Biz mi kitapları okuruz, yoksa kitaplar mı bizi yazar?

Beyoğlu’nun sahaflarından edebiyat sohbetlerine uzanan roman, bir gizem anlatısının içinde yazarlığı, okurluğu ve kurmaca ile gerçek arasındaki sınırı sorguluyor.
SAHAF MEHMET BEY’İN RÜYASI
Romanın merkezinde, yayımlanmamış eserleri, yıllar içinde biriktirdiği ret mektupları ve yazma tutkusuyla yaşayan sahaf Mehmet Bey bulunuyor. Hayalini kurduğu hikâyeyi bir türlü yazamayan Mehmet Bey’in yaşamı, satın aldığı bir kütüphanedeki kitapların arasından çıkan siyah ciltli el yazmasıyla değişiyor. Çünkü kitapta Mehmet Bey’in daha bir gün önce yaşadıkları yazılıdır. Geçmişini satır satır okurken gelecekte neyle karşılaşacağını bilmeyen Mehmet Bey, giderek kendi gerçekliğini, yazarlık tutkusunu ve edebiyatın sınırlarını sorgulamaya başlıyor.
ROMAN DA KENDİNİ YAZIYOR
İsviçre’de yaşayan, Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü mezunu olan Demiray, yazarlığının iyi bir okur olmakla başladığını söyledi.
Yazarlığın kendisi için önce “ciddiye aldığı amatör bir hobi” olduğunu belirten Demiray, romanı yazmaya başladığında ana yapıyı planlamış olsa da hikâyenin yazım sürecinde değiştiğini anlattı.
Demiray, “İlerleyen bölümlerde ilk başta hayal etmediğiniz, kurmadığınız şeyler kurmacanın içine kendiliğinden giriveriyor. Yazdıkça roman da bir anlamda kendini yazıyor” dedi.
KİTAPLAR DA BİZİ YAZAR
Anka’ya konuşan Demiray, kendi edebiyat dünyasında iz bırakan eserler arasında Albert Camus’nün “Yabancı”, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” ve Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü” romanlarını sıralıyor ve şöyle diyor: “Bu romanları okumaya başlamadan önce olduğum kişiyle bitirdiğimde olduğum kişi arasında fark hissettim. Ben de yazarken bir anlatı olsun ama o anlatı bir düşünce merkezine hizmet etsin istedim.”
İlk romanının yayımlanmasının kendisinde hem heyecan hem de kaygı yarattığını anlatan Demiray, yazarlığın kişisel tarafını ise şöyle ifade etti:

“Yazmak aslında okurun karşısında bir anlamda soyunmaya benziyor. Fikirlerinizi, iç dünyanızı açıyorsunuz. Başkalarına, yabancılara mahrem şeyleri anlatıyorsunuz.” Yazmayı aynı zamanda bir özgürlük alanı olarak gördüğünü belirten Demiray, roman yazmanın, sonucunun ne olacağını bilmeden insanın kendi başına çıktığı uzun bir yolculuk olduğunu söyledi.
ÜÇ ROMANI DAHA TAMAMLANDI
“Siyah Ciltli Kitap” Demiray’ın yayımlanan ilk romanı olsa da yazarın tamamlanmış üç romanı daha bulunuyor. Demiray ayrıca yeni bir roman üzerinde çalıştığını belirterek eserlerinin birbirinden farklı olmasına karşın hepsinde bir “düşünce merkezi” bulunmasını önemsediğini söyledi.
Okurun romanın sonuna geldiğinde başladığı noktadan farklı bir yerde olmasını istediğini dile getiren Demiray, Siyah Ciltli Kitap’ın okura yaptığı çağrıyı şu sözlerle anlattı:
“Hayal ile gerçek arasında gerçekten ince bir çizgi var. Kendi hayatlarımız, gerçek sandığımız hayatlarımız da aslında kafamızda kurduğumuz, düşündüğümüz şeylerden oluşuyor. Bu roman belki okurları o konuda biraz düşünmeye davet eder.”