Türk Dışişleri, ABD-İran görüşmelerinin devam ettiği bir dönemde telefon diplomasisi başlattı
Bakanlığa göre, Hakan Fidan, Abbas Araghchi ve Ishaq Dar arasındaki görüşmelerde İran ile ABD arasındaki müzakere sürecindeki son gelişmeler ele alındı.
ABD ile İran arasındaki görüşmelerin ilk turu iki hafta önce İslamabad’da yapılmış, ancak 28 Şubat’ta başlayıp Orta Doğu’ya yayılan çatışmayı sona erdirecek bir anlaşma sağlanamamıştı. Görüşmeler, 8 Nisan’da Pakistan’ın aracılık ettiği ve daha sonra Trump tarafından uzatılan iki haftalık ateşkesin ardından geldi.
Bakanlık Pazar günü Fidan’ın ABD’li müzakereciler ile telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Fidan’ın ABD ile İran arasındaki müzakerelerdeki son gelişmeler konusunda ABD’li muhataplarla görüş alışverişinde bulunduğunu söyledi.
Araghchi, Cumartesi günü İslamabad’da Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve genelkurmay başkanı Mareşal Asim Munir ile bir araya geldi; ABD elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın Pakistan’ın başkentine ziyareti iptal edildi.
İki taraf arasındaki anlaşmazlık noktalarının, İran’ın 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in saldırısına uğramasından bu yana fiilen kapattığı küresel nakliye geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nın açılması, ABD’nin İran limanlarını abluka altına alması ve Tahran’ın zenginleştirilmiş uranyumun kaderi olduğu söyleniyor.
Fidan Cuma günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin ABD ile İran arasında olası bir barış anlaşması sonrasında Hürmüz Boğazı’ndaki çok uluslu mayın temizleme operasyonlarına katılmayı değerlendirebileceğini söyledi. Londra’da gazetecilere konuşan Fidan, anlaşmaya varılması halinde Türkiye’nin boğazdaki deniz mayınlarını temizlemekle görevli koalisyona katılmaya “açık olacağını” belirterek, bu tür bir çalışmayı “insani” bir çaba olarak nitelendirdi.
Ancak Fidan, Ankara’nın Türkiye’yi yeniden çatışmanın tarafı olarak konumlandırma riski taşıyan operasyonlara katılmayacağının altını çizdi. Fidan, çatışmaların devam etmesi halinde Ankara’nın uyum ima edecek her türlü rolden kaçınacağını söyledi.
Fidan, Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’ndan açık ve ücretsiz geçişi garanti altına alarak statükoya müzakere yoluyla dönüşle sonuçlanacak kapsamlı bir anlaşmayı öngörebileceğini söyledi. Bakana göre aksi takdirde her iki taraf da çözüm bulmak için yeni yollar aramak zorunda kalacak.
Ankara, ABD ile İran arasındaki bağları onarma çabalarının ön saflarında yer alıyor. Şubat ayında ABD ve İsrail saldırılarıyla çatışma başlamadan önce Türkiye, ABD ile İran arasında müzakerelerin yapılacağı ülkeler arasında yer alıyordu. Çatışma başlayıp bölgeye yayıldıktan sonra, hava sahasında en az beş füzenin imha edilmesiyle Türkiye de riskle karşı karşıya kaldı. Yine de tarafsız tavrını korudu ve özellikle Fidan’ın telefonla yaptığı diplomatik saldırı ve çatışmadan etkilenen bölge ülkelerine yaptığı ziyaretler aracılığıyla tarafları müzakere masasına getirmeye çalıştı.
Bu ayın başlarında Fidan, ABD ve İran’ın ateşkes sağlama konusundaki “samimiyetini” övdü. Ancak İsrail’in süreci aksatabileceği konusunda uyardı. Fidan ayrıca İsrail’in Türkiye gibi bölgede “yeni düşmanlar” bulma yönünde ortaya çıkan “devlet stratejisine” de dikkat çekti.
13 Nisan’da AA muhabirine konuşan Fidan, “Bütün dünya Hürmüz Boğazı’ndan uluslararası serbest geçiş istiyor. Hürmüz barış yoluyla açık kalmalı, uluslararası silahlı kuvvet kullanmak zorlu bir iştir” dedi. Hürmüz Boğazı meselesinin, savaşın sadece “bölgesel” değil, küresel yansımaları olan bir çatışma olduğunu gösterdiğini belirtti. Boğaz’ın doğalgaz ve petrol sevkiyatlarının yüzde 25’e varan kısmının geçtiği yer olduğunu vurguladı. Büyük bir lojistik zincirinin, üretimin ve endüstriyel altyapının etkilendiği bir durumla karşı karşıyayız” diye konuştu. “Şimdi asıl soru, boğazın nasıl yönetileceğidir.”
Fidan, Körfez’de artan gerilime rağmen uluslararası nakliye rotalarının açık tutulmasının önemine değindi. “Tüm dünyanın istediği, uluslararası geçişin serbest kalması ve engellenmemesidir” dedi. Su yolunda istikrarın zorlayıcı tedbirlerle sağlanamayacağı konusunda uyardı. “Bizim konumumuz burayı barış yoluyla yeniden açmaktır. Buraya uluslararası silahlı bir barış gücüyle müdahale etmenin birçok zorluğu var” dedi.
İran’ı hedef alan çatışmaya taraf olmakla Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak arasında ince bir çizgi olduğunu da kaydetti. “Ama hiçbir ülke bu savaşın bir parçası olmak istemiyor, özellikle Avrupalılar bunu açıkça ifade etti” dedi.
Fidan, Türkiye kürsüsünde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın savaşın başından bu yana benimsediği tutumun “Türkiye’yi savaşın dışında tutma politikası” olduğuna dikkat çekti. Hürmüz’deki durumun küresel piyasaları önemli ölçüde etkilediğini ve Türkiye’nin sorunun çözümü için her türlü katkıyı yaptığını söyledi. Ancak bakan, Türkiye’nin “enerji güvenliği ve enerji tedariği açısından Hürmüz Boğazı’na çok fazla bağımlı olmadığını” da sözlerine ekledi. “Son 20 yılda doğalgazın elektrik üretimindeki payı düştü, yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise dramatik bir şekilde arttı. Ancak bu durumun dolaylı etkisini, özellikle de fiyatlandırmayı hissediyoruz. Enerji arzı sorunsuz bir şekilde sağlanıyor ancak fiyatlandırma sorun yaratıyor. Bu, uzun vadede ekonomiye yük getirebilir.”