Bangladeş modeli demokrasinin yerli armağanı: Kemal Kılıçdaroğlu
Bangladeş modeli demokrasinin yerli armağanı: Kemal Kılıçdaroğlu
Bu yalnızca bir parti içi kurultay tartışması değil. Yalnızca delegelerin iradesi, oy pusulaları, itiraz süreleri, tüzük maddeleri meselesi değil. Bu karar, Türkiye’de ana muhalefetin mahkeme eliyle yeniden dizayn edilmesi girişimi.
Üstelik artık gelişmeler yalnızca kararın kendisiyle sınırlı değil.
CHP’yi işlevsizleştirme projesi Kemal Kılıçdaroğlu ile yürütülüyor.
İnsan, hiç değilse o ilk anda, “Ben bu hukuksuzluğun parçası olmam” demesini bekliyor. “Benim adımı kullanarak CHP’ye operasyon çekemezsiniz” demesini bekliyor. “Partimin genel başkanını mahkemeler değil, CHP’liler belirler” demesini bekliyor.
Kemal Bey ne dedi?
Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel başkanlığına mahkeme kararıyla döndürülen eski genel başkanın ilk sözü şu oldu:
“Hayırlı olsun.”
Neye hayırlı olsun?
CHP’nin iradesinin gaspına mı?
Delegenin kararının yok sayılmasına mı?
Ana muhalefetin iktidar elindeki yargı eliyle biçimlendirilmesine mi?
Yoksa Türkiye’nin Pakistan, Bangladeş, Nijerya hattına biraz daha yaklaşmasına mı?
Bunu aşağıda açacağım.
Sonra bir açıklama daha geldi. Kılıçdaroğlu, süreci “tam bir uyum ve işbirliği içinde” yürüteceğini söyledi. Sosyal medya hesabını da “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı” olarak güncelledi.
Kemal Bey kendisi hakkında atılan sloganlara çok üzülmüş. Üzülürken bu arada görevini kabullendi, pozisyon aldı ve hukuksuzlukla açılan kapıdan içeri girdi.
Bu, kişisel hırsın, tarihsel körlüğün ve siyasal meşruiyet kaybının aynı bedende toplanmış hali.
Bir insan seçim kaybeder. Bir genel başkan kurultayda yenilir. Bir lider gider. Bunların hepsi siyasetin olağan akışı. Ama bir eski genel başkan, seçimi kaybettikten sonra hukuksuzlukla geri dönmeye razı oluyorsa, artık onun adı demokratik rekabetin içinde değil, vesayet siyasetinin kenar notlarında anılır.
Kılıçdaroğlu bugün o kenar nota kendi eliyle adını yazıyor.
Bu kararın hedefi yalnızca Özgür Özel değil. Hedef, CHP’nin yerel seçimlerden sonra yakaladığı siyasal ivme. Hedef, iktidar karşısında ilk kez uzun süre sonra kendini kazanabilir hisseden muhalefet seçmeni. Hedef, cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun zindanda tutulduğu, muhalefet belediyelerinin operasyonlarla hedef alındığı, başkanların hapsedildiği, CHP’nin bütün alanlarda baskılandığı bir süreçte ana muhalefetin sinir sistemini kesmek.
Reuters, bu kararı CHP’ye yönelik daha geniş baskı dalgasının parçası olarak verdi. Özgür Özel’in kararı “yargı darbesi” diye nitelediğini, Avrupa Birliği’nin Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokratik çoğulculuk konusunda kaygı belirttiğini yazdı.
Yani dünya fotoğrafı görüyor. Ama Kılıçdaroğlu hâlâ fotoğrafın içinde kendisine uygun bir köşe arıyor. Bir köşe olsun da hangisi olursa olsun.
İşte bu yüzden başlıkta Bangladeş var.
Çünkü Bangladeş dediğimiz, burada bir ülke adı olmaktan çok, bir siyasal rejim tekniğinin adı. Muhalefeti sandıkta yenemiyorsan yıprat. Yetmezse böl. Yetmezse kriminalize et. Yetmezse mahkemeye taşı. Yetmezse kurumsal mekanizmalarla etkisizleştir. Sonunda seçim varmış gibi yap ama gerçek seçeneği ortadan kaldır.
Bangladeş’in yakın geçmişinde bunu gördük. 2024 seçimleri öncesinde muhalefete yönelik kitlesel tutuklamalar, BNP’nin boykotu, rakipsizleştirilmiş bir seçim atmosferi ve “seçim” adı altında halkın tercih hakkının boşaltılması. Human Rights Watch, seçim öncesi muhalefetin hedef alındığını, binlerce kişinin tutuklandığını yazdı. Guardian, BNP’nin boykot ettiği seçimde iktidarın neredeyse rakipsiz kaldığını aktardı.
Pakistan’da başka bir versiyonunu gördük. İmran Khan’ın partisi PTI, parti içi seçimler gerekçe gösterilerek seçim sembolünden mahrum bırakıldı. Bir partinin seçmene ulaşma kanalı, teknik ve hukuki gerekçelerle kesildi. Seçim var, parti var, seçmen var; ama bağ koparılmış. İşte otoriter aklın sevdiği düzen bu.
Nijerya’da da gördük. PDP’nin Ibadan kongresi mahkeme kararıyla mutlak butlan sayıldı. Parti içi liderlik mücadeleleri sandıkta, kongrede, üyeler arasında değil, mahkeme koridorlarında belirlendi.
Yaşadığımız şey ne?
Ana muhalefeti hukuksuzlukla hizaya sokma pratiği.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, İskandinav ülkelerinde parti içi seçimler elbette denetlenebilir. Üye hakkı ihlal edilirse mahkemeye gidilebilir. Usulsüzlük varsa hukuk çalışır. Ama mahkeme çıkıp ana muhalefet partisinin liderini görevden alıp yerine eski lideri oturtmaz. Demokratik sistemlerde yargı, siyasi partilerin liderlik masasına elini bu ölçüde uzatmaz.
Bunu yapan sistemlerin adı başka.
Ve o başka sistemlerin vitrininde de genellikle “hukuk” yazar.
Kılıçdaroğlu’nun anlamadığı ya da anlamak istemediği şey tam da bu.
Bugün mesele onun CHP’ye dönüp dönmemesi değil. Mesele, onun hangi kapıdan dönmek istediği.
Kurultay kapısından mı?
Üye iradesinden mi?
Delegeden mi?
Halktan mı?
Hayır.
Hukuksuzluk kapısından!
İşte bu, bir politikacıyı sadece siyasi olarak bitirmekle kalmıyor.
Kılıçdaroğlu hâlâ kendisine “partiyi toparlama” rolü biçildiğini sanıyor olabilir. Oysa ona biçilen rol çok daha açık: Muhalefeti bölme stratejisinin kullanışlı figürü olmak.
Saray’ın en sevdiği muhalefet tipi belli. Seçim kazanamayan, toplumu heyecanlandıramayan, iktidarı tehdit etmeyen, gerektiğinde “devlet aklı” diyerek susan, gerektiğinde “hukuka saygı” diyerek hukuksuzluğun üstünü örten muhalefet.
Kılıçdaroğlu yıllarca bu konforlu muhalefet düzeninin en tanıdık yüzü oldu. Şimdi aynı düzen, onu mahkeme kararıyla yeniden vitrine koymak istiyor.
Bu yüzden onun “şahsi ikbal değil, Türkiye’nin geleceği” sözleri artık inandırıcı değil.
Şahsi ikbal değilse, o koltuktan kalk!
Türkiye’nin geleceğiyse, yazlığına git, dinlen artık!
CHP eğer milletin egemenlik senediyse, o senedin altındaki imzayı hukuksuzluk kalemiyle değiştirmenin piyonu olmak seni rahatsız etmiyor mu?
Bugün Kılıçdaroğlu’nun yapacağı tek onurlu şey var:
Kurultay kararı almak!
Bunu geciktirdiği her saat, yalnızca siyasi geçmişini değil, tarihsel yerini de tüketiyor.
Çünkü bazı hatalar seçimle telafi edilir.
Bazı hatalar kurultayla aşılır.
Bazı hatalar zamanla unutulur.
Ama bazı hatalar insanın adının yanına yazılır ve orada kalır.
Kemal Kılıçdaroğlu bugün, Bangladeş modeli demokrasinin yerli armağanı olma yolunda ilerliyor.
Bu ağır bir cümle ama gün hafif cümlelerin günü değil.
Ana muhalefetin liderliğinin hukuksuzca değiştirildiği bir ülkede hâlâ nezaket süsleri asacaksak, zaten kaybetmişiz demek.
CHP’nin genel başkanını mahkemeler belirleyemez.
Muhalefetin rotasını yargı kararları çizemez.
Türkiye’nin demokrasisi, Bangladeş tipi muhalefetsizleştirme siyasetine, Pakistan tipi parti mühendisliğine, Nijerya tipi mahkeme koridoru demokrasisine teslim edilemez.
Ve Kemal Kılıçdaroğlu bilsin:
Tarihin yanlış tarafına geçtiniz. Atatürk’ün partisinin nefretle hatırlanacak eski genel başkanı olmamak için bir an önce hatanızdan dönün.