Kuşaklar boyunca aynı yaralar

Kuşaklar boyunca aynı yaralar

– Romanda daha çok ikili bir anlatı yapısı kurmuşsunuz; iki kadının, iki farklı kuşağın -anne ve kızın- anıları üzerinden ilerliyoruz. Bu yapıyı tercih etmenizin nedeni neydi? Aşk ve ilişki biçimlerinin kuşaklar arasında değiştiğini mi, yoksa aslında aynı döngülerin tekrar ettiğini mi göstermek istediniz? 

Romanda modern zamanlarda ilişki biçimlerinin değiştiğine dair bolca anı ve anlatı olsa da, anne Azra’nın ve kızı Sanem’in erkeklerle olan ilişkilerindeki tutumu karakter farklılıklarından kaynaklanıyor. Azra, fazlasıyla sevgi dolu ama ondan kusursuz olmasını bekleyen, eleştirici bir anne baba tarafından yetiştirilmiş. Bu yüzden kimseye sınır çekemiyor, ilişkilerinden vazgeçemiyor, karşısındakini değiştirmek için mücadele veriyor. Sanem de babanın neredeyse yok hükmünde olduğu, annenin ise babanın verdiği zayiatla uğraştığı bir evde, ihmal edilerek büyümüş. Erkeklere güvensiz bir kadın olup çıkmış. İçten içe terk edilmek, sevilmemek korkusu yaşadığı için erkeklerle duygusal ilişkiler kurmaktan kaçınıyor, yaşadığı değersizlikle yalnızca cinsel ilişki kuruyor.

 – İki karakterin anlatısı zaman zaman birbirine ayna tutuyor gibi. Bunu bir filmde görseydik, bu yapı neredeyse paralel kurgu gibi çalışırdı. Bu iki kadını yazarken onları ayrı bireyler olarak mı gördünüz,  yoksa aslında tek bir kadının iki farklı zamandaki hâli gibi mi düşündünüz?

Romanda Azra ve Sanem’in birbirlerine en bariz ayna tuttukları konu erkeklere karşı düşünceleri. Farklı sebeplerle erkekler kırılganlıklarını tetikliyor. Ancak romanda dünya görüşleri, karakterleri zıt iki kadını anlatmaya çalıştım. Bilhassa Sanem yıllarca babasının yaptıklarına katlandığı için ona öfkeli ve bu yüzden annesinden farklı bir mizaç, farklı bir hayat edinmeye çalışıyor kendine. Annesine benzememek için büyük çaba sarf ediyor. Ancak ne kadar kaçarsa kaçsın, o da sonunda annesine benzer bir kaderle yüzleşiyor. Anne kız farklı kişilerle aynı döngüleri yaşıyorlar. Çünkü birinden ister feyz alalım, ister ona benzemekten kaçınalım, hesaplaşmaya çalıştığımız şey eninde sonunda kaderimiz olur.

– Romanda aşk neredeyse bir bağımlılık mekanizması gibi işliyor. İnsanlar gerçekten âşık mı oluyor, yoksa bağımlı mı?

Aşk çok öznel bir kavram, kimi tutku, arzu diye tanımlıyor, kimi güven, sevgi veya emek olarak… Ama şu var, âşık olma biçimimiz kim olduğumuzu aşikâr ediyor. Çocukluğumuzda karşılıksız sevgi ve onay alamadıysak, aşk, her daim o onayı aradığımız bir bağımlılığa dönüşebiliyor. Onay alamadığımız insanlara daha çabuk çekilmemizin sebebi bu. Bir de beynimiz, aşkın, birlikteliğin veya bunlar henüz ortada yoksa bile karşımızdakinin bizde yarattığı umut duygusunun meydana getirdiği hazzın sürekli olmasını istiyor. Her haz gibi aşk duygusu da bağımlılık yaratıyor.

– Kadın karakterin yaşadığı ilişki, bir noktadan sonra duygusal bir şiddet alanına dönüşüyor. Karakterler neden zarar gördükleri ilişkilerde kalmaya devam ediyor?

Romanın çıkış noktası da insanların ama bilhassa kadınların kendilerini mutlu etmeyen ilişkilerde niye kaldıklarına dair merakımdı. Konuyu irdeleyince şunu anladım ki, çocukluğumuzda ailemizden yeterli ilgi, sevgi ve desteği görmediysek, hayatımız boyunca bunun açlığını çekiyoruz ve ilişkilerimizde partnerimizin onayına ihtiyaç duyuyoruz. Bir gün değişir, bizi sever düşüncesiyle mutsuz ilişkilerin içinde kalmaya devam ediyoruz. Bu işin psikolojik boyutu. Bir de sosyolojik boyutu var. Her şeyi yapabileceğimize, mutsuzluğun da bizimle ilgili olduğuna, istediğimiz takdirde her şeye muktedir olduğumuza inandırıldığımız bir çağda yaşıyoruz. Çaba göstererek her şeyi kotaracağımızı düşünüyoruz. İlişkilerdeki mücadelemiz de bundan. Ama gerçek hayat öyle değil.

– Kitaptaki en ilgimi çeken karakterlerden biri de Salah oldu. Salah’ı yazarken onu en başından itibaren katmanlı ve çelişkili bir karakter olarak mı kurguladınız, yoksa bu değişim, ilişkiler içinde insanların gerçek yüzlerinin zamanla ortaya çıkmasına dair bir yorum mu?

Salah en başında karakterlere ve konulara mesafeyle yaklaşan psikolojik yorumlarıyla sık sık karşımıza çıkan, aşk ve ilişkiler hakkında fikir veren bir karakter. Ancak o aynı zamanda bir insan ve bir erkek, duyguları ve zaafları var. Hikâye ilerledikçe ve Salah diğer karakterlere yakın temas ettikçe bir labirente girmiş gibi mesafesini ve ferasetini yitirir. Tecrübesinden, değerlerinden ve bilgeliğinden arınır. İstekleri, arzuları, maraz ve yaraları ortaya çıkar.

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu