Yapay zeka edebiyat üretebilir mi?

Umberto Eco 1996’da yanıtlamıştı: Yapay zeka edebiyat üretebilir mi?
Tam da bu tartışmaların ortasında, Umberto Eco’nun yıllar önce kaleme aldığı ironik bir pasaj yeniden dikkat çekiyor. Eco, “Nasıl yazılır?” sorusuna verdiği bu yanıtı ilk olarak 1996 tarihli Roman Nasıl Yazılır? kitabında yayımlamış, ardından 2011’de yayımlanan Genç Bir Romancının İtiraflarında bu metni yeniden anımsatmıştı. Eco’nun yanıtı, bugün “eğitilmiş büyük dil modelleri” olarak adlandırılan yapay zeka sistemlerinin çalışma mantığına şaşırtıcı bir açıklıkla temas ediyor.
“BİLGİSAYAR, SİZİN ADINIZA DÜŞÜNEN ZEKİ BİR ALETTİR”
Eco’nun kurguladığı varsayımsal sahnede bilgisayar “zeki bir alet” olarak tanımlanıyor; yüz binlerce sayfalık metnin bu makineye yüklenmesi, metinlerin bir program aracılığıyla karıştırılması ve sonunda bir “çıktı” elde edilmesi anlatılıyor.
Bugün büyük dil modellerinin devasa veri havuzları içinden örüntüler öğrenerek metin üretmesi, Eco’nun yıllar önce çizdiği bu tabloyla dikkat çekici biçimde örtüşüyor. Eco, yapay zekanın geleceğini doğrudan tarif etmese de, “metin üretimi” ile “edebi yaratım” arasındaki ayrımı, güncel tartışmalara ışık tutacak bir netlikle ortaya koyuyor.
Eco, bu düşüncesini kendi üslubuna özgü bir ironiyle eserinin “Nasıl yazılır” başlıklı kısmında şu satırlarla dile getiriyor:
“Benimle röportaj yapanlar, “Romanlarınızı nasıl yazdınız?” diye sorduklarında, genellikle bu tür soruları geçiştirir, “Soldan sağa doğru” derim onlara. Bunun tatmin edici bir yanıt olmadığını biliyorum, üstelik Arap ülkelerinde ve İsrail’de şaşkınlık uyandırır. Şimdi, daha ayrıntılı bir yanıt vermek için yeterli zamanım var…
Gülün Adı üzerine ilk eleştiri yazılarını yazanlar, onun parlak bir ilhamın etkisinde yazıldığını, ama kitabın, kavramsal ve dilsel zorlukları yüzünden sadece mutlu bir azınlığa hitap edeceğini söylemişlerdi. Kitap büyük bir başarı elde edince ve milyonlarca adet satılınca aynı eleştirmenler, böylesine popüler ve eğlenceli bir “çoksatan” tasarlayabilmek için benim kuşkusuz mekanik olarak gizli bir formül uyguladığımı yazdılar. Daha sonra kitabın başarısının anahtarının bir bilgisayar programı olduğunu öne sürdüler, ama ilk kişisel bilgisayarların ve uygun yazılımların ancak 1980’lerin başında ortaya çıktığını unutuyorlardı, oysa o tarihte benim romanım basılmıştı zaten. 1978-1979’da, ABD’de bile sadece Tandy’nin ürettiği ucuz, küçük bilgisayarlar bulunabiliyordu, onlar da mektup yazmak dışında bir işte kullanılmazdı.
Bir süre sonra, bu bilgisayar laflarından rahatsız oldum ve bilgisayarda yazılacak ve çok satacak bir kitabın gerçek formülünü hazırladım:
İlk önce bir bilgisayar edinmeniz gerekiyor, doğal olarak; bilgisayar sizin adınıza düşünen zeki bir alettir. Bu, pek çok kişiye kesinlikle avantaj sağlayacaktır. Size bütün gereken, birkaç satırlık bir programdır; çocuklar bile becerir bunu. Ondan sonra bilgisayara yüz-yüz elli romanın, bilimsel çalışmaların, İncil’in, Kuran’ın içeriğini ve birkaç telefon rehberini (roman kişilerinin adlarını bulmakta çok yararlı olur) yüklersiniz. Diyelim ki 120.000 sayfa tuttu bunlar. Sonra, başka bir program kullanarak bunları birbirine katın; yani bütün bu metinleri birbiriyle karıştırın, bu arada da bazı düzenlemeler yapın -örneğin bütün e harflerini atın- amacınız sadece bir roman değil, Perec’in yaptığı gibi bazı harfleri bilerek atlanmış bir metin elde etmektir. Bu noktada “Yazdır” düğmesine basarsınız, bütün e’leri atmış olduğunuzdan ortaya 120.000 sayfadan biraz daha kısa bir metin çıkar. Bu sayfalan birkaç kez dikkatlice okuduktan, en önemli paragrafların altım çizdikten sonra hepsini alıp bir fırına götürün. Bundan sonra size bir ağacın altına oturup elinize bir parça kömür ve kaliteli bir resim kâğıdı alıp çeşitli şeyler düşünerek iki satır yazmak kalır, örneğin: “Ay gökte yükseldi/ağaçlar hışırdıyor” gibi. İlk başta ortaya bir roman değil de bir Japon haiku’su çıkmış olabilir. Ama önemli olan başlamaktır.
Alıntı: Umberto Eco, Genç Bir Romancının İtirafları, Çeviren: İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınları