Yaşamı doğa şekillendiriyor, doğanın gerçekliği bilimin odağında

Bilim dünyasında uzun yıllardır süren “gerçekliği anlamada fizik mi yoksa doğa mı daha belirleyici?” tartışması yeniden alevlendi. İngiltere merkezli Institute of Art and Ideas (IAI), biyokimyacı Stuart Kauffman ile bilgisayar bilimci Andrea Roli’nin dikkat çeken görüşlerini gündeme taşıdı. Kauffman ve Roli, evrenin tamamının değişmez fizik yasalarıyla açıklanamayacağını savunurken, yaşamın ve biyolojik evrimin gerçekliğin anlaşılmasında daha merkezi bir rol oynadığını ileri sürdü. İki araştırmacı, yaklaşık dört milyar yıldır gelişen biyosferin önceden hesaplanamayan yeni özellikler ve yeni yaşam biçimleri ürettiğini belirterek, doğanın ve yaşamın fiziksel yasalardan daha karmaşık bir gerçeklik ortaya koyduğunu da ifade etti. Analiz, antik düşünürlerden modern bilim felsefesine kadar uzanan doğa ve gerçeklik tartışmalarını da yeniden gündeme getirdi.


Son yıllarda bilim dünyasında yürütülen hararetli tartışmalardan birisi de doğa. Bilim insanları matematik ve fiziğin, doğanın canlı ve evrimsel işleyişini açıklamada tek başına yetersiz kaldığını ifade ediyorlar. (Shutterstock)

BİYOLOJİ YENİ YAŞAMA OLANAK VERİYOR

Kauffman ve Roli, modern bilimin temelini oluşturan Newtoncu bilim anlayışının üç yüzyıl boyunca evreni açıklamada büyük başarı sağladığını ancak yaşamın evrimini anlamakta aynı ölçüde başarılı olamadığını savundu. Araştırmacılar, klasik fizikte bir sistemin önceden tanımlanabildiğini ve gelecekteki davranışlarının hesaplanabildiğini hatırlattı. Bilim insanları buna karşılık biyolojik evrim sürecinde yeni türlerin, yeni işlevlerin ve yeni yaşam biçimlerinin ortaya çıktığını, bunların ise önceden öngörülemediğini belirtti. Tartışmada, bu nedenle biyosferin bir makine gibi işlemediği ve yaşamın sürekli yeni olanaklar ürettiği görüşüne yer verildi.

DÜŞÜNCE TARİHİNDE DOĞA TARTIŞMASI

Bilim insanlarının gündeme taşıdığı görüşler, düşünce tarihindeki eski bir tartışmayı da yeniden canlandırdı. Aristoteles, doğayı kendi içinde hareket ve değişim ilkesini taşıyan varlıkların alanı olarak tanımlamıştı. Düşünür için doğa, yalnızca maddi nesnelerden oluşan bir alan değil, aynı zamanda bir varlığın ya da nesnenin meydana gelişi ve değişiminin kaynağı olarak ele alınmıştı. Düşünüre göre insan bilgisi duyumla başladı, duyum ise doğrudan doğayla kurulan ilişkiden doğdu. Bu nedenle Aristoteles’te fizik, doğa araştırmasının bir bölümü olarak görülüyordu. 17. yüzyılda yaşayan Spinoza ise ünlü ‘Tanrı ya da Doğa’ yaklaşımıyla insanı, doğayı ve evreni birbirinden bağımsız yapılar değil, aynı bütünün parçaları olarak ele aldı. Spinoza, evreni kendi düzeni ve yasaları içinde işleyen bir bütün olarak değerlendirdi.

Yaşamı doğa şekillendiriyor, doğanın gerçekliği bilimin odağında - Resim : 2
Düşünce tarihi boyunca insanın doğaya ait bir canlı olduğu ve ilk bilgilerini de doğadan elde ettiği sıklıkla vurgulandı. (Shutterstock)

İNSAN DOĞAYA AİT CANLI

İngiliz ampiristleri John Locke, George Berkeley ve David Hume, insanın gerçeklik hakkındaki bilgisinin büyük ölçüde deneyimden ve duyusal gözlemlerden kaynaklandığını savundu. Düşünürlere göre insan, dünyaya ilişkin bilgisini doğayla ve çevresiyle kurduğu ilişki sayesinde edindi. 19. yüzyılda Hegel ise doğayı, gerçekliğin ortaya çıkış sürecinin önemli bir aşaması olarak değerlendirdi. Düşünüre göre doğa, yalnızca fiziksel olayların toplamından ibaret değildi; mekanik süreçlerden canlı yaşama kadar uzanan bütünlüklü bir yapıya sahipti. Hegel’in düşüncesinde insan ve doğa birbirinden kopuk değil, aynı gerçekliğin gelişim sürecinin farklı aşamalarıydı.

DOĞASIZ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

Kauffman ve Roli’nin analizi, son yıllarda karmaşık sistemler, evrimsel biyoloji ve yapay yaşam alanlarında yürütülen tartışmaların da bir parçası olarak değerlendiriliyor. İki araştırmacı, canlı sistemlerin yalnızca fizik yasalarıyla açıklanamayacağını, aynı zamanda kendi çevrelerini dönüştürdüklerini ve yeni yaşam alanları oluşturduklarını belirtiyor. Bilim insanları yaşamın gelişiminin önceden belirlenmiş matematiksel formüllerle tamamen açıklanamayacağını savunuyorlar. Yakın dönemdeki birçok tartışmada, fiziğin modern bilimdeki merkezi konumu reddedilmese de, doğanın ve biyolojik evrimin gerçekliğin anlaşılmasında daha büyük bir rol oynaması gerektiğine vurgu yapılıyor.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu