Rolün dışına düşmek: Sarı Zarflar üzerine

Rolün dışına düşmek: Sarı Zarflar üzerine

Berlin’in Ankara, Hamburg’un İstanbul rolünü oynadığının belirtilmesi.

Sarı Zarflar isimli filmin içinde Sarı Zarflar adlı bir tiyatro oyununun yazıldığını, prova edildiğini ve oynandığını izlememiz.

Babaannenin torununa sorduğu bulmaca kelimesi olan “rol”.

Birçok konuşmada, konuşan kişinin, kendisinden önce konuşan kişinin son kelimesini tekrar etmesi.

Yani film bize bir film izlemekte olduğumuzu, gördüklerimizin bir hikaye olduğunu sık sık hatırlatıyor. Yabancılaştırma efektleri denebilir herhalde bunlara, izleyiciye karakterle özdeşleşip kendi gerçekliğini unutmama imkanı veren Brechtyen efektler belki. Brecht’in tiyatrosu Berliner Ensemble’ın içinde bulunduğu şehir olan Berlin’in bir yabancılaştırma efektinin kahramanı olması çok güzel değil mi?

Filmin Türkiye’de çekilmemesi muhtemelen bazı zorunlulukların eseri diye düşünmüştüm izlediğimde, ancak bir yandan da insanların yaşadığı bu gibi zorlukların evrensel olduğunu, başka bir ülkede de yaşanabileceğini gösterme imkanını yaratmış bu. Dolayısıyla, ve okuduğum kadarıyla, sanırım bir zorunluluktan ziyade bilinçli bir tercih.

Ayrıca izleyiciye hissettirilen ufak farklar ve benzerlikler var film (gösteren) ile anlattığı hikaye (gösterilen) arasında; İstanbul yerine Hamburg’da vapura binmeleri, Ankara yerine Berlin’de geçen mahkemenin duvarında “halk adına” yazması ya da Aziz’in “taksi” yerine kullanılan “taxi” tabelasına dikkat çekmesi gibi.

Muhafazakar bir kişi olan taksi sahibinin bunu garipseyen bakışları ve anlamsız bulup üstünde durmayan haliyse, muhafaza etmeyi önemsediği şeyin dili/kültürü olmadığını düşündürüyor.

Bu filmde bir anlamda, alışık oldukları yaşamlarından politik görüşleri nedeniyle otorite ve onunla işbirliği yapan yöneticiler tarafından uzaklaştırılan insanların, bireysel özgürlüklerini ve politik ideallerini korumakla bireysel konforlarını korumak arasında seçimler yapmak zorunda kalmasını izliyoruz. İnsanın yıllar içinde inşa ettiği kişiliği ve onun parçası olan edimlerini sürdürmekten istemeyerek de olsa vazgeçmesi, ister istemez hüzün getirir. Gelecek için umutsuzluk getirir. Hepimiz zaman zaman böyle seçimler yapmak zorunda kalmıyor muyuz? Belki bu seçimler çoğu zaman Sarı Zarflar’daki kadar keskin olmuyor, sonuçları da o denli yıkıcı ya da hayat değiştirici işlevlere sahip olmuyor ama her seçim bir şeyler değiştirebiliyor.

Aziz ve Derya belirsizlik içindeler. İşlerini kaybetmekle başlayan ve arkadaşlarının da bir parçası olduğu belirsizlik, kirada oturdukları evden çıkmaya zorlanarak, banka kredisi konusunda sorun yaşayarak git gide artıyor. Güç sahiplerinin yarattığı genel belirsizliğin ayrı ayrı bireysel belirsizliklere neden olması insanları daha da zorlayan ve atomize eden, onları içinde bulundukları topluluktan ayrışmaya zorlayan, dayanışmayı da güçleştiren bir hale dönüşüyor.

Belirsizlikler seçim yapmaya zorlar ve bir şekilde yeni olana da uyum sağlamaya çalışırız, belki Derya gibi tiyatro yerine sevmediği ve küçümsediği dizi oyunculuğunu seçerek, belki Aziz gibi küçük ölçekli bir tiyatro oyununda -eski- eşi Derya’nın yarım bıraktığı rolü üstlenip seyircinin karşısına çırılçıplak çıkmayı seçerek. Her ne kadar Aziz oyundaki güvenlik görevlilerinin zorlaması sonucunda çırılçıplak kalıyor olsa da, bunun utanılacak bir şey olmadığını da hissettiriyor izleyene. Bu çırılçıplaklık sadece fiziksel bir çırılçıplaklık da değil bir yandan; o zamana dek hep belli rollere sahip olmuş, o rollerin giysilerini giymiş Aziz’in insanların, üstelik tanımadığı insanların karşısına o rollerin giysilerinden de sıyrılmış olarak çıkmasını da gösteriyor. Aziz kendisine zor gelen şeyler yapıyor, karısı ve kızından ayrılıyor, geceleri taksicilikten para kazanıyor, ancak yine de yazmayı bırakmıyor, içinde bulundukları kıstırılmışlığın oyunu olan Sarı Zarflar’ı yazıyor, tiyatroda ilk kez sahneye çıkıp kendisini gösteriyor, hem de çırılçıplak…

Derya’nın seçimi bir hayatta kalma güdüsünün, çeşitli defalar eğitimini önemsediğini gösterdiği kızı Ezgi’nin hayatını güvence altına alma isteğinin doğal sonucu belki. Peki Aziz’in seçimi onu bir “aziz” gibi algılamamızı sağlamalı mı? Ya da Derya başka “derya”lara mı yelken açıyor seçimiyle? İki sorunun da yanıtı “hayır” olmalı; Aziz de hatalar yapıyor, herhalde en önemlisi Ezgi’nin kaybolduğunu düşündükleri bir kriz anında Derya’ya “seni ben yarattım” diye bağırması. Ve Derya’nın da seçimiyle bir günah işlediğini söylememeliyiz; onun da seçiminin nedenleri gösteriliyor bize. İkisi de mümkün seçimler. Film birini doğru, diğerini yanlış diye işaretlemiyor.

Yine de bence bu film Aziz’in filmi. Derya’nın ve Aziz’in yaşadıkları zorlukları ve hayat oyununda bunlardan ötürü bocalamalarını izliyor, Derya’nın kabullenişlerini görünce belki şaşırıyor ama anlıyor, Aziz’in yeni bir şehirde yeni bir rolde, ama ideallerini kendince sürdürerek insanların karşısına çıkmaya cesaret etmesini izliyoruz çünkü. Derya oyunculuk yaptığı mecrayı değiştiriyor, Aziz ise bambaşka bir şey yapıyor yeni hayatında, eski Aziz yok artık. Kimseye cesaret göstermedi diye kızamayız, ama filmler genellikle cesur karakterlerin filmleridir. Belki aynı zamanda Derya ve Aziz’in tiyatro ile üniversite çevresindeki arkadaşlarının filmi de olabilir, ama tabii onların bireysel hayatlarını bilmediğimiz için bunu söyleyemeyiz. Her hayatın filmi yapılabilir herhalde, bizim tanık olduğumuz sadece Derya ve Aziz, ancak aslında filmi yapılmaya değecek daha nice hikaye, nice trajedi, nice cesur hamle ve nice kabulleniş var.

Bazı yazılarda, filmde Aziz’in annesi Güngör Hanım’ın, Derya’nın ağabeyi Salih’in ve kızları Ezgi’nin tek boyutlu olarak gösterildiği belirtilmiş. Ezgi için buna kısmen katılabilirim; Derya’nın okulda başarılı olduğunu, iyi bir liseye girebileceğini ve yine Derya’nın müziğe yetenekli olduğunu, müzisyen olabileceğini söylediği Ezgi’nin ne ders çalıştığını ne de gitar çalabildiğini görüyoruz. Babaannesinin evindeki sıkılmışlığı, anne-babasıyla yaşadığı sorunları, yeni şehirde yeni insanlara uyum sağlama çabası, bunlarla ilgili hisleri ve tavırları ise başarıyla gösteriliyor.

Otoriter bir devletin birey ve toplum üzerinde nasıl baskı kurabileceğini gösteren, politik, insana yönelik empatik ve iyi bir film Sarı Zarflar.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu