Macaristan örneği hem umut hem uyarı içeriyor
Macaristan örneği hem umut hem uyarı içeriyor
Macaristan seçimleri, uzun süredir “kurumsal olarak ele geçirilmiş” bir sistemde dahi siyasi iktidarın sandık yoluyla değişebileceğini gösterdi. Sizce bu sonuç, “rekabetçi otoriter” rejimlerin sınırlarına dair ne söylüyor? Bu dönüşümü mümkün kılan temel kırılma noktaları nelerdi?
Orbán yönetimindeki Macaristan, siyaset bilimcilerin “rekabetçi otoriter” rejim dediği yapının adeta ders kitabı gibi bir örneğiydi. Seçimler düzenli olarak yapılıyor, ancak son derece eşitsiz bir oyun alanında gerçekleşiyordu. Yaygın varsayım, bu tür sistemler belirli bir kurumsal ele geçirme eşiğine ulaştığında kendi kendini yeniden üreten ve seçim yoluyla geri döndürülmesi neredeyse imkânsız yapılar haline geldiği yönündeydi.
Macaristan seçim sonuçları bu varsayımı sarsabilir, ancak önemli çekincelerle… Bu momenti mümkün kılan bir dizi koşul aynı anda ortaya çıktı: Ekonomik kötüleşme, güvenilir bir muhalefet figürünün ortaya çıkışı ve seçime rekor düzeyde (%79) katılım. Unutmamak gerekir ki Macaristan’da enflasyon AB’deki en yüksek oranlardan biriydi, reel ücretler düşmüştü ve dondurulan AB fonları, Orbán rejiminin maliyetlerini sürekli hatırlatan bir unsurdu. Otoriter rejimlerin dayanıklılığı büyük ölçüde maddi refah üretme kapasitesine bağlıdır ve bu kapasite çökmüştü.
Güvenilir muhalefet figürü meselesine gelince, Magyar liberal kozmopolit bir figür değil, muhafazakâr bir “içeriden” aktördü ve bu sayede Fidesz’in kültürel diline hâkimdi. Çok yüksek katılım oranı da Fidesz’in kurduğu yapısal avantajların (seçim çevresi mühendisliği, medya hâkimiyeti, devlet kaynaklarının kampanya için kullanımı) motivasyon farkı yeterince açıldığında sınırlarına ulaştığını gösterdi.
Rekabetçi otoriterlik teorisi açısından daha geniş ders şu: Bu rejimler, birden fazla kriz aynı anda ortaya çıktığında göründüklerinden daha kırılgandır—ekonomik baskı, elit çözülmesi ve rejimin belirlediği zeminde siyaset yapmayı reddeden bir muhalefet. Sistemin karmaşıklığı—açık baskı yerine üretilmiş kültürel çatışmalara dayanması—aynı zamanda bir zafiyete dönüştü. Çünkü bu strateji, duygusal ve savunmacı tepki veren bir muhalefet varsayımına dayanıyordu. Magyar bu oyuna girmeyi reddetti ve strateji boşa düştü.
Judit Takác
Muhalefet lideri Peter Magyar’ın kampanyasında kültür savaşlarından uzak durarak ekonomi ve yolsuzluğa odaklanması dikkat çekti. Bu stratejinin başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaklaşım, özellikle Orta ve Doğu Avrupa’daki benzer rejimler için ne ölçüde uygulanabilir bir model sunuyor?
Magyar’ın kampanya disiplini dikkat çekiciydi ve geriye dönüp bakıldığında belirleyici oldu. LGBTİ+ hakları ya da Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş gibi tartışmalara girmeyi reddederek, Fidesz’in temel duygusal mobilizasyon aracını devre dışı bıraktı: Muhalefete oy vermenin “yabancı dayatması ilerici değerler”e destek anlamına geldiği iddiasını.
Bunun yerine tartışmayı yolsuzluk, sağlık sistemi ve ekonomi gibi başlıklara taşıdı. Bunlar Fidesz’in gerçekten zayıf olduğu alanlardı ve muhafazakâr seçmenlerin kültürel bir çizgiyi aşmadan liberallerle buluşabileceği konulardı.
Bu stratejinin başka yerlere aktarılabilirliği kolay bir mesele değil. Ancak belirli koşullarda işe yarar: Yolsuzluk ve ekonomik başarısızlık yeterince görünür ve hissedilir olduğunda, muhalefet figürü yeterli muhafazakâr güvenilirliğe sahip olduğunda ve muhalefet sürekli medya provokasyonlarına direnebilecek disipline sahip olduğunda…
Macaristan örneği hem umut hem uyarı içeriyor. Umut verici çünkü işe yarayabiliyor. Uyarıcı çünkü bunu başaracak lider tipi nadir: Kültürel fay hatlarında net pozisyon almadan hem liberal hem muhafazakâr seçmeni bir arada tutabilen bir figür.
Orbán dönemi boyunca “anti-gender” politikaların ve aile merkezli muhafazakâr söylemin belirgin biçimde güçlendiği biliniyor. Seçim sonuçları, toplumsal cinsiyet politikaları açısından nasıl bir dönüşüm ihtimaline işaret ediyor? Yeni dönemde kadın hakları ve LGBTİ+ hakları açısından nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
Orbán dönemi, Macaristan’ı “anti-gender” politikaların laboratuvarına dönüştürdü. Bu süreçte toplumsal cinsiyet çalışmalarının üniversitelerden kaldırılması, cinsiyetin anayasal olarak ikili ve değişmez olarak tanımlanması, aile politikalarının heteroseksüel evli çiftler etrafında kurulması, 2021 anti-LGBTİ+ yasası ve Onur Yürüyüşü yasağı gibi adımlar atıldı. Bu yalnızca sosyal muhafazakârlık değildi, kamu kaynaklarıyla finanse edilen ve bilinçli bir siyasi stratejiyle yürütülen bir geriletme projesiydi.
Magyar’ın zaferi toplumsal cinsiyet politikalarında bir devrim anlamına gelmiyor. Partisi merkez sağ, kendisi muhafazakâr bir geçmişe sahip ve seçmen kitlesinin önemli bir bölümü geleneksel değerlere bağlı. Ancak işaret ettiği şey (en azından umut edilen), toplumsal cinsiyet meselelerinin siyasallaştırılmasının sona ermesi. Yani devletin kadınları ve LGBTİ+ bireyleri kültür savaşının aracı olarak kullanmayı bırakması.
Pratikte en hızlı değişim, devlet destekli anti-LGBTİ+ propagandanın kaldırılması ve toplanma hakkının yeniden tesis edilmesi olabilir (bu da Budapeşte Onur Yürüyüşü’nün geri dönmesi anlamına gelir). Eşcinsel evlilik ya da evlat edinme gibi konularda kısa vadede derin anayasal değişiklikler beklenemez. Ancak devlet düşmanlığının ortadan kalkması bile, özellikle bu nedenle ülkeyi terk eden LGBTİ+ bireyler için, günlük yaşam deneyiminde önemli bir dönüşüm olacaktır.
Orbán döneminde inşa edilen kurumsal yapı (medya kontrolü, yargı, seçim sistemi vb.) düşünüldüğünde, önümüzdeki dönemde demokratikleşmenin önündeki başlıca engeller neler?
Magyar süper çoğunluk elde etti. Bu da Orbán’ın kurduğu sistemi tersine çevirecek anayasal araçlara sahip olduğu anlamına geliyor. Ancak süreç yavaş ve karmaşık olabilir. En büyük engel, kurumsal ele geçirmenin derinliği. Orbán 16 yıl boyunca yalnızca anayasa mahkemesi, savcılık ya da medya kurumu gibi alanlara değil; idari yapı, yargının tüm kademeleri, eğitim sistemi ve kamu işletmelerine kadar sadık kadrolar yerleştirdi.
Magyar bu isimleri istifaya çağırdı, ancak çoğunun buna uymak gibi bir yasal zorunluluğu yok. Dolayısıyla bu yapıları temizlemek zor olacak. Ayrıca Orbán’ın medya ağı büyük ölçüde özel mülkiyette ve sadık iş insanlarının kontrolünde. Demokratik bir hükümet bunlara el koyamaz. Çoğulcu bir medya ortamı kurmak yıllar alacaktır.
Seçim sistemi de büyük partiyi avantajlı kılacak şekilde tasarlanmış durumda ve yapılacak reformlar kolaylıkla “partizan” olmakla suçlanabilir. Ayrıca Fidesz’in tamamen ortadan kalkması beklenmemeli. Mecliste 55-56 sandalye kazanan bir parti muhalefette yeniden örgütlenir. Bu da gelecekte demokratik gerilemenin geri dönme riskini canlı tutar. Bu nedenle önümüzdeki dört yılda kurumsal yeniden inşanın hızı ve niteliği kritik olacaktır.
Türkiye perspektifinden bakıldığında, Macaristan seçimlerinden çıkarılabilecek temel dersler nelerdir?
Orbán Macaristan’ı ile Erdoğan Türkiye’si arasındaki yapısal benzerlikler var. Yargının kademeli olarak ele geçirilmesi, medyanın iktidar yanlısı sermaye etrafında toplanması, yürütme gücünü yoğunlaştıran anayasal değişiklikler, milliyetçilik ve kültürel muhafazakârlığın seçim stratejisi olarak kullanılması ve muhalefetin “yabancı çıkarların temsilcisi” olarak çerçevelenmesi.
Macaristan’dan çıkarılabilecek birkaç önemli ders var. Birincisi, bu tür sistemlerin zayıf noktası ekonomidir. Yaşam standartları yükselmediğinde, milliyetçi ve kültürel söylemler etkisini kaybetmeye başlar. İkincisi, muhalefetin birlik ve stratejik disiplinidir. Magyar örneği, kültür savaşı tuzaklarına düşmeyen tek bir güçlü figürün dengeleri değiştirebileceğini gösteriyor.
Üçüncü ders ise daha uyarıcı: Macaristan’daki dönüşüm, rejim içinden gelen bir figürün liderliğini de içeren istisnai koşulların birleşimiyle mümkün oldu. Magyar’ın “içeriden” gelmesi, “yabancı ajan” suçlamalarını etkisiz kılmada kritik rol oynadı. Türkiye’de benzer bir figürün ortaya çıkıp çıkmayacağı ise belirsiz.
Sonuç olarak Macaristan örneği, ağır biçimde kurumsallaşmış rejimlerde bile seçim yoluyla değişimin mümkün olabileceğini gösteriyor. Ancak bunu basit bir model olarak sunmak yanıltıcı olur. Koşulların oluşması gerekir ve bu koşulların inşası başlı başına uzun bir siyasi süreçtir.