Gençler bir gelecek istiyor

Eylül 2025’te Nepal’de, hükümetin sosyal medyayı kısıtlama girişiminin ardından siyasal elitlerin yolsuzluğuna ve gösterişine duyulan öfke büyüdü. Eylül 2025’in sonlarından itibaren Fas’ta gençler, kamu sağlığı ve eğitimin çöküşüne karşı protesto gösterileri düzenlerken, buna karşın 2030 FIFA Dünya Kupası hazırlıklarına devasa kaynaklar aktarılmasını hedef aldı. Aynı ay Madagaskar’da gösteriler, güvenilir su ve elektrik hizmeti sağlanamaması nedeniyle başladı. Peru’da ise Eylül ve Ekim 2025 boyunca protestolar siyasal düzene, örgütlü suça ve gençlerin parasını alan ama onlara güvence sunamayan emeklilik sistemine yöneldi. Bunlar birbirinin aynısı ayaklanmalar değildi; ancak ortak bir duyguyu paylaşıyorlardı: Stadyumlar için para var ama hastaneler için yok; yabancı alacaklılara ödeme yapmak için para var ama gençlere iş sağlamak için yok; polis için para var ama okullar için yok.

En sık dile getirilen kavram yolsuzluk. Ancak yolsuzluğun altında, geleceğin önünü kapatan bir toplumsal düzen yatıyor.

One Piece adlı Japon manga serisinin korsan bayrağı bu protestoların birçoğunda ortaya çıktı. Bu ilginç bir simgeydi: Manga, güçlülerin tekeline aldığı bir hazineyi bulmak için denize açılan ve meşru olduğunu iddia eden ama şiddet uygulayan bir dünya hükümetiyle karşı karşıya gelen bir grup gencin hikâyesini anlatıyor. Bu bayrak bir siyasal program sunmuyor; ama bir duyguyu ifade ediyor: Kurulu düzen sahtekârlık üzerine kuruludur ve onun ötesine geçilecek bir macera artık zorunlu hale gelmiştir. Gençler adeta şöyle diyor: “Bugünkünden daha az umutsuz bir gelecek bulabilmek için açık denizlere açılalım.”

KÜRESEL GENÇ İŞSİZLİĞİ

Bu duygunun maddi temeli, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yeni raporu Global Employment Trends for Youth 2026: Back to the Future’da (Gençliğin Küresel İstihdam Trendleri 2026: Geleceğe Dönüş) açıkça görülüyor. 2023’te yirmi yılı aşkın sürenin en düşük düzeyine gerileyen 15-24 yaş arası gençlerin işsizlik oranı, 2025’te yüzde 12,4’e yükseldi. Bu, 67 milyon gencin aktif olarak iş aradığı halde iş bulamadığı anlamına geliyor. Genç işsizliği, dünyanın on bir alt bölgesinin sekizinde 2023 ile 2025 yılları arasında arttı. Ancak işsizlik oranı hikâyenin yalnızca bir bölümünü anlatıyor; çünkü artık iş aramaktan vazgeçenleri kapsamıyor. Bu nedenle daha açıklayıcı gösterge, ne istihdamda ne eğitimde ne de mesleki eğitimde bulunan gençleri ifade eden NEET kategorisidir. 2025 yılında 257 milyondan fazla genç, yani her beş gençten biri bu durumdaydı. Bu sayı 2023’e kıyasla dokuz milyon daha fazlaydı.

Bu soğuk kısaltmanın ardında askıya alınmış hayatlar var. Bir genç eğitimini tamamlıyor, aylarca iş arıyor ve sonunda iş olmadığını görüyor. Aramaktan vazgeçince yeniden kalabalık aile evine dönüyor; evliliği, çocuk sahibi olmayı ve bağımsız bir yaşam kurmayı erteliyor. Zaman geçiyor ama hayat ilerlemiyor. Bu yük kadınlar açısından çok daha ağır yaşanıyor. NEET statüsündeki gençlerin üçte ikisinden fazlasını kadınlar oluşturuyor. Genç kadınlarda NEET oranı yüzde 27,4 iken, genç erkeklerde bu oran yüzde 13,1. Bunun nedeni kadınların daha az eğitimli olması değil; ücretsiz bakım emeği, ayrımcılık ve insana yakışır işlerin yetersizliği onları ekonomik yaşamın dışına itiyor.

Arap devletlerinde ve Kuzey Afrika’da gençlerin yaklaşık üçte biri NEET statüsünde bulunuyor. Sahra Altı Afrika’da ise resmi genç işsizlik oranı daha düşük, yüzde 8,4 düzeyinde görünüyor. Ancak bu, istihdamın bol olmasından değil, yoksulluğun insanları kayıt dışı çalışmaya zorlamasından kaynaklanıyor. Gençler, bulabildikleri ya da yaratabildikleri her türlü kayıt dışı işi kabul etmek zorunda kalıyor. Düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde çalışan gençlerin yaklaşık onda dokuzu, anlamlı bir sosyal güvenlikten ve çalışma güvencesinden yoksun biçimde kayıt dışı istihdam ediliyor. Birçoğuna eğitimin yoksulluktan kurtuluşun merdiveni olduğu söylendi. Borçlandılar, okudular, diploma aldılar, kimi zaman göç ettiler; ancak sonunda ILO’nun “orta beceri gerektiren işlerin içinin boşalması” olarak tanımladığı olguyla karşılaştılar. İşverenler ilk işini arayan gençlerden deneyim talep ederken, yapay zeka da geçmişte bu deneyimin kazanıldığı giriş düzeyindeki bazı meslekleri ortadan kaldırma tehdidi oluşturuyor. Eğitim beklentileri yükseltiyor; fakat ekonomi bu beklentileri karşılayamıyor.

MİLYONLARIN YALNIZLIĞI

Gençlerin hayal kırıklığını, ekonomi politikten kopuk yalnızca bir ruh sağlığı krizi olarak tanımlamak yetersizdir. UNICEF bağlantılı bir kuruluşun 2025 yılında 5 bin 600’den fazla gençle yaptığı araştırma, her on gençten altısının güncel gelişmeler karşısında kendisini bunalmış hissettiğini, buna karşın yalnızca yarısının ruh sağlığı desteğine nereden ulaşabileceğini bildiğini ortaya koydu. Bununla birlikte gençlerin yüzde 60’ı hâlâ umutlu olduğunu ve daha iyi bir geleceğin kurulmasına katkı sunmak istediğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü ise dünya genelinde her altı kişiden birinin yalnızlık yaşadığını; 13-29 yaş grubunda bu oranın yüzde 17 ila 21’e yükseldiğini bildiriyor. Yaygın kanının aksine yalnızlık en çok düşük gelirli ülkelerde görülüyor.

Yalnızlık yalnızca depresyon ve kaygıyla değil; düşük gelir, yetersiz kamusal altyapı ve eğitim ile istihdamdan dışlanmayla da ilişkilidir.

Yalnızlık yalnızca etrafta insanların bulunmaması değildir; kişinin toplum açısından gereksiz olduğu duygusudur. Genç bir insan akıllı telefonu aracılığıyla binlerce kişiyle bağlantı kurabilir; ama insana yakışır bir yaşamı mümkün kılan kurumlarla bağını yitirmiştir: işyeri, sendika, mahalle derneği, kültür merkezi ve siyasal örgüt. Piyasa, topluluk olmadan iletişim, özneleşme olmadan görünürlük sunuyor.

Bu yalnızlık, daha genel bir belirsizlik hali tarafından daha da derinleştiriliyor. Sermayenin diliyle konuşan kurumlar bile bu istikrarsızlığı kayıt altına alıyor. Dünya Belirsizlik Endeksi, şirketler, finans kuruluşları ve hükümetler tarafından kullanılan Economist Intelligence Unit ülke raporlarında “belirsizlik” sözcüğüne yapılan atıfları sayıyor. Endeksteki sıçramalar savaşlara, mali krizlere, pandemilere, siyasal kırılmalara ve ticaret çatışmalarına eşlik ediyor; yani milyonlarca insanın gündelik yaşamını güvencesiz hale getiren krizlere.

Ancak sermayenin ölçtüğü belirsizlik, işçi sınıfı tarafından çok farklı biçimde yaşanıyor. Finans çevreleri için belirsizlik, bir yatırımın değer kaybedebileceği anlamına gelir. Genç bir emekçi içinse gelecek ay iş bulup bulamayacağını, kirasını ödeyip ödeyemeyeceğini, sofraya yemek koyup koyamayacağını ya da savaşın veya iklim krizinin evini yok edip etmeyeceğini bilememek demektir. Egemen sınıflar belirsizliği ölçüyor; aynı zamanda onu üretiyor.

“Z Kuşağı” diye adlandırılan ayaklanmalar, geleceği ellerinden alınmış bir kuşağın siyasal sahneye çıkışıdır. Bu isyan henüz örgütlü bir siyasal proje değildir. Kendiliğinden ortaya çıkan öfke ya dayanışmaya ve sosyalist yeniden kuruluş mücadelesine yönelecek ya da sinizm, şovenizm ve aşırı sağ tarafından ele geçirilecektir. Belirleyici soru şudur: Kalıcı örgütler, ekranın yarattığı yalnızlığı ortak mücadele yoldaşlığına dönüştürebilecek mi?

Kaynak: thetricontinental.org

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ

Başa dön tuşu