İstanbul-Atina arasında sanatsal değişim rotası

SAHA ve ARTWORKS arasındaki bu iş birliği yedi yıldır devam ediyor. Bu süre içinde Türkiye ve Yunanistan’ın çağdaş sanat sahneleri arasındaki ilişkide ne tür bir değişim gözlemlediniz?
SAHA ve ARTWORKS arasındaki iş birliğinin başlangıcını da kapsayan son 10 yıl, Türkiye ve Yunanistan’daki çağdaş sanat sahnelerinin birbirini daha yakından tanımaya ve karşılıklı olarak beslemeye başladığı önemli bir dönem. Bugün Türkiye ve Yunanistan’daki sanatçılar ve kültür profesyonelleri, birbirlerini yalnızca coğrafi yakınlık üzerinden değil, benzer dönüşümler ve farklı deneyimler üzerinden değerlendiriyorlar. Tarihsel bağlar ve güncel toplumsal konuların yanı sıra, sanat üretimini ve kültürel kurumları çevreleyen ekonomik ve politik koşullar da ortak bir tartışma zemini yaratıyor. Bunun sonucu olarak, her iki coğrafyadan da sanatçı ve küratörlerin birbirlerinin sahnelerine daha doğal bir biçimde dâhil olduklarını; sergiler, araştırmalar, konuk programları ve profesyonel karşılaşmalar aracılığıyla ilişkilerin çeşitlendiğini görüyoruz. Aynı dönemde Atina’nın uluslararası sanat dünyasındaki görünürlüğünün artması ve İstanbul’un bölgesel bir üretim ve tartışma merkezi olarak taşıdığı dinamizm, bu karşılaşmaları son yıllarda daha da anlamlı kıldı. Bu zaman diliminde, SAHA’nın Yunanistan’daki öncü sanat kurumlarında Türkiye’den davetli sanatçıların projelerine sağladığı desteklere ek olarak, 2020’de hayata geçirilen ARTWORKS işbirliğinin ilk yıllarında iki ülke arasındaki ilişki daha çok bireysel temaslar, sanatçı ve kurum ziyaretleri üzerinden ilerliyordu. Zaman içinde bu temaslar, daha süreklilik taşıyan, kurumsal ve üretime dayalı ilişkilere dönüştü. Örneğin, Sakız Adası merkezli DEO Projects’in ilk kez 2023 yazında Türkiye’den sanatçıları davet ettiği program, kurucusu küratör Akis Kokkinos’un SAHA Küratöryel Program çerçevesinde, İstanbul’da yerel ağlarımızın desteğiyle derinleştirdiği araştırma ve dört yıldır süren diyaloğumuz sonucunda, her sene ülkemizden farklı sanatçıların yeni eserlerinin dâhil olduğu, iki coğrafyanın perspektiflerini yan yana getiren bir platform niteliği kazandı. Dolayısıyla, her iki kurumun sanatçı ve küratörleri destekleyen yapısı sayesinde, iki ülkenin çağdaş sanat ekosistemleri arasında karşılıklı bir öğrenme ve dayanışma zemini oluştu. SAHA açısından bu ortaklık, yalnızca eserlerin değil, fikirlerin, deneyimlerin ve ilişkilerin dolaşımıyla da güçlendiğini gösteren güzel bir örnek.
DERİNLEŞEN İLİŞKİLER
Bir küratörün İstanbul’da ya da Atina’da altı hafta geçirmesi, kendi ülkesindeki sanat ortamına dışarıdan bakmasını nasıl etkiliyor?
Küratörlere tanınan bu araştırma süresi, hem günlük profesyonel rutinlerini ve pratiklerini hem de kendi ülkelerindeki sanat sahnesini belli bir mesafeden başka bir gözle görmelerinin çok güçlü bir yolu. Küratör, başka bir ekosistemin nasıl çalıştığını; sanatçıların hangi koşullarda ürettiğini, kurumların nasıl hareket ettiğini, bağımsız yapıların nasıl varlık gösterdiğini gözlemliyor. Bu karşılaşmalar ister istemez kendi ülkesindeki koşulları yeni bir gözle değerlendirmeye yarıyor. Bazen kendi sahnesinde çok doğal ve değişmez görünen bir pratiğin aslında başka türlü de yapılabileceğini fark ediyor; böylelikle, kendi bağlamlarını ve pratiklerini yeniden ve daha eleştirel bir gözle kurabilmesi kolaylaşıyor. Bu bakımdan altı hafta, ilk izlenimlerin ötesine geçmek, ilişkileri derinleştirmek ve daha önce fark edilmeyen bağlantıları görmek için bir fırsat yaratıyor. SAHA ve ARTWORK olarak ortak amaçlarımızdan biri, küratörlerin yalnızca birbirlerinin sanat ortamını tanımasını sağlamak değil; bu karşılaşmaların yeni sorular ve yeni bakış açıları üretmesini sağlamak. İstanbul’a gelen bir küratörün, başta SAHA Studio’daki katılımcılar olmak üzere, buradaki sanatçılarla ve kurumlarla kurduğu ilişki, İstanbul’daki aktörlerin pratikleri için de bir geribildirim kanalı açıyor. Dolayısıyla bu değişimi, karşılıklı bir perspektif alışverişi olarak görüyoruz. Öncelikli olarak bu diyaloğu kurabilmek çok değerli çünkü bu ilişkiler bazen yıllar sonra bile, küratörlerin o ziyarette tanıdığı sanatçıları bir sergiye ya da özel bir projeye davet etmesi şeklinde meyvesini verebiliyor. Dolayısıyla anlık bir sonuç beklemeden, uzun vadede bağların oluşmasını destekliyoruz.
AÇIK ÇAĞRIYLA SEÇİLDİLER
Merve Elveren ve Steffi Stouri’yi seçerken hangi kriterler belirleyici oldu? İki küratörün araştırma alanlarında sizi özellikle ilgilendiren noktalar nelerdi?
Küratörler, SAHA ve ARTWORKS’ün birlikte yürüttüğü açık çağrı sonucunda seçildiler. Atina’ya gidecek küratörü ARTWORKS, İstanbul’a gelecek küratörü ise SAHA belirledi. Merve Elveren’in Türkiye ve Yunanistan’ın son 20 yıldaki paralel toplumsal ve kurumsal dönüşümlerinden hareketle Atina sanat ekosistemini ve kurumların ayakta kalma stratejilerini araştırma önerisi öne çıktı. Çalışmasının alternatif altyapıları, ortak üretim ve öğrenme modellerini yeniden düşünmesi; arşivler ve görüşmeler aracılığıyla kamusal konuşmalara ve ileride bir yayına dönüşme potansiyeli taşıması önemliydi. Steffi Stouri’nin İstanbul’u Doğu Akdeniz’in tarihsel ve kültürel katmanları içinde ele alan yaklaşımı belirleyici oldu. Zaman temelli medya, arkeoloji ve posthümanizm kesişimindeki pratiği; antikiteye dekolonyal bir perspektiften yaklaşması ve farklı bilgi üretme biçimlerini bir araya getirmesi dikkat çekiciydi. Edhem Eldem’in “vernacular archaeologies” kavramına duyduğu ilgiyi İstanbul’daki araştırmasıyla geliştirmek istemesi de seçimde etkili oldu.
EKONOMİK KOŞULLARIN ZORLAŞMASI
Türkiye’de bağımsız sanat alanının ekonomik koşulları giderek zorlaşırken, uluslararası değişim programlarının sanatçılar ve küratörler açısından önemi sizce arttı mı?
Türkiye’de bağımsız sanat alanının ekonomik koşullarının zorlaşması, sanatçı ve küratörlerin yalnızca üretim olanaklarını değil; farklı coğrafi ve kültürel bağlamlarda araştırma yapma, yeni ilişkiler kurma ve uluslararası dolaşıma katılma imkânlarını da doğrudan etkiliyor. Bu nedenle uluslararası değişim programları bugün her zamankinden daha önemli. Bu programlar, sanatçı ve küratörlerin pratiklerini farklı bağlamlarda geliştirmelerine, yeni profesyonel ve düşünsel ilişkiler kurmalarına ve Türkiye’deki sanat ortamının uluslararası sanat dünyasıyla daha kalıcı bağlar oluşturmasına katkı sağlıyor. Özellikle bağımsız çalışan profesyoneller için birkaç haftalık bir araştırma süresi bile günlük üretim baskısından uzaklaşarak yeni sorular geliştirmek veya uzun süredir ertelenen bir araştırmayı sürdürmek açısından çok değerli olabiliyor. Bununla birlikte, uluslararası değişim programları Türkiye’deki yapısal ekonomik sorunların yerini tutamaz. Bu programların etkili olabilmesi için sanatçı ve küratörlerin Türkiye’de de üretimlerini ve araştırmalarını sürdürebilecekleri, kurumlarla ilişki kurabilecekleri sürdürülebilir bir ekosisteme ihtiyaç var. Ekonomik koşulların zorlaştığı bir dönemde bu programların bir diğer önemli işlevi de sanatçı ve küratörlerin yalnızlaşmasını önlemek. Farklı ülkelerden sanat profesyonelleriyle bir araya gelmek; ortak meseleleri paylaşmak, dayanışma geliştirmek ve farklı çalışma modellerini deneyimlemek için alan açıyor. Dolayısıyla SAHA için uluslararası değişim, ekonomik güçlüklerden uzaklaşmanın bir yolu değil; Türkiye’deki sanat üretiminin dayanıklılığını, görünürlüğünü ve uluslararası ilişkilerini güçlendiren tamamlayıcı bir yapı.