1990 yılında Karadeniz’de hamsi bırakmamıştı, ‘Deniz cevizi’ şimdi de Venedik’e musallat oldu

“Deniz cevizi” küçük, şeffaf ve görünüşte zararsız. Ancak dünyanın en zararlı istilacı türleri arasında yer alan Mnemiopsis leidyi, Venedik Lagünü’nde yayılmasını destekleyen bir habitat bulmuş durumda. Bu durum, lagünün hassas ekosistem dengesi ve balıkçılık faaliyetleri üzerinde ciddi yansımalar yaratıyor. Padova Üniversitesi ve OGS tarafından Estuarine, Coastal and Shelf Science dergisinde yayımlanan çalışma, bu canlı yerel ekolojik nişini yeniden yapılandırıyor ve mevsimsel dinamiklerini gözlemliyor.
İtalya’da kamuoyu tartışmaları, kıyıları istila eden ve üretim zincirlerine zarar veren mavi yengeç üzerine yoğunlaşmışken; bir başka yabancı tür, yaklaşık on yıldır bulunduğu Adriyatik’te neredeyse fark edilmeden hareket etmeye devam ediyor. Tanımı gereği değişken ve hassas ortamlar olan lagünlerde Mnemiopsis büyük gruplar oluşturabilir, besin için yerli türlerle rekabete girebilir ve zaten baskı altındaki besin zincirlerini bozabilir. Bu bağlamda, araştırmacılar türün hayatta kalma eşiklerini belirlemek ve çoğalmasını tetikleyen çevresel koşulları okumak için iki yıl boyunca sistematik saha izlemeleri ve kontrollü laboratuvar deneyleri yürüttüler.
Mevsimsel Artış ve Çevresel Koşullar
Çalışmanın başyazarı ve Padova Üniversitesi araştırmacısı Filippo Piccardi, “Bu çalışma, Venedik Lagünü’ndeki Mnemiopsis’in ekolojik nişi üzerine yapılan ilk entegre araştırmadır,” diyor. Veriler, ilkbahar sonu ile yaz sonu/sonbahar başı arasında net bir mevsimsel “bloom” (kitlesel üreme) dönemini gösteriyor. Türün bolluğu, su sıcaklığı ve tuzluluk oranıyla doğrudan bağlantılı: Her iki değer de uygun aralıklara geldiğinde, tür lagünün geniş alanlarını kaplayacak kadar artıyor.
Laboratuvar ortamında ktenoforun geniş bir tolerans aralığına sahip olduğu kanıtlandı: 10 ile 32 °C arası sıcaklıklarda ve 10 ile 34 arası tuzluluk oranlarında hayatta kalabiliyor. Bu aralık onun adaptasyon yeteneğini gösterse de sınırları var; aşırı yüksek sıcaklıklar (32 °C civarı) veya çok düşük tuzluluk oranları hayatta kalma oranını önemli ölçüde düşürüyor.
Isınan Denizlerin Yarattığı Tehlike
Çalışmanın ortak yazarı ve OGS araştırmacısı Valentina Tirelli, “Küresel ısınma ile birlikte lagün, Mnemiopsis için her geçen gün daha uygun koşullar sunabilir,” uyarısında bulunuyor. Geniş kitlelerin oluşumu, tüm lagün ekosisteminin işleyişini bozma riski taşıyor. Balıkçılar için bu durum, kaynak bolluğundaki dalgalanmalar ve operasyonel zorluklar nedeniyle daha öngörülemez sezonlar anlamına geliyor.
Çalışma, hazırlıksız yakalanmamak adına bir çağrıda bulunuyor: Üreme dönemlerini önceden kestirebilen anlık izleme sistemlerine ve lagün havzalarının özelliklerine göre uyarlanmış yönetim stratejilerine ihtiyaç var. İnsan baskısı, deniz trafiği ve iklim değişikliğinin birleştiği Venedik gibi hassas bir sistemde, bu istilacı türe karşı verilecek hızlı yanıtlar hem ekolojik etkiyi azaltabilir hem de sosyo-ekonomik sonuçları sınırlayabilir.
Deniz Cevizi Karadeniz’de dehşet saçmıştı
1990 yılında Karadeniz’de hamsi stoklarının çöküşü, dünya balıkçılık tarihinin en büyük ekolojik felaketlerinden biri olarak kabul edilir. Bu felaketin başrolünde, yine “Deniz Cevizi” (Mnemiopsis leidyi) yer alıyordu.
Aslen Kuzey Amerika (Atlantik) kökenli olan bu canlı, 1980’lerin başında gemilerindengede durması için içine aldığı sular vasıtasıyla Karadeniz’e taşındı. Karadeniz’in o dönemki kirliliği ve aşırı avlanma nedeniyle doğal dengesinin bozulmuş olması, bu tür için mükemmel bir üreme ortamı yarattı.
Hamsinin rızkına ortak oldu
Deniz cevizi bir denizanası gibi görünse de çok daha agresif bir beslenme alışkanlığına sahip. Karadeniz’e yerleştikten sonra hamsilerin ana besini olan zooplanktonlarıinanılmaz bir hızla tüketmeye başladı. Hamsiler yiyecek bulamaz hale geldi. Bu istilacı tür sadece hamsinin yemeğini yemekle kalmadı, aynı zamanda hamsi yumurta ve larvalarını da yiyerek popülasyonun yenilenmesini engelledi.
1989-1990 yıllarında Karadeniz’deki deniz cevizi miktarı o kadar arttı ki, suyun metreküpünde binlerce birey görülmeye başlandı. Toplam biyokütlesinin o dönemde 1 milyar tona ulaştığı tahmin ediliyor.
Hamsi stokları dramatik bir şekilde çöktü. Türkiye ve diğer Karadeniz ülkelerinin balıkçılık ekonomisi milyarlarca dolar zarar etti. Hamsi avı bazı yıllarda durma noktasına geldi.
Hamsileri bir başka istilacı tür kurtardı
İşin en ilginç kısmı ise doğanın bu sorunu yine “başka bir istilacıyla” çözmesi. 90’ların sonunda Karadeniz’e yine kazara başka bir tür olan Beroe ovata geldi. Bu yeni türün en büyük özelliği, sadece ve sadece Mnemiopsis leidyi (deniz cevizi) ile besleniyor olmasıydı. Beroe ovata gelince deniz cevizi popülasyonunu hızla tüketti ve hamsi stokları ancak bu sayede yavaş yavaş toparlanmaya başladı.
Deniz cevizi daha önce Hazar Denizi ve Baltık Denizi’nde de benzeri felaketlere yol açmıştı.