‘Hey Orman! Artık Orman Değilsin!’

***

17 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı, bu yaklaşımın ne kadar kaygı verici bir boyuta geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Afyon’dan İstanbul’a, Muğla’dan Rize’ye, Trabzon’dan Denizli’ye tam 27 ilde milyonlarca metrekarelik orman alanı tek bir idari kararla orman sınırlarının dışına çıkarıldı. Bu karardan etkilenen yerler arasında İstanbul’un son nefes alanı ve su kaynağı olan Kuzey Ormanları da var. Kuzey Ormanları Savunması’nın da tepkisinde dile getirdiği gibi; binlerce yılda oluşan bir ekosistemi tek bir kararla yok sayıp ormana “Sen artık orman değilsin” demek, dünyada görülmemiş bir şey.

Kararda, orman dışına çıkarılan bu alanların yerine Milli Emlak tarafından Orman Genel Müdürlüğü’ne (OGM) iki katı büyüklükte yeni arazi verileceği söyleniyor. Fakat bilim bize çok net bir şey hatırlatıyor: Yıllar içinde oluşmuş karmaşık orman yapılarını, yaban hayatının yuvasını ve su havzalarını, başka bir yerdeki kıraç araziye fidan dikerek geri kazanamazsınız. Maalesef süreç hep aynı işliyor: Önce alanın doğal yapısı bozulup vasıfsızlaştırılıyor, ardından “ağaçsız alan” tespiti yapılarak mülkiyetsizleştirme tamamlanıyor. Bu yüzden Ek 16’ncı madde ve ona dayanan kararlar, doğamız için çok açık bir tehdit oluşturuyor.

***

27 ildeki bu kararların yanında, Gökay Başcan’ın BirGün’deki haberi ormanlarla ilgili bir başka tehlikeli planı daha ortaya çıkardı. OGM koridorlarında konuşulan “Karbon Yutak Ormanları Yönetmelik Taslağı”, devlet ormanlarının “karbon tutumu” ve “iklim kriziyle mücadele” adı altında 49 yıllığına özel sektöre devredilmesini öngörüyor. Yani şirketler ormanlardaki karbon tutumunu kredilendirip piyasada satabilecek, alandaki odun ve seyreltme ürünlerini ticarileştirebilecek. OGM de bu ticaretten payını alacak.

Doç. Dr. Cihan Erdönmez’in paylaştığı resmi veriler ise bu planın bilimsel bir temeli olmadığını net bir şekilde gösteriyor. Türkiye’nin 2024 yılı toplam sera gazı emisyonu 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğeri.

Ormanların mevcut net karbon giderimi ise yaklaşık 55,2 milyon ton; yani toplam salımın sadece %9,4’ü. Erdönmez’in hesabına göre, Türkiye’deki bütün ormanların %10’unu bu sisteme dahil etsek ve karbon tutumunu %20 artırsak bile elde edilecek ek miktar yılda en fazla 1 ila 2 milyon ton civarında kalıyor. Bu da toplam emisyonun yalnızca %0,3’üne denk geliyor. %0,3 gibi sembolik bir oran uğruna kamuya ait ormanları 49 yıllığına şirketlere teslim etmek; bio-çeşitliliğe, su kaynaklarına ve insanların doğaya erişim hakkına telafisi imkânsız zararlar verir.

***

Şehirlerimiz ve doğal alanlarımız; yukarıdan aşağıya kararlarla ya da rant odaklı projelerle değil, ancak toplumun ortak iradesi ve bilimsel planlamayla korunabilir. Bir yanda “Milyarlarca fidan diktik”, “İklim kriziyle mücadele ediyoruz” söylemleri üretilirken, diğer yanda sahada uygulanan mevzuat değişiklikleri ve tahsis kararları birbiriyle çelişiyor. Ormanlar basit bir hammadde ya da arsa stoku değil; bu topraklarda yaşayan her canlının suyu, nefesi ve geleceğidir. Doğal varlıklarımızın hukuki korumasını zayıflatan her adım, aslında yarınlarımızdan çalıyor.

Başa dön tuşu