikte düşünmeye, tartışmaya, tanışmaya ve dayanışmaya davet ediyoruz. Çünkü bizim için festival, perdede başlayan ama salondan çıktıktan sonra da devam eden bir deneyim. Kadınların hikâyelerine, hafızalarına, öfkelerine, neşelerine ve dirençlerine birlikte tanıklık etmek istiyoruz.