Vergilendirmede ‘‘ayırma kuramı’’

a) Gelirin Devamlılığı ve Elde Etme Riski: Sermaye gelirleri, gelirin kaynağını oluşturan para (kapital) veya rant unsurları korunduğu ve bulunduğu sürece devam eder, bu gelirlerin elde edilmesi kişisel durumlardan ve koşullardan etkilenmez. Emek gelirleri ise kişinin sağlığına, yaşına ve çalışma gücüne bağlıdır; iş göremezlik, hastalık veya yaşlılık durumunda emek geliri elde etme olanağı zayıflar veya ortadan kalkar.

b) Gelir Elde Etme Zorluğu/Çabası: Emek gelirleri doğrudan fiziksel veya düşünsel çaba gerektirirken, sermaye geliri emeksiz veya herhangi bir çaba gerektirmeden, tabir yerindeyse “yatarak” elde edilir.

c) Sosyal Adalet: Emek geliri elde edenlerin tüketim eğilimi yüksek ve dolayısıyla tasarruf olanakları kısıtlı olduğundan, vergi ödeme güçleri de daha düşüktür. Bu nedenle sosyal devlet anlayışı gereği korunmaları gerekir.

Vergilendirmede ayırma ilkesi, çağdaş vergi sistemlerinde emek gelirleri için farklı vergi dilimleri ve vergi oranları uygulanarak; emek gelirlerine özel istisnalar ve en az geçim indirimi gibi vergilendirilmeyecek gelir dilimi tanımı yapılarak veya sermaye gelirlerinin daha fazla vergilendirilmesini sağlamak amacıyla servet veya servet intikali vergileri uygulanarak hayata geçirilmektedir.

İskandinav ülkelerinde emek gelirleri lehine uygulanan “ikili gelir vergisi”; ABD’de  ücretliler için vergi iadesi şeklinde uygulanan  “Kazanılmış Gelir Vergi İndirimi” (EITC);  Fransa’da sermaya gelirleri üzerinden yüksek oranda alınan “sosyal güvenlik kesintileri” (CSG), “genel servet vergisi” (IFS) ve “gayrimenkul servet vergisi” (IFI); Almanya’da çalışanlar için çok geniş “vergiden düşülebilir gider” (işe gidiş geliş masrafları, evden çalışma giderleri dahil) düzenlemeleri ayırma ilkesinin uygulama örnekleridir.

Ülkemizde ise ayırma ilkesi bazı vergi düzenlemeleriyle uygulanıyor gibi görünse de vergi gelirlerinin yapısına bakıldığında, kazanç vergilerinde vergi yükünün esas olarak emek gelirlerine dayanması ve gerçek vergi rekortmenlerinin emekçiler olması nedeniyle, ayırma ilkesinin hayata geçirildiğini ifade etmek olanaklı bulunmamaktadır.

Türk Vergi Sisteminde, emek gelirleri için ayrı ve daha düşük oranlı bir vergi tarifesi tanımlanmış olsa da (GVK md.103) vergilendirilecek kazanç dilimlerinin fiyat artışlarının (gerçek enflasyon oranlarını) çok altında ve  düşük tutulması  sonucunda, artan oranlı tarife  nedeniyle, emek gelirleri birkaç ayda yüksek dilimlere girmekte ve yüksek oranda vergiye tabi tutulmaktadır.

2022 yılında emek gelirleri için düzenlenen asgari geçim indirimi kaldırılmış ve ücret gelirlerinin tamamında asgari ücrete kadar olan kısım gelir vergisinden ve damga vergisinden istisna edilmiştir. Ancak, bu düzenleme  ücretlilere yetersiz de olsa fayda sağlamakla birlikte, iyi denetlenemediği için yüksek ücret elde edenlerin de asgari ücretli olarak gösterilmesine ve dolayısıyla kayıt dışılığa neden olmuştur.

Ayırma kuramı, vergi sisteminde  bu şekildeki düzenlemelerle hayata geçirilmeye çalışılsa da Türkiye’de gelir dağılımının son derece bozuk olması (gelir dağılımı eşitsizliğinde Türkiye Avrupa’da ilk sırada yer almakta ve  Dünyadaki 130 ülke içinde ise 28’inci sırada bulunmaktadır.) ve toplanan vergilerin çok büyük  kısmının (yaklaşık %65-70’i) dolaylı harcama vergilerinden (KDV, ÖTV gibi) oluşması ve  bu vergilerin, yurttaşların gelirinin emek geliri mi sermaye geliri mi olduğuna bakılmaksızın alınması sebebiyle; Türkiye’de ayırma kuramının kâğıt üzerinde kaldığı, hiçbir etkisinin bulunmadığı ve vergi adaletinin ciddi şekilde zayıfladığı ortaya çıkmaktadır.

O kadar ki, ücretli çalışan da, holding patronu da harcama yaparken (örneğin benzin alırken) aynı oranda KDV ödüyorsa (hatta ücretli gider kaydedemeyip, holding patronu hem gider kaydedip, hem de KDV’yi de indirim konusu yapabiliyorsa) vergi sisteminin, ayrıma kuramı çerçevesinde  “emek gelirlerini koruma niyetinin” tüketim aşamasında sıfırlandığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de emek gelirleri, daha emekçilerin eline geçmeden vergileri işveren tarafından kesilip devlete ödendiği  ve bu  gelirlerin vergi matrahı belirlenirken, sermaye gelirlerinde olduğu gibi birçok harcama ve gideri indirme imkanı olmadığı için, emek gelirleri reel olarak daha fazla vergilendirilmektedir. Sermaye geliri sahipleri, vergi matrahı beyan ederken çok sayıda gider ve harcamayı dikkate alabilirken, emek gelirlerinde vergiden indirilebilecek giderler ve harcamalar yok hükmündedir.

Daha önemlisi, sermaye gelirlerinin büyük kısmı ya düz oranlı (%5, 10, 20 gibi) vergilendirilirken ya da  hiç vergilendirilmezken (borsa kazançları, mevduat faizleri, kur farkı gelirleri gibi) hatta istisna ve teşviklerle (kur korumalı mevduat gibi), vergi afları ve vergi uzlaşmaları ile desteklenirken; emeğiyle ve alın teriyle yaşayan yurttaşların gelirleri vergilendirilirken bu şekilde destekler, pazarlıklar ve yapılandırmalar hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır.

Türkiye’deki vergi sistemi, Anayasal hüküm olan “mali güce vergilendirme” ve dolayısıyla  “çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi almak” yerine; tahsilatı en kolay olan kesimlerden, yani tüketim ve harcama ile emek gelirlerinden vergi toplamak üzerine konumlandırılmıştır.  Ayırma kuramının tam anlamıyla çalışabilmesi için dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki  payının düşürülmesi ve kazançlardan alınan vergilerin emek gelirlerinden sermaye gelirlerine yönlendirilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, emek gelirleri vergilendirilirken artan oranlı değil, düz oranlı tarife esas alınmalı; çok düşük kalan asgari ücrete göre değil, açlık ya da yoksulluk sınırına göre vergi istisnası sağlanmalıdır. Ayrıca, vergi gelirleriyle finanse edilen  transfer harcamaları ve vergi harcamaları,  mali gücü yüksek sermaye sahiplerine değil, emek geliri elde edenlere ve geçim sıkıntısı yaşayan yoksul halka yapılmalıdır.

Başa dön tuşu