ABD’nin tekno-oligarklarına karşı kutupları aşan ayaklanma

Ülke genelinde veri merkezlerine karşı itiraz eden yerel topluluklara her gün yenisi eklenirken protestolara devam edenler için bu kazanımlar yolun daha başlangıcı.

DİRENİŞİN ANATOMİSİ

ABD’de 2026’nın sadece ilk üç ayında en az 75 veri merkezi projesine yerel organizasyonlardan tepkiler yükseldi. Bu projelerin arkasında da 130 milyar doları aşan yatırımlar yatıyor. Ağustos ayının Veri Merkezi Karşıtlığı Raporu’na göre ülkenin dört bir yanında 580 yerel organizasyon ve 640 bin protestocu, işgalin eşiğindeki kentlerde yetkilileri karşılarına alıyor.

Raporun yazarlarından Matthew Shaw, aynı zamanda kendi şehirlerine karşı hukuki savaş veren gönüllülerin kurduğu Sorumlu Veri Merkezi Geliştirme Koalisyonu’nun bir parçası. BirGün’e konuşan Shaw, halkın bilinçlenmesinin farklı yollar aracılığıyla gerçekleştiğinin altını çizerek bu direnişin kurulma adımlarını şöyle anlatıyor:

“Bölgedeki imar izinlerine ve değişikliklerine dair kamuya açık duruşmalar olur, bazen de duruşma olmadan inşaat başlar. Yerel siyasetçilere gidilmeye çalışılır, ama onlar da planlamacılar ile gizlilik sözleşmesi imzaladıkları için temsil etmekle yükümlü oldukları insanlara neyin altına imzalarını attıklarını da söyleyemezler… Birçok karşıt grup Facebook sayfası olarak başlar. İnsanlar toplantılara ve kent meclislerine gider, eyaletlerindeki diğer gruplarla eyalet temsilcilerine karşı lobi oluşturmak için örgütlenir.”

Kırsal bölgelere yapılacak veri merkezleri araç trafiği, gürültü, su kalitesi ve elektriğe ulaşım gibi kaygıları da beraberinde getiriyor. Yerleşkeleri talan eden sorunların yanında, bu yapıların inşa süresi ise 10 seneye kadar çıkabiliyor.

Kanada Queen’s Üniversitesi’nde veri altyapısı, teknoloji ve çevre üzerine çalışan Dr. Mél Hogan, BirGün’e yaptığı açıklamada tekno-oligarşinin “kontrol etmek ve öngörmek için her şeyi ölçerek metalaştırma felsefesi” üzerine kurulu olduğunu söyleyerek sektörün doğasını özetliyor. “Kaçınılmaz” ve “gerekli” gibi tanımlarla sömürüyü meşrulaştıran patronların yanı sıra halk, Hogan’ın deyimiyle “görünür ve elle tutulur toplumsal faydaların” eksikliğine karşı da ayakta.

HALK ORTAK PAYDADA

Toplum dayanışmasının kuvvetini gözler önüne seren bu hareketlerden biri, Georgia eyaletinin Coweta ilinde meydana geliyor. Ayaklanmanın kıvılcımını çakan Laura Beth, civara inşa edilmesi planlanan hiper ölçekli veri merkezinin doğal alanı işgal edeceğini öne sürerek “Stop Project Sail” grubu kurdu. Şimdi 8 binden fazla kent sakinini barındıran hareket, imza kampanyaları ve dilekçeler ile veri merkezinin arkasındaki Atlas Development şirketine karşı mücadele veriyor. Şu anki hedefleri vatandaşlara söz hakkı verecek bir referanduma giderek ülke için bir zafer örneği daha yaratmak.

Tarım emekçisinden beyaz yaka çalışanlara dek toplumun geniş kitlelerine işleyen bu sorun, günümüz ABD’sinin politik iklimini de şekillendirmeye başladı. Shaw, çevreye ve mahallelere verilen zararın Demokratlar ve Cumhuriyetçiler gibi kutupları birleştiren bir kuvvete dönüştüğünü belirterek “Bence bu harika bir gelişme, çünkü ABD’deki siyasi bölünmelerin insanların zannettiği kadar geniş olmadığını gösteriyor” diyor.

Bu doğrultuda Cumhuriyetçi çizgiden organizasyonların da sesleri yükseliyor. 18 Temmuz tarihinde veri merkezlerine karşı 42 eyalette 142 protesto düzenleyen Humans First organizasyonu, “Kadınlar için Trump” gibi kampanyalar yürüten Amy Kremer tarafından kuruldu.

Muhafazakâr ve milliyetçi kimliğe sahip bu hareket, vergi mükelleflerinin cebinden çıkan kaynakların Silikon Vadisi liderleri tarafından kullanılmasına karşı ABD halkının sesinin duyulmasını talep ediyor. Diğer birçok hareketin aksine ulusal bir moratoryum kararını desteklemediğini söyleyen grup “her topluluk kendisi için nasıl bir yaşam istediklerine ve alanlarında bir veri merkezi inşa edilip edilmeyeceğine karar verebilmelidir” diyerek kent özerkliğini savunuyor.

Grubun Donald Trump’a yazdığı açık mektup veri merkezi kaygılarından bahsederken aynı zamanda teknoloji patronlarının aksiyonlarını Trump’tan bağımsız tutmaya çalışıyor. Organizasyon, “Bu ulusu daha önce birçok kez büyütmeye öncülük ettiniz. Sizi bir kez daha öncülük etmeye çağırıyoruz” ifadeleriyle Trump’tan Silikon Vadisi liderlerini “hizaya getirme” talebinde bulunmuştu. Ancak Cumhuriyetçilerin umduğu teknoloji ve politika ayrımının gerçek hayatta bir karşılığı yok, aksine ABD Başkanı bu atılımlara dair desteğini her fırsatta dile getiriyor.

BEYAZ SARAY’IN DERDİ FARKLI

Kitlelerin bu sancıları artık politik kürsülere taşınmış olsa da Trump hükümetinin parmak bastığı problemler arasında yer almıyor. Çünkü bu veri merkezlerini dikmek isteyen dev firmalar, yapay zekâ yarışında ABD’nin en kritik temsilcileri konumunda. Liderlerin masalarında sıkça karın doyuran Sam Altman, Dario Amodei ve Mark Zuckerberg gibi teknoloji patronları, her geçen gün yeni yapı planlarıyla gündeme geliyor. Şu ana kadar milyarlarca dolar harcanan endüstriye dair Goldman Sachs’in çıkarttığı rapor, 2030 senesine kadar yapılacak yatırımların 6 trilyon doları aşabileceğini söylüyor.

Purdue Üniversitesi Amerikan Çalışmaları’ndan Prof. Dr. Bill Muller’a göre ise “Trump tam anlamıyla kazançlı teknoloji sektörüyle hizalanmış durumda” Muller, “O da bu sektör gibi sendika ve işçi karşıtı. Veri merkezlerini savunması, yerel ekonomilere ve çevreye zarar verecek, demokratik hakları azaltacak yeni kapitalist ekstraksiyonlara bağlılığını gösteriyor… Trump rejimine karşı yapılan protestolar, Amerikan egemen sınıfına, özellikle de teknoloji sektörüne yönelik yaygın acıyı ve öfkeyi yansıtıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Trump’ın bu yaklaşımını doğrular nitelikteki hamlesi ise ABD’nin yeni Yapay Zekâ Eylem Planı.

Temmuz ayında yayımlanan bildirideki ilkelerin amacı, endüstriye ivme kazandırmak ve yapay zekâ altyapısını güçlendirmek. Yapay zekâ gelişimi üzerindeki regülasyonları azaltıp yarı iletken üretimini artırmakla başlayıp, veri merkezlerinin izin süreçlerini hızlandırmaya kadar giden yeni politikaların sayısı 90’ı aşıyor. Yapay zekâyı “saf deha” olarak tanımlayan Trump, toplumun şikâyetlerinin tavan yaptığı bu dönemde ülkenin dizginlerini tekno oligarklara devretmeye kararlı.

Ancak yapay zekâ teknolojilerinin kaynak talepleri şimdiden arzı aşmış durumda. Başkanlık koltuğu için kampanya yürüttüğü dönemde Trump, enerjiye ulaşımda ucuzluk sözünü verse de 2026 yılında gerçek bundan çok uzak. Veri merkezleri enerjiye daima aç, verileri depolamak ve bilgisayarları soğutmak için büyük ölçekte elektrik ve suya ihtiyaç duyuyor. Bölgeleri işgal eden bu yapılar da tükettikleri enerji ücretlerini çevrede yaşayan vatandaşların cebinden çıkartıyor.

FATURALAR HALKA YAZILIYOR

Bloomberg’in raporuna göre, elektrik faturaları 2020’de ülke genelinde megavat başına 16 dolar üzerinden hesaplanırken, 2025 yılından beri tüketiciye yazılan faturalar konuma göre değişim gösteriyor. En büyük sıçramaları yaşayan bölgelerin yüzde 70’ten fazlası veri merkezlerinin yaklaşık 80 kilometre civarında bulunuyor. Faturalara yansıyan fahiş fiyatlar vatandaşların şikâyetçi olduğu noktalardan biri. Reuters’ın temmuz tarihli anketine göre ABD’lilerin yüzde 64’ü veri merkezlerinin kurulmasına olumsuz bakarken yüzde 77’si ise bu durumun elektrik faturalarına yansıyacağından endişeli.

Bölge sakinleri aynı zamanda şirketlerin vaat ettiği istihdam sözüne karşı da şüpheli. Virginia eyaletinden Ortak Yasama Denetimi ve İnceleme Komisyonu’na göre kurulan veri merkezlerinin sağladığı istihdam, çoğunlukla inşaat alanındaki geçici işleri kapsıyor. Özellikle kapladığı metrekareye kıyasla aynı araziye gelebilecek alternatif işletmelerden çok daha kısıtlı iş imkânları sağladığı bildiriliyor.

Kitlelerin tepkisi bu yapılarla sınırlı değil. Veri merkezleri yapay zekâ sektörünün sadece somut bir yansıması. Asıl hedefte olanlar harcanan sudan tüketilen elektriğe kadar toplumu kendi bilançolarına ortak edip “komşuculuk” oynayan milyarlık teknoloji firmaları.

Dr. Hogan, bu ayaklanmanın hedefini “İnsanlar veri merkezlerine karşı çıkıyorlar, çünkü büyük teknoloji oligarklarına karşılar” diyerek anlatıyor. “Big Tech” şemsiyesi altındaki şirketlerin adımları politikadan sıyrılmış değil, özellikle büyük dil modellerinin halk üzerindeki tesirini buna yoran Hogan, bu modellerin teknolojik ilerlemeden ziyade siyasi bir amaç güttüğünü belirtiyor.

Bu direnişi “sınıf mücadelesi” olarak tanımlayan Prof. Dr. Bill Mullen ise “Gittikçe daha fazla insan kendilerini hayal kırıklığına uğratan kapitalist sisteme olan karşıtlıklarını protestoya döküyor. Bu anlamda ABD’de önemli sayıda insan, sosyalist bir alternatifin etrafında birleşiyor” diyor.

YEŞİLE BOYALI SÖMÜRÜ

Sorumlu Veri Merkezi Geliştirme Koalisyonu ve Matthew Shaw’ın ortaya koyduğu görevlerden biri de bu yapıların zararını minimuma indirmek. İnşa aşamasında şeffaflık talep eden organizasyonlar, veri merkezlerine dair yeni regülasyonlar talep ediyorlar. Shaw “sorumlu ve çevreci veri merkezi” kavramını şöyle açıklıyor: “Bence birçok sorunun çözümü, şirketlerin kooperatif yönetiminde olması olur, bu şekilde çalışanlar hissedarlar için değil de kendi toplulukları için en iyisini belirleyebilirler. Yaygın çözümler arasında gizlilik sözleşmelerinin yasaklanması, altyapı dâhil elektrik maliyetlerini geliştiricilerin ödemesi, temel yeşil enerji yönetmeliklerinin zorunlu kılınması ile su, hava, gürültü ve ışık üzerine sıkı çevresel denetimler yer alıyor.”

Ancak Doktor Mél Hogan bu kavrama karşı “faşist bir yapıyı yeşil bir hale büründürmenin yanlış olduğunu” vurgulayarak asıl amacın teknolojik oligarşiyi ortadan kaldırmak olması gerektiğini ekliyor. “Cheyenne’de iklim modellemesi yapan süperbilgisayarlar gibi çevresel gözetimde bulunan veri merkezleri mevcut. Ama konu yapay zekâya geldiğinde, neden daha fazla veri merkezine ihtiyacımız olduğunu, neden bu ölçekte olduğunu ve kimlerin çıkarlı çıkıp kimlerin kaybedeceğini sorgulamalıyız.”

“MÜCADELEYE DEVAM”

Toplumda yer edinen bu sorun aynı zamanda kasım ayında gerçekleşecek ara dönem seçimlerinde ABD’nin siyasi çehresinde değişiklik yaratabilir. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi kanattan çeşitli siyasi isimler bir sene önce veri merkezlerini teknolojik atılımlar olarak konumlandırırken özellikle yerel politikacılar destek naralarını kesti. Seçimlerin arifesinde birçok siyasi, veri merkezlerine sırtlarını dönen halka ayak uydurmaya başladı.

Dr. Bill Mullen, seçimlere dair görüşünü “protestoya devam etmenin en önemli nokta” olduğunun altını çizerek şöyle açıklıyor: “Seçimlerin ABD sokaklarındaki protestoları ve hoşnutsuzluğu göstermesi muhtemel… Her iki parti de kitlelerde çok popüler değil, bu tahmini daha da zorlaştırıyor. Açık ve önemli olan şey, insanlar kasım ayında oy kullanmaya karar verseler bile sokaklardaki mücadeleye devam etmeliler. Sadece devamlılık sağlayan bir kitlesel eylem ABD kapitalizminin dinamiklerini değiştirebilir ve emekçilere geleceklerine dair söz hakkı verebilir.”

Başa dön tuşu