Problem Kocamustafapaşalı teyze değil
Problem Kocamustafapaşalı teyze değil
MHRS’yi kontrol ettiğimizde üç tane branşımız dışında her branşa aynı güne randevu verebiliyoruz. Üç branş; göz, cildiye ve kardiyoloji.
Sorun şu; iki ihtimal var, vatandaşımız ya gereksiz yere doktora gidiyor, ya da sağlığını korumuyor.”
İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner böyle konuşmuş.
∗∗∗
Öncelikle konuşmaya başlarken söylediği “İstanbul’da 53 tane devlet, 130’dan fazla özel hastane var” sözüne değinelim.
Müdür Bey bu sayıları sadece bilgi olarak verip geçmiş de, bu sayılarda bir gariplik yok mu? İstanbul’da neden 130’dan fazla özel hastane varken sadece 53 tane devlet hastanesi var? Ya da tersinden soralım; İstanbul’da neden sadece 53 tane devlet hastanesi varken 130’dan fazla özel hastane var?
Sadece bu sayılar bile İstanbul’un sağlığının özele teslim edildiğinin bir göstergesi değil mi?
Gelelim şu randevu meselesine.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da geçtiğimiz günlerde “2024’ün ikinci yarısında 4 milyon olan randevu bekleme sayısı, yapılan planlamaların ardından 400 bine düşmüş durumda” dememiş miydi?
Bu sözler üzerine yandaş medya da “Hastanelerde randevu sorunu tarihe karıştı!” diye başlık atmamış mıydı?
Madem ki vatandaşlar İstanbul gibi bir megakentte bile üç branş dışında aynı gün randevu alıp muayene olabiliyor, o zaman sağlıkta her şey güllük gülistanlık, demek değil midir?
Hem Sağlık Bakanlarımız sürekli olarak ne kadar çok hasta muayene ettikleriyle övünmüyorlar mı? Bu mantıkla o teyzeye “Yılın hastası” madalyası takmanız gerekmiyor mu?
Öyleyse bir yılda 300 defa doktora giden Kocamustafapaşalı teyzeden neden şikâyet ediyorsunuz?
Ya şu “İki ihtimal var; vatandaşımız ya gereksiz yere doktora gidiyor ya da sağlığını korumuyor” lafına ne demeli?
Belki de “Bir ihtimal daha var”dır; vatandaşın sağlığını korumak devletin görevidir de, devlet görevini yapmıyordur. O hiç aklınıza gelmiyor mu?
∗∗∗
Şimdi gelelim işin esasına.
AKP iktidara gelmeden önce Türkiye’de ciddi bir sağlık hizmetine erişim sorunu vardı. Sağlık hizmeti arzı sağlık hizmeti talebini karşılayamıyordu. Örneğin OECD ülkelerinde bir vatandaş ortalama olarak yılda altı defa doktora giderken Türkiye’de bu sayı üçü ancak geçiyordu.
AKP bu sorunu gördü ve kendince çözüm üretti. Hastanelerdeki muayene odalarının sayılarını hızla arttırdı ve doktorları daha fazla hasta bakmaya zorladı.
Başlarda işler yolunda gitti. Hastalar sağlık hizmetine daha kolay erişiyor, AKP de “Sağlıkta reform yaptık, kuyrukları kaldırdık.” diyerek oyları topluyordu.
Böylece sağlık hizmeti talebinde müthiş bir patlama yaşandı, ortalama her vatandaş yılda on iki defa doktora gitmeye başladı. Fakat bu sözde çözüm bir süre sonra bumerang gibi geri döndü, arz tekrar talebi karşılayamaz hale geldi.
∗∗∗
Yeni durumda AKP ne yaptı?
Doktorları daha da fazla hasta bakmaya zorladı. Öyle olunca da muayene süreleri beş dakikaya kadar indi.
Bu durumda da vatandaşlar “Hastaneye gittim ama doktor benim yüzüme bile bakmadı” diye şikâyet etmeye ve derdine çare aramak için hastane hastane dolaşmaya başladı.
Türkiye’de bugün bir milyarı aşan doktor muayenelerinin büyük bir bölümü ilk müracaatlardan değil, aynı şikayet için yapılan mükerrer başvurulardan kaynaklanıyor.
Problemin birçok nedeni var ama birincisi bu.
∗∗∗
İl Sağlık Müdürü konuşmasında “Aile hekimi sadece ilaç yazdırılan, çocuğunuzu aşıya götürdüğünüz, gebe olduğunuzda izlemleri yaptırdığınız yer değil” demiş. Böylece hem problemin ikinci kaynağına işaret etmiş, hem de hastaları aile hekimine müracaat etmeye çağırmış.
Aynı şeyi uzun süredir Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da yapıyor.
Peki vatandaşlar bir sağlık sorunları olduğunda neden daha kolay hizmet alabildikleri aile sağlığı merkezlerini, ASM’leri değil de kalabalık hastaneleri tercih ediyorlar?
Birincisi, çoğu merdiven altı tekstil atölyesi misali daracık mekanlarda hizmet veren ASM’ler vatandaşa güven vermiyor.
İkincisi, siz bir hastaya “Hastalandığında ister bir ASM’ye, istersen de bir hastaneye mi gidebilirsin.” derseniz dünyanın neresinde olursa olsun hastalar hastaneyi seçer.
Bunu önlemenin tek yolu sevk zinciridir. Daha 3 Kasım seçimlerinden iki hafta sonra, 17 Kasım 2002’de açıkladığınız AKP’nin Acil Eylem Planında “Aile hekimliği uygulamasına geçilecek ve sağlam bir sevk zinciri oluşturulacak” diye söz veren siz değil miydiniz?
Aradan neredeyse çeyrek asır geçti. Ne oldu? Niye kurmadınız? Kurmaya kalktınız da elinizi tutan mı oldu?
∗∗∗
Son olarak da gelelim şu “Sosyalleşme aracı olarak hastaneye gitmek” meselesine.
Hastane kullanımlarının ne kadarının gerekli, ne kadarının gereksiz olduğu bütün dünyada tartışma konusudur. Bu oran toplumun genel eğitim düzeyinden sağlık okuryazarlığına, sağlık sisteminden toplumsal alışkanlıklara kadar birçok faktöre göre değişir.
İl Sağlık Müdürü’nün verdiği örnek de sadece bizim ülkemize özgü değildir. Ama bu tür, devede kulak bile sayılmayacak uç bir örnekle sağlık sisteminin sağlıksızlığı izah edilemez.
Problem Kocamustafapaşalı teyze değil.
Problem AKP zihniyeti.