Deniz’in yeri cezaevi değil sahnedir

Deniz’in yeri cezaevi değil sahnedir

“Minik minik minik kelebek dur sakince uçmak ne demek/Fazla gezinme git bir dalda dur fazla çırpınma yerinde otur”…

Deniz Göktaş’ın mahkûmiyetine tanıklık ederken nedense 1980’li yıllar geldi aklıma. O yıllar zor yıllardı zor olmasına da günümüz iktidarı için “Gelen gideni aratıyor” desem çok da yanlış olmaz. Kenan Evren faşizmini övecek değilim ama bu darbeciler bile 1983 yılındaki seçimlerle birlikte ülkenin sivilleşme sürecine girmesine izin verdiler; ardında bıraktıkları bir demokratik enkazla, katledilmiş yüzlerce insanla. Son yıllarda tamamen siyasallaşan hukuk ve mahkemelerin adil olmayan yargılama süreçlerinde ne ifadeye ne de savunma hakkına saygı gösteriliyor. Siz isterseniz dünyanın en haklı ve en doğru savunmasını yapın sonuç değişmiyor. Son dönemlerde sanatsal etkinlerin yasaklanması, sanatçıların mahkeme kapılarında süründürülmesi, gözaltına alınıp ya da tutuklanmalarının hemen hemen tek bir gerekçesi var: “Halkın belli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama”. Bu öylesine subjektif ya da suistimale açık bir kanun maddesi ki…

Geçmişten bir örnek vereyim. Biz 1990 yılında İzmir Fuarı’nda Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu’nda “Gereği Düşünüldü” müzikalini oynarken gösterinin müzikli bir bölümü akşam ezanına denk geliyordu. Biz hiçbir zaman şarkımızı kesip ezanın bitmesini beklemedik. Şimdi mümkün mü? Şu anda böyle bir şey yapsak “halkın belli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla karşı karşıya gelmeyeceğimizi kimse garanti edebilir mi? Peki varsayalım böyle bir şey oldu; bizim böyle bir niyetimiz var mı? Hayır… Dini değerleri aşağılama gibi bir girişimimiz yok ama herhangi bir şikâyet karşısında bizimle aynı görüşte olan bir hâkim bulmak kolay mı? Buna da verecek cevabım ne yazık ki hayır.

“Dini değerleri aşağılama” suçlamasının yanında çok tehlikeli bir sözcük var ve neredeyse bu suçlamayı -kanunda yeri olmamasına rağmen- daha da kuvvetlendiriyor, o da “hassasiyet”. Bu sözcük Levent Kırca ile “Olacak O Kadar” skeçlerini çekerken hep karşımıza çıkıyordu. Levent ağabey diyelim ki o hafta hamamcılarla ilgili bir bölüm çekti. Hooopp! Hemen Hamamcılar Odası’ndan bir yazı. Berberlerle ilgili bir şey mi çekti hemen Berberler ve Kuaförler Federasyonu’ndan bir protesto. Mizah biraz da abartı sanatı değil mi? Olayları, insanları ve durumları abartmadan komedi olur mu?

Deniz Göktaş çok zeki bir komedyen. Gösterisinin hiçbir bölümünde suç unsuru olduğunu düşünmüyorum. O bence her sosyal demokrat gibi insanların inançlarını aşağılayarak bir yere varılamayacağını bilen biri. Hele ki yaptığı mizahta ve gösteride bundan prim yapacağını düşünmek Deniz’in zekâsına hakaret olur.

Umarım en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşur.
Kalın sağlıcakla…

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu