Okyanusun dibinde radyasyon sızdıran Sovyet nükleer denizaltısı!

Bu nükleer denizaltının hikâyesi, derinliklerdeki son keşiften çok daha önce başlıyor. Sovyetler Birliği bu türden yalnızca bir adet denizaltı inşa etti. Denizaltı, dönemi için aşırı derinliklerde çalışmasına imkân veren titanyum alaşımlı çift gövdeli bir tasarıma sahipti.

Batışından otuz yılı aşkın süre sonra denizaltı, arızalı bir reaktör ve içinde bulunan iki nükleer silahla birlikte deniz tabanında dik şekilde durmaya devam ediyor. Bu haliyle Avrupa deniz tabanındaki en hassas askeri enkazlardan biri olarak kabul ediliyor.

Denizaltının kaderini belirleyen kaza 7 Nisan 1989’da meydana geldi. Geminin arka bölümünde çıkan yangın kontrol edilemez hale geldi ve hasarlı bir balast tankı borusundan gelen basınçlı havayla daha da büyüdü. 69 mürettebattan yalnızca 27’si hayatta kaldı. Bu olay yalnızca insani bir trajediye yol açmakla kalmadı; aynı zamanda denizaltının deniz tabanındaki durumunun yıllarca izlenmesini gerektiren teknolojik ve çevresel bir krizi de başlattı.

Yıllardır izlenen bir sızıntı

1989 ile 2007 yılları arasında Sovyet ve Rus ekipleri, insanlı Mir dalgıç araçlarıyla K-278 Komsomolets’e çeşitli seferler düzenledi. Amaç, denizaltının durumunu kontrol etmek ve en açıkta kalan hasarları sınırlamaktı.

1994’te, torpido bölümündeki nükleer silahların okyanus suyuyla temas edebileceğine dair belirtiler ortaya çıkınca, yetkililer torpido tüplerini titanyum kapaklarla mühürledi ve diğer hassas bölgeleri yine titanyum plakalarla güçlendirdi.

On yıllar sonra izleme görevi, Norveç Radyolojik ve Nükleer Güvenlik Kurumu ile Deniz Araştırmaları Enstitüsü gibi Norveçli kurumların eline geçti. Yapılan analizler, sonar verilerini, su altı videolarını ve 2019’da uzaktan kumandalı araçlarla toplanan su, tortu ve canlı örneklerini içeriyor.

Araştırmacılar, bir havalandırma borusundan ve yakındaki metal bir ızgaradan aktif bir sızıntı tespit etti. Bu salım bazı anlarda su altında çekilen görüntülerde bile fark edilebildi.

Deniz radyoaktivitesi alanında uzman kıdemli bilim insanı Justin Gwynn, Gizmodo’ya yaptığı açıklamada, ekibin söz konusu borudan malzeme çıktığını görünce şaşırdığını söyledi. Burası, önceki Rus araştırmalarında reaktör kaynaklı kaçakların tespit edildiği bölgeydi.

Gwynn’e göre görüntülerdeki sızıntı, “salınan radyonüklidlerde yüksek seviyelerle” örtüşüyordu. Bu da reaktördeki nükleer yakıtın enkazın içinde yavaş yavaş korozyona uğradığı fikrini güçlendirdi.

Reaktör örnekleri ne gösteriyor?

Araştırmacılar, bu radyoaktif bileşiklerin gerçek kaynağını öğrenmek için farklı plütonyum ve uranyum izotoplarının oranlarını karşılaştırdı. Bunlar, eski Sovyet nükleer filosuna ait karakteristik izlerle, küresel radyoaktif serpintiden ve yakındaki nükleer tesislerden kaynaklanabilecek izlerle kıyaslandı.

Bu izotop oranlarına dayanarak çalışma, radyonüklidlerin Komsomolets’in reaktöründen geldiğine ve nükleer yakıtın zamanla bozulduğuna dair “açık kanıtlar” bulunduğunu ortaya koyuyor.

Buna rağmen çalışma, yalnızca radyoaktif bir sızıntının varlığının düşündürebileceğinden daha sınırlı bir tablo çiziyor. Yakın çevreden alınan su ve tortu örneklerinde, torpido bölümündeki savaş başlıklarından kaynaklanan plütonyum izine rastlanmadı. Bu da Rusya’nın 1990’larda yaptığı güçlendirmelerin hâlâ işe yaradığını gösteriyor.

Ayrıca araştırmacılar, tespit edilen salımların yerel deniz canlılarını etkilediğine dair bir işaret bulmadı. Bunun nedeni, radyoaktif materyalin deniz suyunda hızla seyrelmesi olarak gösteriliyor.

Araştırma, kazadan sonra Sovyet ve Rus makamlarının verdiği yanıtın önemini de vurguluyor. George Washington University bünyesindeki National Security Archive’da Rusya programları direktörü olan Svetlana Savranskaya, dönemin yetkililerinin denizaltını güvence altına almak ve bilgileri uluslararası aktörlerle paylaşmak için dikkate değer bir çaba gösterdiğini belirtti.

Yine de bilim insanlarına göre hâlâ yanıtlanmamış sorular var. Araştırmacılar, yeni dalgıç araçlarla bölgeye dönmek istiyor. Amaçları, sızıntının zaman içinde neden değiştiğini ve okyanusun bu sessiz nükleer anıtında sızıntıyı tam olarak hangi mekanizmanın beslediğini anlamak.

Başa dön tuşu