Yeni bir umut mu?
Yeni bir umut mu?
***
İran, anlaşmaya varılamamasının nedenin ABD’nin aşırı talepleri ve İran’a güven vermeyen davranışları olduğunu duyurdu…
Ve Tahran’ın, Washington ile yeni bir müzakere turu planlamadığı da belirtildi…
Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu, “Hürmüz Boğazı’ndan askeri gemilerin geçişine yönelik her türlü girişime sert bir şekilde karşılık verileceğini “beyan etti!
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “Bu görüşmeler, ABD ve İsrail’in 9 ay içerisinde ikinci kez giriştikleri ve 40 gün süren bir savaşın ardından, sadece güvensizlik değil, kuşku ve şüphenin hâkim olduğu bir atmosferde yapıldı.”
Bu nedenle tek bir toplantıda anlaşmaya varılmaması doğaldır. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yoktu” dedi…
***
Vance’nın;” 21 saat boyunca İranlılarla bir dizi önemli görüşmeler yaptık. Bu iyi haber!” sözleri ve Trump’ın “görüşmeler devam edecek” açıklaması, taraflar arasında anlaşma umudunun hala geçerli olduğunu gösteriyor…
Önümüzdeki hafta görüşmelerin devam edebileceği sinyalleri de var…
Bu durumda şu soruyu sormak gerekir; ABD’nin İran’dan istedikleri adil mi?”
Yanıt hangi açıdan bakıldığına göre değişir…
Amerika Birleşik Devletleri, taleplerini güvenlik ve nükleer yayılmayı önleme gerekçesiyle savunurken, İran bu talepleri egemenliğine müdahale olarak görüyor!
İran, egemenliğine sahip devlet geleneği olan kadim bir ülke olarak, bu konu da çok haklı!
***
ABD’nin temel talepleri genelde dört başlıkta toplanıyor…
1-İran’ın nükleer programının sıkı şekilde sınırlandırılması,
2-Bölgedeki silahlı gruplara desteğin azaltılması,
3-Balistik füze programının kontrol altına alınması,
3- Hürmüz Boğazının 4 ülkenin katıldığı bir heyetle yönetilmesi…
***
ABD açısından bakıldığında bu talepler, emperyal bir ülke için normal…
Hedeflediği yayılmacılık anlayışına engel olarak gördüğü İran’ın ekonomi ve askeri açıdan güçlü olmasını doğal olarak istemiyor…
Dünyadaki PİAR’ını da “İran’ın nükleer silaha sahip olmasının bölgesel savaş riskini artıracağı ve İsrail başta olmak üzere müttefiklerini tehdit edeceğini savunarak” yapıyor…
Ayrıca Körfez’deki enerji güvenliği ve deniz yollarının korunması gereğini de taleplerinin temel gerekçesi olarak sunuyor…
Hürmüz Boğazından elde edilecek gelirin %40’nı İran ve diğer %40 ABD’nin alacağı, %20’sini de BAE birlikte diğer körfez ülkesinin paylaştığı bir komisyonun kurulmasını istiyor…
Yani Hürmüz Körfezine çökmeye çalışıyor…
***
İran’a göre ABD’nin hedefi bellidir…
İran’ın elindeki petrol ve doğal Gazı ele geçirerek Çin’in ekonomik ve askeri gücünün kırılmasını sağlamak…
Böylece yeni bir küresel güç olan Çin’in önüne kesmek…
Çin’i zayıflatırsa başta Japonya olmak üzere, Asya Kaplanları ve uzak Doğu ülkelerinin yer altı ve yer üstü değerlerini elde etme zorlamasına neden olacak emperyalist yayılmacılığını kolaylaştırmak…
ABD’nin Hürmüz Boğazı sevdası da bu hedefin gerçekleşmesi için “olmazsa olmazı!
***
Küresel siyaseti ve ABD–İsrail ilişkilerini şekillendiren karanlık bir şantaj mekanizması haline gelen Epstein belgelerinin yalnızca bir suç dosyası olarak kalmadı, Trump’ı korkutan ve dengesizleştiren bir noktaya geldi…
Trump’ın egosu ile çelişen yaşadığı korku travması en çok ABD halkına zarar verecek…
***
Tahran yönetimi, “nükleer programının sivil amaçlı olduğunu ve doğal olarak uluslararası hukuk çerçevesinde, uranyum zenginleştirme hakkını kullandığını” ileri sürüyor…
Ayrıca İran, “ABD, İsrail ve müttefiklerinde nükleer silah varken, neden yalnızca İran’a kısıtlama getiriliyor?” diyerek haklı olarak çifte standart eleştirisi yapıyor…
İsrail’in çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden sivil halka yaptığı vahşet soykırıma dönüştü…
Böylesi insanlık dışı bir ruh halinde olan Netanyahu’ya karşı İranlıların kendilerini “korumak “istemeleri, yaşamlarını savunma hakkı olarak kabul edilmeli…
Bu nedenle İran’ın, ABD’nin taleplerini “adil olmayan ve tek taraflı çıkar için baskı kurma” olarak değerlendirmesi doğaldır…
***
Sorun adalet tartışmasından daha çok “karşılıklılık” meselesine dönüşmüştür…
Eğer ABD, yalnızca İran’dan taviz ister ama yaptırımları kaldırma, güvenlik garantisi verme veya bölgesel dengeleri gözden geçirme konusunda adım atmazsa, talepler adil görünmez…
Ancak karşılıklı tavizler içeren bir paket olursa, bu talepler daha dengeli kabul edilebilir…
Aksi ne olur?
ABD ve Trump ikinci Vietnam travmasını yaşar…
Bu da ABD’nin küresel tek güç olduğu imajını yok eder…
Tabii, emperyalist, işgalci ve sömürgeci ABD’nin yıkılması dünya insanlığı için büyük bir şansa dönüşür…