“Eğitim baştan aşağı değişecek; Fintek Unicorn’u çok yakında”

Yapay zeka tarafından tetiklenen değişimin “bir kriz değil, uzun soluklu bir dönüşüm süreci” olduğunu vurgulayan Özistek, özellikle eğitim sektörünün köklü bir yeniden yapılanmaya gideceğini ve önümüzdeki yıllarda kişiye özel öğrenme modellerinin hızla ön plana çıkacağını belirtiyor. Türkiye’nin potansiyeline de dikkat çeken Özistek, Fintek alanında kısa vadede bir unicorn çıkmasının kaçınılmaz olduğunu, yapay zeka temelli tüketici uygulamalarında ise küresel ölçekte başarı ihtimalinin hızla arttığını ifade ediyor.
Bugün Türkiye’de hem girişimcilerin hem de toplumun ortak sorusu şu: “Yapay zekâ yüzünden işsizlik artacak mı?” Sizce yapay zekâ, Türkiye’de işsizliği artıran bir dalga mı olacak, yoksa toplamda daha fazla istihdam ve yeni iş alanı mı yaratacak?
İşsizlik arttırıcı etkisi tüm toplumlarda olacak fakat bu bir dönüşüm süreci. Tamamen işsizlik artacak diye bakmamak lazım. Belki insanlar haftada 3 gün çalışmaya başlayacak, hükümetler universal bir maaş sistemine geçecek. Çok boyutlu tartışılması, hazırlık yapılması gereken bir konu.
Bunun sonucu olarak da, kalabalık olmayan ve nüfusu artmayan ülkeler için bu durum risk olarak görülüyordu, şimdi durum tersine döndü bence. Güney Kore gibi çok eğitimli, inovatif toplumların giderek güçlendiğini göreceğiz.
Önümüzdeki 3 yıl içinde yapay zekânın Türkiye’de günlük hayatı somut olarak nasıl değiştireceğini düşünüyorsunuz? Eğitim, sağlık, finans/bankacılık ve kamu hizmetleri arasında en hızlı dönüşümü nerede bekliyorsunuz?
Eğitim ve sağlıkta büyük bir dönüşüm bekliyorum. Bankacılık gibi alanlarda daha çok iyileşme, optimizasyon etkileri göreceğiz fakat sanayi devriminden beri dönüşüme uğramamış eğitim sektörü baştan aşağıya değişecek, kişiye özel eğitim ön plana çıkacak. Türkiye gibi sağlık sektörünün hali hazırda gelişmiş ve dijitalleşmiş olduğu yerlerde mevcut dataları kullanarak farklı yapay zeka çözümleri getiren şirketler göreceğiz.
Türkiye’nin yeni unicorn’unun çıkacağı en gerçekçi alan sizce hangisi? Fintek, oyun, yapay zekâ ya da bambaşka bir dikey… Sizin gözünüzde Türkiye’nin en güçlü “ilk unicorn adayı” hangi sektörde konumlanıyor ve neden?
Pek yakında Fintek unicorn’u göreceğiz, ona şüphe yok. Yine önümüzdeki 3 yıl içinde yapay zeka temelli tüketici uygulamaları geliştiren 2 Türk şirketinin de unicorn olacağını söylemek gerçekçi olacaktır.
Hem Türkiye’de hem de global pazarlarda yatırım yapan biri olarak, bir yapay zekâ girişimine bakarken aradığınız temel kriterler Türkiye’de ve dünyada ne ölçüde aynı? Türkiye özelinde “burada mutlaka daha sıkı bakarım” dediğiniz başlıklar (örneğin ürün kalitesi, teknolojik derinlik, veri varlığı, ekip, regülasyon okuması vb.) hangileri? Ayrıca, Türkiye’de yatırım alacak bir AI girişimi için sizce “olmazsa olmaz” ilk şart nedir?
Yapay zeka alanında dil modeli ve bilgi işleme (altyapı) kapasitesi büyük oranda çözülmüş durumda. Yeni yapay zeka işleri dataya erişimi olan, datayı kullanarak hızlıca modelleri eğiten ve inovatif çözümlere çeviren girişimlerden gelecek. Bu anlamda Türkiye’nin güçlü olduğu dikeyler ana odaklandığımız alanlar. Sanayi teknolojileri, sağlık, perakende, son tüketiciye ulaşan uygulamalar ve tabii ki oyun.
Kurucularda ilgili dikeyde deneyim olması şart. Tarım’da inovasyonu hiç tarım alanında çalışmamış bir ekibin yapması zor. En az bir kişide dikey uzmanlığı olmalı. Yine kurucuların yapay zeka alanında araştırmacı, bilgili ve belli ölçüde deneyimli olmalarını bekliyoruz. Diğer gereklilikler ekibe katılacak kişilerle çözülebilir.
Türkiye girişimcilik ekosisteminde sık duyduğumuz “yatırım bulmak zor” cümlesi sizce ne kadar gerçekçi? Sorunun ana kaynağı sermaye yetersizliği mi, yeterince güçlü proje çıkmaması mı, yoksa yatırımcı–kurucu arasında beklenti ve ölçeklenme vizyonu uyumsuzluğu mu?
Erken aşamada böyle bir problem olduğunu düşünmüyorum. İyi ekip kurmuş, ortakların ilgili deneyimleri olan, tutkulu, çalışkan ve ne yaptığını bilen kişiler zorlanmıyorlar. Girişimciliğe bir kurumsal şirkette çalışmak gibi bakan, bir yerden yatırım alır kendimize güzel maaş yazarız diyenler, ya da hazırlık anlamında sürecin ciddiyetini anlamamış, önemsemeyen girişimler erken aşamadan yatırım bulmakta zorlanıyor.
Seri A – Seri B yatırımlarına ulaşmak ise Türkiye’de zorlu. Bu alanda yatırım yapan yeterince fon yok ve özellikle Seri A (Erken aşama sonrası 3-10M USD yatırım alınan tur şeklinde de açıklanabilir) turlarında fon bulmakta zorlanıyorlar. Daha büyük turlarda yabancı yatırımcılara gitmek kolay ama 3-5M usd arıyorken mutlaka yerel yatırımcıların aktif olması gerekiyor.
Dünyada yapay zekâ yatırımları ABD–Çin ekseninde derinleşirken, birçok orta ölçekli ekonomi sadece teknoloji kullanıcısına dönüşüyor. Türkiye’nin bu tabloda “teknoloji ithalatçısı” değil, “teknoloji ihracatçısı” olabilmesi için sizce hangi üç stratejik hamle hayati?
Çok sayıda yatırım fonuna ihtiyaç var. Fonlar kolaylıkla kurulabilmeli, stratejik olarak seçilen alanlara, yatırım aşamalarına ve sektör dikeylerine yönelik fonlar kurulmalı. Bunun için de Devlet’in ortak olması gerekli.
Güney Kore örneğini alırsak, fon kuracağım dediğinizde yarısını Devlet koyuyor. Diğer yarısını farklı yatırımcılardan bul diyor.
Devlet pazarın durumunu analiz ederek, hangi sektörlere ya da hangi aşamalarda yatırım yapacak fonlara destek vereceğini söylüyor, böylece ihtiyaçlara cevap veren çok sayıda fonların kurulmasını sağlıyor.
Ne kadar çok yatırım yaparsak o kadar çok teknoloji şirketi çıkacaktır. Bunun sonucunda da çok daha güçlü bir teknoloji ihracatçısı konumuna geleceğiz.
TÜSİAD’ın girişimcilik raporları, Türkiye’nin EMEA bölgesinde ilk 10’da olduğu; ancak sermaye derinliği, yetenek kaybı ve veri erişimi gibi alanlarda kırılgan olduğu vurgulanıyor. Türkiye’yi 2030’a hazırlayacak bir “ulusal inovasyon politikası” nasıl çerçevelenmeli? Önümüzdeki beş yılda hangi yapısal reformları olmazsa olmaz görüyorsunuz?
Fonların sayıları ve büyüklüklerinin artması şart. Global yetenekler için cazibe merkezi haline gelmeliyiz. Sadece Türkiye’deki yetenek havuzuna kısıtlı kalmamalıyız.
Teknoloji şirketlerinde çok daha fazla farklı milliyetlerden çalışanlar görmeliyiz. Türkiye’de hiç Türk çalışmayan bir teknoloji şirketi teknik olarak kurulabildiğinde reform yapmış olacağız. Teknoloji şirketlerinin halka açılma süreçlerini süper kolaylaştırmalı ve hızlandırmalıyız.
Global teknoloji şirketlerinin Türkiye’ye gelip bölge merkezlerini, operasyon merkezlerini açacakları düzenlemeleri yapmalıyız.
Kore’den Dubai’ye, Londra’dan İstanbul’a farklı ekosistemleri yakından gözlemliyorsunuz. Globalde rekabet etmek isteyen Türk girişimcilerine tek cümlelik stratejik bir uyarı vermeniz gerekse, o cümle ne olurdu? Bu cümleyle aslında en çok hangi sık görülen tuzağa dikkat çekmek isterdiniz?
Tutkulu, çalışkan, kendini sürekli geliştiren, dünyada neler olup bittiğini sürekli araştıran, fırsatları kovalayan girişimcilerin başarı oranı oldukça yüksek oluyor. Girişimci olmadan girişimciliğin ne olduğunu çok iyi anlamak gerekli. Gerçekten 7 gün 24 saat girişimle yaşayacak, rüyasında görecek, her gün çıkacak farklı sorun ve ihtiyaçlarla boğuşacağını bilmeli.
[email protected]