“Pan-Afrikacılar biziz” dedi, tarih sömürgeciliği işaret ediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kenya’da 30’dan fazla Afrikalı liderin katıldığı zirvede yaptığı açıklamada Afrika’yı “dünyanın en genç ve dinamik kıtası” olarak tanımladı ve “gerçek Pan-Afrikancılar biziz” ifadelerini kullanarak Paris’i işaret etti. Konuşmasında Macron, Afrika ekonomisinin uzun vadede Güneydoğu Asya’yı geride bırakabileceğini savundu. Macron’un açıklamasına karşın, Fransa’nın kıtadaki sömürgecilik geçmişi ve halen devam eden ekonomik-siyasi ve askeri baskısı Afrika kamuoyunda sert tartışmaları da beraberinde getiriyor.


Frantz Fanon ve Samir Amin gibi düşünürlere göre sömürgecilik yalnızca işgal değil; kültürel tahakküm ve ekonomik bağımlılık sistemi de yarattı.

FRANSA’NIN KANLI AFRİKA TARİHİ

Verili tarihe göre, Fransa, 19. ve 20. yüzyıllarda Afrika kıtasının en büyük sömürge güçlerinden biri haline geldi. Fransa; Cezayir, Senegal, Mali, Nijer, Çad, Gabon, Kamerun, Fildişi Sahili, Burkina Faso, Benin, Madagaskar ve Tunus dahil çok sayıda bölgeyi doğrudan koloni mantığıyla kontrol etti. Sömürge yönetimleri altında milyonlarca Afrikalı zorla çalıştırıldı, doğal kaynaklar Avrupa’ya taşındı ve yerel ekonomiler Paris merkezli ticari düzene bağımlı hale getirildi. Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransız ordusunun uyguladığı işkence, toplu infaz ve zorla yerinden etme suçları uluslararası kaynaklarda geniş şekilde yer aldı. Le Monde gazetesinin arşiv analizlerine göre 1954-1962 arasındaki savaşta yüz binlerce Cezayirli hayatını kaybetti. Setif ve Guelma katliamlarında ise Fransız ordusunun operasyon başlatması sonucu on binlerce insan insan hayatını kaybetti.

ACIMASIZ EMPERYAL GÜÇ

Kamerun’da Fransız ordusunun UPC bağımsızlık hareketine karşı yürüttüğü operasyonlar da uzun yıllar gizli tutuldu. Tarihsel arşivlere göre 1950’li yıllarda binlerce Kamerunlu öldürüldü, köyler yakıldı ve geniş çaplı askeri operasyonlar düzenlendi. Madagaskar’daki 1947 ayaklanmasının bastırılması sırasında da Fransız güçlerinin on binlerce kişiyi öldürdüğü verili tarihte yer alıyor.

AFRİKA’NIN KAYNAKLARI SÖMÜRÜLDÜ

Afrika’daki sömürge döneminde kıtanın altın, petrol, kakao, kauçuk ve tarım ürünleri Avrupa merkezli şirketler tarafından sistematik biçimde Batı’ya taşındı. Uzun yıllar sonra özellikle Nijer’deki uranyum sahalarının Fransız enerji şirketleri tarafından kontrol edilmesi kıta genelinde “neo-kolonyalizm” tartışmalarını da büyüttü. Fransa’nın eski sömürge ülkelerinde kullandığı CFA frangı para birimi ile Batı ve Orta Afrika ekonomileri üzerinde uzun yıllar mali nüfuz kurdu. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de son dönemde yaşanan askeri darbeler sonrasında Fransız askeri varlığına karşı yükselen tepkiler de dikkat çekiyor. AFP’nin saha analizlerine göre Fransa’nın Sahel bölgesindeki askeri operasyonları da “terörle mücadele” söylemine rağmen ciddi toplumsal öfke yaratmış durumda.

“Pan-Afrikacılar biziz” dedi, tarih sömürgeciliği işaret ediyor - Resim : 2
Verili tarihe göre Fransa’nın Afrika’daki ‘medeniyet’ söyleminin ardında katliamlar, işkenceler ve sistematik sömürü yer alıyor. (Fransa İç İşleri Bakanlığı Arşivi)

İNGİLTERE’DEN ALMANYA’YA SÖMÜRGE GEÇMİŞİ

Afrika’daki sömürge şiddeti yalnızca Fransa ile sınırlı değil. Kongo’daki Belçika yönetimi sürecinde, Kral II. Leopold’un direktifiyle milyonlarca insan zorla çalıştırma, açlık ve sistematik şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. Kongo’da gerçekleştirilen soykırım, tarihe “modern tarihin en büyük sömürge felaketlerinden biri” olarak geçti. İngiltere’nin Güney Afrika’daki “apartheid” (ırk ayrımcılığı) sistemi de tarihe kara bir leke olarak yazıldı. İngiliz sömürge yönetimi Kenya’daki Mau Mau ayaklanmasını bastırırken işkence kampları kurdu ve binlerce kişiyi gözaltına aldı. Almanya ise Namibya’daki Herero ve Nama halklarına yönelik katliam nedeniyle kıtada soykırım uygulayan ülke olarak verili tarihe geçti. Alman sömürge ordusu 1904-1908 arasında Afrika’da on binlerce sivili öldürdü.

MEDENİYET GÖTÜRME KILIFI!

Frantz Fanon ve Samir Amin gibi Afrika ve sömürgecilik üzerine çalışan düşünürler, Avrupa’nın kıta üzerindeki tarihsel hakimiyetini “medeniyet götürme” söylemiyle değil, sistematik sömürü ve bağımlılık ilişkileri üzerinden değerlendirdi. Cezayir bağımsızlık mücadelesine katılan Fanon, Fransa’nın Afrika’daki sömürge düzenini şiddet, kültürel baskı ve ekonomik tahakküm sistemi olarak tanımlarken, Samir Amin ise Avrupa merkezli kapitalist yapının Afrika’yı “merkez ekonomilere bağımlı çevre bölge” haline getirdiğini savundu. İki düşünürün çalışmaları, bugün de Afrika’daki savunma-ekonomi merkezli neo-sömürgecilik tartışmalarının temel referansları arasında gösteriliyor.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu