Yazı geçirse de kara kış belirsiz

Erdoğan, önünde cam ekran olmadan yaptığı her konuşmada gerçek duygularını daha rahat dışa vuruyor. Çok açık ki önümüzdeki seçimler Erdoğan için herhangi bir sandık anı değil aşılması gereken önemli bir engel, dönemeç olarak duruyor. Bu nedenle “atlatmak” Erdoğan için en uygun tanımlama.

Konuşmasından da anlaşılacağı gibi Erdoğan bu dönemeci aşmak/atlatmak için Mayıs 2028 tarihini beklemeyecek. Kendisi için koşulların olgunlaştığı ilk anda sandık ortaya çıkacak. Bu durum belki de sandığımızdan da erken olabilir.

Erdoğan muhalefete bakıp koşulların yeterince olgunlaştığını düşünüyordur. Çünkü iki yıldır anlaşılıyor ki seçimi belirleyecek şey iktidarın anlattıkları değil, muhalefetin durumu.

ÇOK KÖTÜ HALDE AMA KAZANABİLİR

Diğer taraftan bakıldığında Erdoğan için işlerin hiç iyi gitmediği görülüyor. Halkın ezici çoğunluğu durumundan memnun değil. Ücretlinin iki yakası bir araya gelmiyor, emekli havlu atmış, şirketler kepenk kapatma yarışında. Bir avuç zengin dışında kalan tüm toplumsal kesimler burnundan soluyor.

Dış politika sadece Trump’a bağlı. NATO’nun rüzgârı bir hafta bile sürmedi. Trump’ın verdiği sözler havada kalırken Mekke Paktı ile ülke yeni ve tehlikeli maceralara doğru yelken açtı. Rusya ve İran’la ilişkiler çok sıkıntılı.

İçeri ve dışarıya bakarak listeyi uzatmak mümkün. Eğer Türkiye olağanüstü hâl koşullarında olmasaydı bu tablo karşısında bırakın seçim kazanmayı, AKP’nin baraj sorunu ile ilgili konuşuyor olacaktık. Ama bugün bile güçlü bir iktidar alternatifi, hatta rejimi kalıcı hâle getirecek bir güçten bahsedilmeye devam ediliyor.

Kuşkusuz bu tablonun en önemli nedeni muhalefetin geldiği nokta. Tabanda halk içinde yaşananları şimdilik bir kenara bırakarak kurumsal muhalefete mercek tutmakta fayda var.

Yaklaşık iki yıldır Erdoğan ve Bahçeli için tek gündem muhalefeti etkisiz hâle getirmekti. Açıkça ifade etmek gerekiyor ki bu konuda oldukça önemli mesafe aldılar.

• Çözüm süreci ile Kürt siyasetini muhalefet blokundan ayırdılar. Kürt siyaseti Öcalan eliyle geleceğe dair pozisyonunu iktidar blokuna daha yakın bir noktada tanımlıyor. Yani sadece bugüne dair değil, önümüzdeki döneme dair de siyaseti ile iktidar arasında yakın iş birliği sürpriz olmayacak.

• Çözüm süreci ile sadece Kürt siyaseti muhalefet blokundan kopmadı. Muhalefet cephesinde de ciddi kırılmalara yol açtı. İYİ Parti, Yeni Parti, Zafer Partisi, Saadet Partisi gibi muhalefet içinde yer alan kurumlar birbirini yıpratan pozisyonlar aldı. İletişim neredeyse kesildi.

• Mutlak butlanla CHP felç edildi. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı olarak istediği ilgiye mazhar olamasa bile Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu zamanı ve zemini sağlamış oldu. CHP’den koparak kurulan YENİ Parti ise memleketin temel meseleleri ile kendini inşa etme sürecini bir arada götürmekte çok zorlandı. Bu zorluk devam ediyor.

• Belediye başkanlarının durumu meseleyi daha içinden çıkılmaz hâle getirdi. Transferler, ihanetler, ‘tarafsız’ pozisyon almalar muhalefete, özellikle de YENİ Parti’ye olan güveni zedeledi. Bazı büyükşehir belediye başkanlarının ikircikli tutumu ve operasyonlar, butlan CHP’sinin meşru bir siyasetmiş gibi sahnede kalmasını sağladı. Hem operasyonları hem butlanı normalleştiren ‘muhalif’ TV yorumcuları türedi.

Kısacası iktidar için çok zor geçmesi beklenen yaz, tahminlerin aksine muhalefetin üzerine yıkıldı.

İKTİDAR SANDIK İÇİN HAZIR MI?

Üreticinin ağladığı, hayat pahalılığının arttığı, işsizlikte rekor üstüne rekor kırıldığı, asgari ücrete zam bir yana OVP ile gelecek yılın da ipotek altına alındığı bir yazı geride bıraktık. Toplumun yüzde 80’i iktidardan memnun değilken dört aydır sadece muhalefeti konuştuk.

Erdoğan’ın bu tablodan umutlandığı belli. Ama bu durum Erdoğan ya da Bahçeli’ye “Hadi seçime gidelim” dedirtir mi, orası biraz muğlak.

Öcalan ve Kılıçdaroğlu’nun siyasete dâhil olma biçimi kuşkusuz parti düzleminde iktidarın elini güçlendiriyor. Buna sağ muhalefetin geleneksel ve asla değişmeyecek oportünizmini de eklendi. YENİ Parti’nin elindeki iki güçlü cumhurbaşkanı adayının tartışmalı durumu Erdoğan için bulunmaz bir fırsatı yaratıyor gibi gözükebilir. Peki gerçekte böyle mi?

Tamamen yıpranmış, sözü ve eylemi tükenmiş bir organizasyon görüntüsü var. Türkiye’yi geleceğe taşıyacak projeleri 70’ini geride bırakmış Erdoğan, Bahçeli, Öcalan ve Kılıçdaroğlu anlatıyor. Sadece kendilerinin olduğu, halkın devre dışı kaldığı bir siyaset tarzı bu isimlerle özdeşleşmiş durumda. Oysa hem dünyada hem Türkiye’de halkın siyasetin merkezine doğru ilerlemeye başladığı yeni bir döneme girildi. Halkın adımladığı ile iktidar blokunun ve onun çözüm ortaklarının işaret ettiği yol birbirinden çok farklı. Kesişmeleri neredeyse imkânsız.

İktidar bahardan çok kara kışa çok yakın.

ÖLÜMCÜL HATA SANDIK RUTİNİ

İktidarın tek şansı, kurumsal muhalefetin halkın talebini, başlattığı yolculuğu görmemesi ya da görmek istememesi olacak. Saray rejimi, Türkiye’yi bugünlere kadar getiren ve demokratikleşen ülkeler kategorisinde yer bulmasını sağlayan temsili siyaseti de ortadan kaldıracak adımlar atıyor. Halk temsili siyasetten sıkılmış, özne olma arayışında. Bir kez daha ifade edelim; bu iki siyaset tarzı arasındaki makas bir daha kesişmeyecek şekilde açılıyor. Kurumsal muhalefet bu talebi görmeyip temsili siyasette uzlaşı ararsa bu ölümcül bir hata olur ve kaybeder. Sadece o partiler değil, tüm ülke kaybeder.

Gezi’den bu yana olanağını (para dâhil) kendi bulduğu, sözünü kendi söylediği, eylemini kendi yaptığı siyaset tarzının enerjisi, dönüştürme kapasitesi yüksek oluyor. Bugün bu eğilim toplumun çok daha geniş kesimlerine ulaşmış durumda. Bu durum muhalefet için çok önemli bir avantaj.

Çünkü neredeyse devlet olmuş bir iktidarı alışagelmiş bir seçim süreci ile yenmek, değiştirmek mümkün değil. Bir partiyle, bir adayla bunu yapmak imkânsız. Böyle bir değişim ancak ve ancak örgütlü bir halk iradesiyle mümkün olabilir.

Bugün için iktidarın görüp korktuğu, muhalefetin ise yeterince farkında olmadığı gerçek bu. Halk hazır ama partiler için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Başa dön tuşu