Kitap fuarları kimin için?

Kitap fuarları kimin için?

Öncelikle çocuklar açısından bakıldığında, fuarların sunduğu potansiyel ile gerçek deneyim arasında ciddi bir fark var. Teorik olarak çocuklar için atölyeler, masal saatleri, söyleşiler ve imza günleri düzenleniyor. Ancak pratikte, fuar alanlarının kalabalığı, gürültüsü ve düzensizliği çocukların bu etkinliklerden verimli şekilde yararlanmasını zorlaştırıyor. Daha önemlisi, stantların büyük çoğunluğu çocukların diline hitap etmiyor. Yetişkinlere göre tasarlanmış raflar, metinler ve sunumlar arasında çocuklar kendilerini çoğu zaman bir “misafir” gibi hissediyor. Bu durumda fuar, çocuk için bir keşif alanı olmaktan çok, kısa sürede yorulduğu ve kopukluk yaşadığı bir mekâna dönüşüyor.

Ekonomik boyut ise sorunun en görünür tarafı. Türkiye’de kitap fiyatlarının geldiği nokta düşünüldüğünde, ortalama bir ailenin fuardan çok sayıda kitapla dönmesi neredeyse imkânsız. Fuarların bir zamanlar sunduğu “uygun fiyatlı kitap” algısı giderek zayıfladı. İndirimler olsa bile, temel fiyatların yüksekliği bu avantajı sınırlı kılıyor. Bir çocuk kitap seçerken heyecanlanır, ancak ebeveynin bütçesi o heyecanı çoğu zaman sınırlar. Bu da fuarı, çocuk için bir seçme özgürlüğü alanı olmaktan çıkarıp, “bakıp geçilen” bir deneyime dönüştürüyor.

Daha da çarpıcı olan, Türkiye’de birçok çocuğun kitap fuarını hiç görmemiş olması. Fuarların büyük şehirlerde yoğunlaşması, ulaşım ve konaklama maliyetleri, kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar için bu etkinlikleri erişilemez hâle getiriyor. Dolayısıyla kitap fuarları, toplumun belirli bir kesimi için anlamlı bir deneyim sunarken, geniş bir çocuk kitlesi için yalnızca uzaktan duyulan bir etkinlik olarak kalıyor.

Peki ortalama bir aile için durum farklı mı? Çok değil. Fuarlar, ekonomik olarak orta gelir grubunu bile zorlayan bir yapıya doğru evrildi. Giriş, ulaşım, yeme-içme ve kitap harcamaları bir araya geldiğinde, fuar ziyareti ciddi bir bütçe gerektiriyor. Bu nedenle birçok aile için fuar, gidilebilecek bir etkinlik olmaktan çıkıyor, nadiren ziyaret edilen bir organizasyona dönüşüyor.

Tüm bu tablo içinde şu soru daha net hâle geliyor: Kitap fuarları kimler için erişilebilir ve anlamlı?

Bugün fuarlar en çok; kitaplara ayıracak bütçesi olan, büyük şehirlerde yaşayan, kültürel etkinlikleri takip edebilen, yayıncılık sektörüne yakın duran bireyler için işlevsel.

Ayrıca öğretmenler, akademisyenler, yayıncılar ve yazarlar için fuarlar hâlâ önemli bir buluşma ve tanışma alanı. Bu kesimler için fuar, yalnızca alışveriş değil; aynı zamanda mesleki bir ağ kurma fırsatı taşıyor. Ancak bu durum, fuarların geniş toplum kesimleri için aynı ölçüde kapsayıcı olduğu anlamına gelmiyor.

Burada temel mesele, kitap fuarlarının ne sunduğu kadar, kime ulaşabildiği. Eğer bir fuar çocuklara hitap ettiğini söylüyorsa, çocukların ekonomik, fiziksel ve duygusal olarak o alana gerçekten dâhil olup olmadığı sorgulanmalı. Aynı şekilde “herkes için” denilen bir etkinliğin, ortalama bir ailenin bütçesini zorladığı bir ortamda ne kadar kapsayıcı olduğu da yeniden düşünülmeli. Bu noktada kitap fuarlarının geleceği için önemli bir ihtiyaç ortaya çıkıyor: Erişilebilirlik ve eşitlik. Daha uygun fiyat politikaları, ücretsiz etkinliklerin artırılması, gezici fuar modelleri, küçük şehirlere yayılan organizasyonlar ve çocuk dostu stant tasarımları bu dönüşümün önemli adımları olabilir. Aksi hâlde fuarlar, kültürel olarak değerli ama toplumsal olarak sınırlı bir etkinlik olarak kalmaya devam eder.

Sonuç olarak kitap fuarları bugün hâlâ önemli, ancak herkes için eşit şartlarda değil. Çocuklar için potansiyel taşısa da, mevcut haliyle sınırlı bir deneyim. Ortalama bir aile içinse giderek daha az erişilebilir hâle geliyor. Bu durumda fuarlar, esas olarak belirli bir ekonomik ve kültürel sermayeye sahip kesimlere hitap eden organizasyonlar olarak varlığını sürdürüyor.

Ve belki de en önemli soru şu:

Kitap fuarlarının gerçekten herkes için olması mümkün mü, yoksa bu sadece iyi niyetli bir söylem olarak mı kalacak?

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu