Güvenlik genelgesi mi abluka planı mı?

Genelgenin gerekçesini ortaya koyan ilk paragrafına bakınca, öğrencilerin can ve mal güvenliğinin korunması, huzur içinde eğitim-öğretim görmelerinin sağlanmasının amaçlandığı sanılabilir. Ancak hemen devamında gelen “Terörsüz Türkiye” vurgusu, “terör ve suç örgütlerinin propaganda, eleman temini ve benzeri faaliyetleri” ifadeleri, genelgenin yalnızca üniversitelerde güvenliği sağlamaya yönelik teknik tedbirlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Genelgenin bütününe bakıldığında ise öğrenci grupları, eylemler, etkinlikler ve sosyal medya faaliyetleri hedef alınıyor.
Genelgede istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilmesi, “yasa dışı” eylem ve etkinliklere karşı önleyici tedbirler alınması, “illegal/marjinal” oluşum ve yapıların stant açmasının engellenmesi, sosyal medya faaliyetlerinin takip edilmesine ilişkin tedbirler, kampüse girişlerde parmak izi, kartlı geçiş ve turnike sistemleri kullanılması, kapalı devre kamera sistemlerinin kurulması gibi düzenlemeler yer alıyor. Görüyoruz ki, mesele üniversitelerin güvenliği değil, üniversiteleri tek adam rejiminin kontrolü altına almak, muhalif sesleri bastırmak, gençliği abluka altına almaktır.
Elbette üniversite öğrencilerinin ve üniversitede istihdam edilen tüm personelin can ve mal güvenliğini sağlamak kamusal bir görevdir. Ancak söz konusu genelge güvenliği sağlama bahanesiyle üniversitelerde örgütlenmeyi, ifade özgürlüğünü, siyasal faaliyet alanını ve hatta öğrencilerin yalnızca sosyal kültürel etkileşimde bulundukları faaliyetleri dahi ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Üniversitede yapılacak bir eylemin yasa dışı olduğuna kim karar verecek? Bir eylem henüz gerçekleşmeden, “önleyici tedbir” gerekçesiyle hangi ölçütlere göre müdahale edilecek? Öğrencilerin örgütlenme özgürlüğü ile ifade ve düşünce özgürlüğünü kullanması hangi noktada terör faaliyeti kapsamında değerlendirilecek? “Marjinal” kimdir ve hukuken ne demektir? Bir grubun ya da öğrencinin “marjinal” olarak nitelendirilmesi, onun temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması için tek başına hukuki bir gerekçe olabilir mi? Bunların hepsi üniversitelerin ruhuna aykırı olduğu kadar hukuken de ciddi sorunlar barındırıyor. Özellikle öğrencilerin ifade, örgütlenme ve toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüklerinin söz konusu olduğu bir alanda, “illegal”, “marjinal” ve “önleyici tedbir” gibi ifadelerin hangi somut hukuki ölçütlere karşılık geldiği açık olmak zorundadır.
GENELGE ANAYASA’YA AYKIRI
Üniversiteler yalnızca eğitim-öğretim veren kurumlar değil; bilimsel ve demokratik kamusal alanlardır. Özgür fikrin, örgütlenmenin, kolektif yaşamın can bulacağı, öğrencilerin itirazlarını özgürce dile getirebileceği kurumlardır. Üniversite dediğimiz şeyin anlamı biraz da buradadır. Farklı fikirlerin bir arada bulunması, iktidarın politikalarının eleştirilmesi, öğrencilerin kendi talepleri etrafında örgütlenmesi ve gerektiğinde buna karşı çıkması üniversite yaşamının dışında değil, tam da içindedir.
Bir öğrencinin ya da daha genel ifadeyle bir yurttaşın bu haklarını kullanıyor olması ile güvenlik tehdidi olarak görülmesi arasında net bir sınır olmak zorundadır. Devletin görevi bu sınırı ortadan kaldırmak değil, tam tersine temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır. Ancak bu genelgeyle söz konusu sınırlar bulanıklaştırılmakta, siyasal bir özne olarak var olmak isteyen öğrencilerin daha en baştan bir güvenlik tehdidi olarak görülmesinin önü açılmaktadır.
Hâlihazırda yürürlükte olan Anayasa’nın 130. maddesine göre üniversiteler, kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip kurumlardır. Bilimsel özerklik yalnızca akademisyenlerin araştırma ve yayın özgürlüğünden ibaret değildir; üniversitenin eğitim, araştırma ve yayın faaliyetlerini kendi bilimsel ölçütleri doğrultusunda yürütebilmesini de kapsar. Öte yandan aynı maddede üniversitelerin devletin gözetimi ve denetimi altında olduğunu ve güvenlik hizmetlerinin devlet tarafından sağlanacağı da düzenlenmiştir. Dolayısıyla devletin üniversitelerde güvenliği sağlama yetkisi vardır, ancak elbette bu yetki temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak sınırsızlıkta değildir.
Bunun yanı sıra Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın ancak kanunla sınırlandırılabilir ve bu sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ne var ki genelgede öğrencilerin attığı adım dahi güvenlik meselesi olarak görülüyor, öğrencilerin fiziki olarak ve sosyal medya faaliyetlerinin takip edilmesi, kimi öğrencilerin fişlenmesi, öğrencilerin ifade, düşünce, örgütlenme özgürlüklerinin daha kullanılmadan ellerinden alınması hedefleniyor. Bu anlamda da genelgenin güvenlik politikası getirmediği, Anayasa’ya aykırı şekilde temel hak ve özgürlüklere saldırdığı ortadadır.
ÜNİVERSİTELERİ BİRLİKTE SAVUNMAK
Genelgeyi protesto etmek isteyen Ege Üniversitesi öğrencileri 22 Eylül’de Özel Güvenlik Birimi ve kampüse giren çevik kuvvetin sert saldırısı ile karşılaşmış, 29 öğrenci gözaltına alınmıştı.
Üniversitelerde güvenliği sağlama iddiasıyla hazırlanan genelgede tarif edilen güvenlik anlayışının kampüs hayatında nasıl bir karşılık bulduğunu bu örnekte görmek mümkün. Mesele sadece bir protestoya nasıl müdahale edildiği değil üniversitelerin nasıl bir anlayışla yönetileceğidir.
Ancak anlatmaya çalıştığımız üzere, üniversite yapısı gereği toplumsal sorunların tartışılabildiği, iktidarın eleştirilebildiği, öğrencilerin örgütlenebildiği, farklı fikirlerin bir arada bulunabildiği; yani demokratik toplumun gereklerinin gerçek manasıyla yerine getirilebildiği kamusal alanlardır. Üniversiteyi siyasetten arındırma çabası, aslında üniversitenin kamusal niteliğini ortadan kaldırma çabasıdır. Öğrencilerin siyasal bir özne olarak var olmasını güvenlik sorunu olarak görmek üniversiteyi üniversite yapan temel unsurlardan birini yok saymaktır.
Gerek geçmiş gençlik deneyimleri gerekse de 19 Mart deneyimi göstermiştir ki gençliğin siyasal varlığını baskı yoluyla ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu genelgeye karşı çıkmak, üniversitelerin özgür, demokratik ve kamusal niteliğini savunmaktır. Bu nedenle öğrenciler, akademisyenler, idari personel, ezcümle tüm üniversite ahalisi, üniversiteyi üniversite yapan niteliklerini birlikte savunmak ve mücadeleyi büyütmek zorundadır.