Karşılık bulsaydı toplumsal destek artardı

Tülay Hatimoğulları, Bahçeli’nin çağrısını hatırlattı: “Karşılık bulsaydı toplumsal destek artardı”

“2026 Newroz’u ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz, 27 Şubat Asrın Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenildiği tarihi ana tanıklığın Newroz’u oldu. Bu Newroz’la milyonlar, demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucu gücü olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newroz’u, büyük coşkusuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan beş net mesajını iletti.

Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan, sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses ve tek yürek oldu. Bu, sayın Öcalan’a özgürlük mesajıydı. İkincisi, Newroz meydanlarına katılan çocuklardan kadınlara, Alevilerden Sünnilere, Hristiyanlardan Türklere, Kürtlere kadar milyonlarca insanın yüreği barış sevdası için attı. Milyonlar barışa sahip çıktı.

Üçüncüsü, milyonlarca Kürt, Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade, jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade; Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşam çağrısıdır. Dördüncüsü, milyonlar, demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı net: Demokratik gerileme durmalı, barış ile demokrasi el ele büyümelidir.

“İKTİDARIN SOMUT ADIMLAR ATMAMASI DESTEĞİ AZALTIYOR”

Beşincisi, kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelere, sosyal medyadaki trol gündemlere karşı Newroz meydanları, omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemi ve gücünü gösterdi. Fiili bir yanıt oldu. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada başlar. İkinci aşama, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların aldığı aşamadır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek, çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı evredir.

Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla demokratik çözüm ufkunu açmış, demokratik siyasetin güçlendiği, eşit yurttaşlığın tesis edildiği ve toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Çağrı, stratejik ve tarihsel bir yönelimdir. Bu çağrının sunduğu perspektifle, sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil; yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak. Açık söyleyelim. Bu sürece toplumsal destek yüzde 90’ları gördü. Ama iktidarın ve devletin somut adımlar atmaması, desteği azaltıyor. Bugün destek ile güven arasındaki makas farkını kapatarak 86 milyon insan için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu iktidardadır.”

“YASAL ADIM GEREKTİRMEYEN KONULARDA İKTİDAR DİRENÇ GÖSTERMEKTEN VAZGEÇMELİDİR”

Devamında sürece dair mesajlar veren Hatimoğulları şunları kaydetti:

“Sayın Bahçeli’nin “Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” çağrısı pratikte karşılık bulsaydı bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamada olurduk. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerekiyor. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey İran savaşının sonucunu beklemek değildir. İktidara milyonların adına çağrımızdır: Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, netve şeffaf bir şekilde belli bir takvim kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir.

Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmelidir. 86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu’nun barışı ile istikrarına katkı sağlayacak adımlar atılarak Kürt meselesinin çözümünde ilerleme sağlanmalıdır. Ortadoğu’da kasırgalar eserken, Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca iç politik bir mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi önemdedir.

Türkiye’nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Acil olarak parlamento devreye girmeli, kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon süreçlerini sağlıklı yürütebilmesi için koşullar sağlanmalıdır. AİHM ve AYM kararları vakit geçirilmeden, amasız fakatsız uygulanmalıdır. Hasta mahpuslar, toplumun vicdanını yaralıyor. Bir an önce serbest bırakılmalıdır. Kayyumlar tarihe gömülmeli, seçilmişler Türkiye’nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan, özgürce yapabilmelidir. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez parçasıdır.”

Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, sürecin ilerleyişini nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya, “Gerçekten bu sürecin hızlanma ve devam etmesi gerekiyor. Sayın Bahçeli’nin dün vermiş olduğu röportajında, sürecin hızlanması konusundaki vurgusunu yineledi. Bu özellikle biraz önce de konuşmamızda ifade ettiğimiz gibi İran’daki gelişmeler, bölgesel gelişmeler, Türkiye halklarının beklentisi, Türkiye’de Kürt halkının beklentisi, yürütülen bütün bu müzakere sürecinin hızla bir sonuca kavuşması gerekiyor. Süreç enfekte olmamalıdır. Sizler de takdir edersiniz ki gerek Türkiye içinden gerekse uluslararası güçler tarafından bu süreci tersine çevirmek ve enfekte etmek için kimi provokatif yaklaşımlar olabilir. Bu yaklaşımları boşa düşürmenin yolu da bu sürecin hızlanması. Dolayısıyla Sayın Bahçeli’nin dün yapmış olduğu açıklama süreci daha doğru tanımlayan bir açıklamadır” yanıtını verdi.

“YASAL SÜREÇ, HIZLANDIRILARAK HAYATA GEÇİRİLMELİ”

“Bundan sonraki aşamada artık bu rol daha çok AK Parti Grubu’nda mı olacak? Yoksa yine Meclis Başkanı öncülük mü edecek? Esas onlar için nasıl bir yol haritası olacak?” sorusunu Hatimoğulları, şöyle cevapladı:

“Şüphesiz Meclis Başkanı’nın da bir etki alanı bu anlamıyla devam ediyor görevi itibariyle de. Fakat şu andaki aşamada artık komisyonun ihtisas komisyonunun bir taslak üzerine çalışması ve Genel Kurul’a sunulmak üzere bir taslak çalışmasının bitmesi gerekiyor. Bu yasa, bu çerçeve, yasanın son derece kapsayıcı geniş bir yasa olması ve sürecin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayacak bir yasa olmasını da önemli buluyoruz. Şu anda top artık parlamentonun sahasındadır diyebiliriz. Bize göre zaten çok gecikilmiştir. Nisan ayında gelmesi gerekir. Daha önce hükümet temsilcilerinin yapmış olduğu açıklama, bu yasanın bayramdan hemen sonra geleceği şeklindeydi ama hala taslağını görebilmiş değiliz. Hala komisyona gelen bir taslak yok. Dolayısıyla bu yasanın bir an önce gelmesi lazım. Hatta biz bu yasa saatlere kurulmalı diye ifade ettik. Hakikaten bu yasa artık saatlere kurulmalı. Günler değil artık saatler içerisinde, hızlandırılarak hayata geçirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.”

“BU KONUTA HENÜZ SAYIN ÖCALAN TAŞINMIŞ DEĞİL”

Hatimoğulları, sürecin ikinci aşamasında AKP Grubu veya Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir temasın olup olmadığı sorusu üzerine, “Bu konuda da tabii AKP iktidarıyla ve devletle zaten bir müzakere süreci yürüyor. Bu müzakereleri biz sürdürüyoruz fakat burada bu zamana yayma hali toplumda bir hoşnutsuzluk yaratmış durumda. Bizde de bir hoşnutsuzluk yaratmış durumdadır. Dolayısıyla bu bekleme halinin aşılması için de biz de gerekli müzakereleri zaten yürütüyoruz” dedi.

İmralı Adası’na konut yapıldığına ilişkin iddialar da sorulan Hatimoğulları, şöyle konuştu:

“İmralı’da bir konut yapıldığı bilgisi var ve bu konuta henüz Sayın Öcalan taşınmış değil. Bir konuttan bir konuta taşınmak mıdır mesele? Buradaki esas meselenin altını şöyle net olarak çizmek gerekiyor. Buradaki mesele bu statünün, görüşmeci statüsünün ve baş müzakereci statüsünün tanımlanması. Sayın Öcalan bu müzakereleri yürütüyor. Bu herkesin malumu. Bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir resmi forma kavuşması, bir hukuki forma kavuşması asıl olan. İkincisi ise Sayın Öcalan Türkiye’deki bütün aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, bilim insanı, birçok kesimle görüşmek istiyor. Dolayısıyla bu görüşmelerin sağlanabilmesi, bu diyalog yolunun açılabilmesi ve bunun hem siyasi hem teknik olarak kolaylığının sağlanması önemli bir aşama. Bizim de tam da hani statü tanımlanmalı derken kastettiğimiz bu iki ana şeydir diye özetleyebilirim.”

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu