Türkiye, ABD-İran müzakerelerini sürdürmek için Mısır ve Pakistan’a katılıyor: Rapor
Raporda, üç ülkenin, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a enerji altyapısına yönelik saldırılar için verdiği sürenin Cumartesi günü dolmasından önce, önümüzdeki 48 saat içinde ABD ile İran arasında bir toplantı düzenlemeyi hedeflediği belirtiliyor. Daily Sabah bir yorum almak için Dışişleri Bakanlığı’na ulaştı. Bakanlık konu hakkında yorum yapmadı ancak Bakan Hakan Fidan’ın bir hafta süren telefon diplomasisine dikkat çekti. Geçtiğimiz günlerde çatışmaya ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere savaştan etkilenen Körfez ülkelerini gezen Fidan, taraflar arasında barışın sağlanması için diplomatik bir saldırıyla meşguldü. İran’dan Abbas Araghchi’den Mısır’dan Badr Abdelatty’ye kadar pek çok mevkidaşının yanı sıra AB dış politika şefi Kaja Kallas ve ABD’li yetkililerle görüşmelerde bulundu.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Salı günü ülkesinin “kesin” ABD-İran müzakerelerine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Pazartesi günü Şerif, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian’la da görüşerek İran halkıyla dayanışma içinde olduğunu ifade etti ve Orta Doğu’daki gerilimi azaltmak için “kolektif” çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.
Pakistan genelkurmay başkanı Mareşal Syed Asim Munir, Washington ve Tahran arasında önemli bir aracı olarak ortaya çıktı ve İslamabad, her iki tarafın da kabul etmesi halinde görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunun sinyalini verdi. New York Times’ın haberine göre, Pakistan aracılığıyla iletilen 15 maddelik ABD barış planı, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarının yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki deniz güvenliğine yönelik adımların ana hatlarını çiziyor.
Bölgedeki düşmanlıklar, 28 Şubat’tan bu yana 1.340’tan fazla kişinin ölümüne yol açan ABD-İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısından bu yana arttı. Tahran, İsrail’in yanı sıra “ABD askeri varlıklarına” ev sahipliği yaptığını söylediği Ürdün, Irak ve Körfez ülkelerini hedef alan insansız hava aracı ve füze saldırılarıyla misilleme yaptı.
İran’ın komşusu ve ABD’nin NATO müttefiki olan Türkiye, çatışmayı yatıştırma konusunda istekli. ABD merkezli Axios’un Pazartesi günü bildirdiğine göre, Türkiye, Pakistan ve Mısır hafta sonu Washington ile Tahran arasında mesajlar iletti.
İsrail’in bölge ülkelerine karşı yürüttüğü savaşın tüm dünyaya artan bir maliyet getirdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar da dahil olmak üzere artan gerilimlerin küresel ekonomiyi çalkantıya sürüklediğini ve sonuçlarının Orta Doğu’nun çok ötesinde de hissedildiğini söyledi.
Başkent Ankara’daki Kabine toplantısı sonrasında düzenlediği basın toplantısında “Savaş uzadıkça yeni komplikasyonlar ortaya çıkmaya devam ediyor” diyen Erdoğan, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının küresel ekonomide ciddi çalkantılara yol açan bir gelişme olduğuna işaret etti.
Dünya enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği su yolunun stratejik önemine dikkat çeken Erdoğan, yaşanan aksaklıkların bazı ülkeleri yakıt tüketimini azaltacak önlemler almaya zorladığı uyarısında bulundu.
He emphasized that the economic burden of the conflict is growing by the day, underlining the urgent need to bring the war to an end.
Erdoğan ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve çevresine karşı derhal harekete geçilmesi çağrısında bulunarak, devam eden şiddetin sorumlusu olarak onları tanımladı ve tüm ülkeleri bölgesel barış ve insanlık adına cesur ve proaktif bir duruş sergilemeye çağırdı.
Türkiye’nin, gelişmeleri doğru değerlendiren, “devlet aklıyla” hareket eden, dengeli ve ilkeli duruşunu koruyan ülkeler arasında yer aldığını söyledi.
Erdoğan, “Ülkemizi ateş çemberinin dışında tutmaya kararlıyız” diyerek, çatışmaların bölge devletleri arasında uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşme riskine karşı uyarıda bulundu.
He stressed that Türkiye does not want to see the conflict expand further, reiterating Ankara’s call for de-escalation and a swift resolution.
Erdoğan’ın sözleri, enerji piyasaları ve küresel ticaret yolları artan baskıyla karşı karşıya kalırken, savaşın daha geniş ekonomik ve jeopolitik sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde geldi.