Savunmayı kapıda yapmak çözüm mü?

Politika Servisi

Üsküdar, Foça ve Adalar belediyelerinde yaşananlar, son iki yıllık serüvenin gideceği yeri göstermesi açısından çok önemli. Bu operasyonları ve öncüllerini tek başına iktidarın belediyelere el koyma girişimi olarak değerlendirmek eksik olacaktır. İktidar, belediyelere yönelik her hamlesinde birden fazla sonuç üretmeyi başardı.

Yenilgiyi unutturdu: 31 Mart seçimlerinde yaşanan büyük yenilgiyi kendi seçmeni nezdinde unutturmayı başardı. Meşru olmayan yollarla da olsa 100’e yakın belediyeye el koydu. AKP elitleri etik ve hukuk dışı yönteme başvurmaya alıştı, hatta benimsedi. Sonuç değişmedi duygusu: Halk değişim konusunda çok ısrarlı ve inatçı çıktı. İktidar bu durumun farkında ve ilk iş olarak halkta “sonuç değişmez” duygusunu yerleştirmeye çalışıyor. Bir çeşit güç gösterisi.

Sosyal, ekonomik, siyasal rant elde etti: AKP iktidarı çok uzun süre kendini belediyeler üzerinden büyüttü. Merkezi olarak yaşanan gerileme yerel yönetimlere de yansıyınca, yaklaşık 30 yıldır elinde tuttuğu olanağı kaybetti. Operasyonlarla eski alışkanlıklarına geri dönebildi.

SÜRPRİZ DEĞİL

Muhalefeti meşgul edip dağıtıyor: Ağır ülke gündemi neredeyse her hafta tekrarlanan belediye operasyonları etrafına sıkıştırılıyor. Muhalefet bu alandan çıkamıyor. Süreçlerin negatif olarak sonuçlanması ciddi moral bozukluklarına yol açıyor. Her düzeyde iktidar kazanmaya devam ediyor.

İktidarın bu denli pervasız bir saldırı düzeyine çıkacağını hiç kuşku yok ki kimse beklemiyordu. Ama bugünden ileriye doğru baktığımızda; 19 Mart’ın öncesinde Esenyurt ve Beşiktaş’la başlayan sürecin durmadan devam edeceğini söylemek mümkün. Seçime kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi dâhil istisnasız her belediyenin başına benzer bir süreç gelebilir ve bu kimse için sürpriz olmaz.

Muhalefet partileri bugüne kadar saldırının yapıldığı noktada bir savunma hattı kurarak yanıt vermeye çalıştı. Bunu il ve ilçe belediyelerinde miting, toplantı ve belediye başkan vekillikleri seçimlerine yoğun katılım olarak özetlemek mümkün. Tabii sonrasında çok umut olmasa da hukuk mücadelesi verilmeye devam etti. Ama bugüne kadar verilen tüm bu mücadeleler işin seyrini değiştiremediği gibi iktidarı yeni operasyonlardan caydıracak bir etki de yaratamadı. Peki yapılacak hiçbir şey yok mu?

Savunma hattının yeri: Yaklaşık iki yıldır devam eden ve iktidarın bir stratejisi hâline gelen belediye operasyonlarına bugüne kadar bütünlüklü bir yanıt üretememesi muhalefetin en büyük eksikliği. Bu bağlamda 19 Mart ve sonrasında yaşananların muhalefet açısından ders niteliğinde olduğunu söylemek mümkün. Mücadelenin merkezine tek tek direnişleri almak yerine topyekûn bir karşı kampanya ihtiyaç olarak duruyor.

Rejimin karakteri: İktidarın belediyeler üzerinden başlattığı hamleyi önceki dönemin argümanları ile açıklamak yetmiyor, yetmeyecek. Bu bağlamda mücadelenin diline de eylem biçimine de rejim karşıtlığını oturtmak gerekiyor. OHAL koşullarında olağan olmayan bir muhalefete ihtiyaç var.

Fiilen yönetmek: İllerde ve ilçelerde belediye başkanları değişse de seçmen profili değişmiyor. Bununla birlikte iktidar operasyonlarının ilk günlerinde verilen reaksiyon hızla geri çekiliyor ve gündelik yaşam iktidarın istediği biçimde normale dönüyor. Bu durumun nedenlerinden biri, muhalefet partilerinin yöneticilerinin mücadelenin devamı olarak sürekli bir sonraki seçimi göstermelerinde yatıyor. “Bir sonraki seçimde halk sandıkta yanıt versin” deniyor. Oysa bugün verilecek yanıt sadece o il ve ilçe için değil, hemen peşinden gelecek olası iktidar müdahaleleri için de kritik önemdedir. Başkanlık ele geçirilebilir ama mahalle muhtarlıkları, bölgedeki dernekler, sendikalar yerinde duruyor. Onlar üzerinden yeni bir kent yönetimi inşa etme girişimi iki yönlü sonuç üretecektir. Bir yandan gasp edenlerin yönetme kabiliyetlerini azaltırken diğer yandan da dinamik bir muhalefet yapısının ayakta kalmasını sağlayacaktır.

NEDEN ÖNEMLİ?

Tüm bu yerel pratiklerin ve direniş biçimlerinin ötesinde asıl kavranması gereken nokta, yerelde verilecek bu çok boyutlu mücadelenin yaklaşmakta olan cumhurbaşkanlığı seçimine kadar muhalefet açısından ne denli kritik bir zemin yaratacağıdır. İktidarın baskı aygıtlarını yerel yönetimler üzerinden test etmesine karşı, halkın ve demokratik muhalefetin mahallelerden, sendikalardan, derneklerden başlayarak kuracağı fiili direniş hattı, milyonlarca yurttaş için çok ciddi ve öğretici bir “sokak antrenmanı” işlevi görecektir.

Sokağın ve yerel dayanışma ağlarının meşru, demokratik yollarla hareketlendirilmesi, halkın her an siyasete doğrudan müdahil olabilme refleksini geliştirmesini sağlayacaktır. Bu demokratik canlılık ve sahada olmanın getirdiği özgüven, kendi ajandasını dayatmaya alışmış iktidar için aşılması zor yeni bir bariyer anlamına gelir.

Sadece sandığı işaret eden ve statik bir biçimde “seçim anını” bekleyen, toplumsal dinamikleri mobilize etmekten kaçınan her siyaset peşinen yenilgiye mahkûmdur. İktidar, elindeki devasa devlet imkânlarına sahipken, muhalefetin bu kuşatmaya verebileceği yegâne yanıt, halkın örgütlü ve bilinçli gücünü sürekli diri tutmaktır.

Bu açıdan, yerellerde irili ufaklı tüm yan yana gelişler, kurulacak her doğrudan temas, sadece gasp edilen iradeyi savunmakla kalmayacak, aynı zamanda yarın ülke genelinde köklü bir demokratik değişimi omuzlayacak geniş ve ortak bir cephe için atılmış adım olacaktır.

Başa dön tuşu