Are you Iran?

Geçen hafta gösterime giren bir film ve bir ‘politik sahne komedyası’ İran konusunda ortaklaşarak, küresel emperyalizmin işleyişi hakkında çok iyi bir örnek oluşturdular. 

İlki, Desert Warrior/Çöl Savaşçısı (2025), Suudi Arabistan-ABD ortak yapımı, Arap milliyetçisi bir tarihsel aksiyon filmi: Sasani (eski İran) imparatoru Kisra 2. Hüsrev, hükmettiği topraklardaki Arap kabilelerinden birer prenseslerini cariye olarak sarayına göndermelerini ister. Hire Kralı El-Numan ve kızı Hind buna karşı çıkıp çöle kaçar, Şeybani kabilesine sığınırlar.  

Kızını Şeybanilere emanet eden kral, başkente gidip Kisra’ya teslim olur. Kisra kralı öldürür, ama bu öfkesini ve prensese yönelik hırslı arzusunu dindirmez. Sasani ordusu Hire’ye doğru yola çıkar. Bu sırada Hire’ye dönüp kraliçe olan Hind, Arap kabilelerini Pers ordusuna karşı birleşmeye çağırır. Pek çok kabilenin toplandığı Zî Kâr Vahası’nda yapılan savaş, Arapların kurnaz stratejileri sayesinde -suların zehirlenmesi, aç bırakılan vahşi çöl hayvanlarının saldırtılması vs.- kazanılır. Kisra, sarayında bir Arap prensesi tarafından zehirlenerek öldürülür. Böylece, tüm farklılıklarını bir yana bırakıp birleşen kahraman Araplar, kötü Sasani/Pers/İran tahtını devirmiş olur. 

Gerçi filmde tarihler açıkça belirtilmemiş, ‘1500 yıl önce’ gibi yuvarlak tarihlemeler yapılmış ama, bu milliyetçi öykünün ilk yarısının 602’de -İslam’ın doğuşundan sadece sekiz yıl önce-, kabilelerin birleşip savaştığı ikinci yarısının ise 610’da geçtiğini tarih kitaplarından biliyoruz. Özellikle Taberi Tarihi’nde olayın epey detaylı bir anlatımı var. Taberi, Sasani İmparatorluğu’nun Hire bölgesini El Münzir ailesine krallık olarak vermesi; 400 yıl boyunca inişli çıkışlı bir ilişkiden sonra, Kisra’nın haremine getirilecek kadınlar için belirlediği ölçütlerin Hire sarayındaki 20 cariyede bulunduğu söylentisinin çıkarılması; Kisra’nın cariye isteğinin El Numan tarafından alay ve hakaretle karşılanması; Kisra’nın bu duruma çok kızdığını duyan El Numan’ın ailesini ve servetini Şeybanilere emanet edip başkente gitmesi ve ardından yaşananları, ünlü tarih külliyatında uzun uzun anlatıyor. (Tarihu’t Taberî, Çev: Cemalettin Saylık, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2019, Cilt: 2, s.200-218) 

Film her ne kadar gerçek bir olaydan yola çıkıyor olsa da, nihayetinde bir ‘Hollywood kurmacası’ olduğundan, süper-kahraman benzeri savaşçılar, tarihsel açıdan kesinlikle doğru olmayan stilize kostümler -bilgisayar oyunu uyarlaması fantastik film Prince of Persia’dan (2010) çıkmış gibi görünen TRT dizilerini anımsayın-, karakterlerin yapay diyalogları ve gerçekte olmamış olaylar -El Numan’ın tarihsel metinlerde adı bile geçmeyen kızı Hind’in Arap kabilelerini birleştirip Sasaniler’e isyan etmesi- gibi pek çok gerçekdışı unsur üstüne kurulmuş. 

Ama filmi kötü yapan asıl unsur bunlar değil, ideolojik işlevi… 

*** 

Hatırlarsınız, 300 Spartalı (2006) filmi de tarihsel bir olaydan esinleniyordu: Sparta Kralı 1. Leonidas komutasındaki Yunan şehir devletleri ittifakı ordusu, Yunanistan’ı işgal etmek için yola çıkan Pers kralı Serhes (Xerxes) ve devasa ordusunu Termofil Geçidi’nde üç gün boyunca oyalamayı başarmış ve epey kayıp verdirmişti. 

Ama M.Ö. 480’de yaşanan savaş ile 300 adlı bir çizgi romandan uyarlanan film arasında akla hayale sığmayacak farklılık ve abartılar vardı: Yunan ittifak ordusu gerçekte 7 bin kişiyken, filmde sadece 300 kişiden oluşuyordu. Bu 300 kahramanın her biri bir ‘insan güzeli’ olarak sunulurken, Serhes ve askerleri insanlıktan çıkarılıyor, fiziksel görünüşleriyle, kıyafetleriyle, takılarıyla vs. ucube yaratıklar olarak gösteriliyordu.  

Film Türkiye’de gösterime girdiğinde (2007), sevgili dostum ve sayfa arkadaşım Cüneyt Cebenoyan, 300 Spartalı’nın açıkça faşist bir film olduğunu yazmıştı. Ben de bunun hem ırkçı bir anlatı, hem de ABD’nin kitle kültürü endüstrisini kullanarak düşman yaratma ve savaş hazırlıklarının bir örneği olduğunu dile getirmiştim.  

Her ne kadar bu görüşler o günlerde bir ‘her devrin adamı’ tarafından ‘entelce’ ve ‘saçma’ bulunup saldırılsa da, ırkçı ve faşist ideolojiye hizmet eden 300 Spartalı’nın tarihsel konumunu bugün herkes net biçimde görüyor sanırım. 

70 milyon dolarlık bir bütçeyle yola çıkan, ama ancak 150 milyon dolara tamamlanabilen, bu paranın yarıdan fazlasını da Suudi Arabistan’ın karşıladığı Çöl Savaşçısı, tümüyle aynı ideolojik amacı taşıyor.  

Senaryo üretilirken ‘Hire Krallığı’ tarihinin seçilmesi de boşuna olmasa gerek: 1) 602 yılında Hire Kralı El Numan’ın öldürülmesinden sonra, Arap kabileleri birleşip Sasani ordusunu bozguna uğratıyor. 2) Aynı yıl (610) Mekke yakınlarındaki Hira Dağı’nda, Arap kabilelerinin devletleşmek üzere bir araya geleceği yeni bir süreç başlıyor.  

Filmin görsel biçeminde birçok çöl filmini anımsatan ve gönderme yapan görüntüler var. Ama bunlar arasında Lawrence of Arabia/Arabistanlı Lawrence (1962) açık ara önde gidiyor -özellikle, tek kişinin uçsuz bucaksız çöl manzarasında incecik bir hat çizerek deveyle ilerlediği görüntüler, açıkça Arabistanlı Lawrence’ın etkisiyle üretilmiş. İngiliz ajanı Lawrence’ın Osmanlı egemenliğinden kurtulmaya çalışan Arap kabilelerini örgütleyip birleştirerek -Hire ve Hira’dan sonra, Arap tarihinin üçüncü büyük birleşme girişimi- bugünkü Suudi Arabistan’a giden yolu açtığını düşününce, bu görsel biçem daha anlamlı hale geliyor. 

***

Ve ‘politik sahne komedyası’… Aklınıza Deniz Göktaş gelmiş olabilir, gelmesin:) Bu gösteriyi, şimdiye dek anadilinden başka dil öğrenme gereği duymamış ‘dünya lideri’ yaptı. NATO zirvesini izleyen bir basın toplantısında, karşısındaki gazeteciye açıkça “Are you İran?” dedi. Tam da stratejik ortağının “Bu gece İran’ı çok sert şekilde vuracağız!” dediği gün…  

Gazeteci kibardı, bu tuhaf soruyu Afganistanlı olduğunu söyleyerek yanıtladı. Ama bunu izlerken, ben dahil birçok kişinin aklında şu sorunun belirdiğine eminim: “Evet, ben İran’ım! Hayırdır, niye sordun, ne yapacaksın? Ne yapacaksın?!” 

Başa dön tuşu