Türkiye’yi saran kriz kuşağı, Bölgesel gerilimde en kritik kavşak!
İran merkezli gerilimin büyümesiyle birlikte ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu risklerin yalnızca sınır güvenliği, enerji fiyatları ya da komşu coğrafyalardaki istikrarsızlıkla sınırlı olmadığını gösteriyor. Güvenlik çevrelerinde giderek daha sık dillendirilen değerlendirmelere göre, yeni dönem Türkiye’yi çatışmaların uzağında duran bir ülke konumundan çıkararak askeri, siyasi ve teknik sonuçların kesiştiği kritik bir eşik noktasına taşıyor. Stratejik analizler, İran’a yönelik baskının artmasıyla birlikte Türkiye’nin önündeki asıl risk alanının da giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor. Nitekim, NATO’nun Mart ayındaki değerlendirmesi de İran’dan Türkiye’ye yönelebilecek balistik tehditlerin yalnızca bölgesel bir güvenlik başlığı değil, doğrudan ittifak düzeyinde ele alındığını gösteriyor.
Irak’taki denklem yalnızca sınır hattı güvenliği açısından değil, aynı zamanda vekil unsurların hareket alanı, caydırıcılık mesajları ve bölgesel baskı üretme kapasitesi bakımından da kritik bir saha olarak görüyor.
MERKEZ ÜLKE POZİSYONU
Analizlerde, Kürecik’teki erken uyarı radarının NATO’nun genişleyen füze savunma mimarisindeki yerine özel vurgu yapılırken, Türkiye’nin sadece ittifakın güneydoğu kanadındaki bir müttefik değil, aynı zamanda balistik tehdidin izlendiği ve karşılandığı ön cephe hatlarından biri haline geldiğine işaret ediliyor. Uzmanlara göre bu durum, Ankara’nın yalnızca diplomatik pozisyon alan bir başkent değil, sahadaki askeri karar zincirine doğrudan temas eden bir merkez olarak öne çıkmasına yol açıyor. Stratejik değerlendirmelerde Türkiye’ye yönelik tehditlerin yalnızca sınır ihlali ya da dolaylı baskı riskiyle sınırlı olmadığı, ağ merkezli savaş düzeninin kilit düğümlerinden birine dönüşme tehlikesi taşıdığı da vurgulanıyor.
HEDEF ARTIK SİSTEMLER
ANKA Enstitüsü’nün son ‘Anka Panoraması’nda yer alan değerlendirmeler de asimetrik dönüşümün sahadaki karşılığını gösteriyor. Raporda, savaşın artık yalnızca şehirleri, üsleri ya da askeri birlikleri değil, doğrudan sistemleri hedef aldığı vurgulanıyor. “Körfezde Asimetrik Su Savaşı ve Potansiyel Sonuçları” başlıklı analizde, Körfez ülkelerinde su altyapısının hayati kırılganlık noktalarından biri haline geldiğine dikkat çekilirken, enerji tesisleriyle su arıtma altyapısının iç içe geçmiş yapısının yeni nesil çatışmalarda çok daha büyük sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
TÜRKİYE NEDEN KRİTİK?
STRASAM Direktörü Emekli Hava Tuğgeneral Hüseyin Fazla ise, Türkiye, bir yandan NATO’nun erken uyarı ve savunma mimarisine entegre bir ülke olarak öne çıktığını, diğer yandan da İran, Irak, Suriye ve Doğu Akdeniz hattında büyüyen çok katmanlı kriz kuşağının tam ortasında bulunduğunu belirtirken; “Bu tablo, Türkiye’yi yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke haline getirmiyor; aynı zamanda askeri planlama, lojistik devamlılık, bölgesel caydırıcılık ve siyasi denge bakımından da kritik bir eşik ülkeye dönüştürüyor. Ankara açısından asıl soru, krizin Türkiye’yi etkileyip etkilemeyeceği değil, bu genişleyen savaş mimarisinin Türkiye’yi hangi düzeyde içine çekeceği” diyor.
Jeostrateji Analisti Dr. Ahmet Uslu ise yeni risk kuşağına ilişkin, “Türkiye gibi enerji ithalatçısı olan, ancak bölgesel koridor olma iddiasını da güçlendirmeye çalışan bir ülke açısından Orta Doğu’daki savaş jeo-ekonomik riskleri katlıyor” ifadelerini kullanıyor.
IRAK DENKLEMİ
Öte yandan yapılan son stratejik analizlerde Irak halkasındaki son denkleme de dikkat çekiliyor. Sahadan gelen veriler, Irak’ın artık savaşın uzaktan izleyen pasif coğrafyası olmadığını, baskının yayıldığı ve sertleştiği tampon alanlardan birine dönüştüğünü gösteriyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise mevcut tabloyu yorumlarken, “Irak’ın kuzeyi, Türkiye bakımından sadece komşu bir coğrafya değil; sınır güvenliği, terörle mücadele, enerji taşımacılığı ve yeni bölgesel ticaret hatları açısından doğrudan ulusal güvenlik alanının içinde yer alıyor” ifadelerini kullanıyor.
SU KRİZİ BÜYÜYECEK
Irak başlığında öne çıkan bir başka kritik damar ise su-enerji iş birliği ile yeni bölgesel mimari arayışı. Türkiye-Irak hattına ilişkin yapılan değerlendirmelerde, son yıllarda su yönetimi, enerji iş birliği, altyapı modernizasyonu ve kalkınma koridorları üzerinden yeni bir stratejik çerçeve kurulmaya çalışıldığına dikkat çekiliyor. Dicle-Fırat havzasının sürdürülebilir yönetimi, Irak’ın su altyapısının yenilenmesi, enerji anlaşmalarının daha uzun vadeli bölgesel entegrasyon hedefiyle ele alınması ve Kalkınma Yolu benzeri projelerin bu çerçevede öne çıkması, Irak’ı yalnızca güvenlik risklerinin değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik fırsatların da merkezi haline getiriyor.
TÜRKİYE MERKEZDE
Prof. Dr. Köni ise, “İran kaynaklı füze tehdidi, Irak’ın baskı ve geçiş sahasına dönüşmesi, Hürmüz kaynaklı enerji sarsıntısı ve su altyapısının yeni nesil hedefe dönüşmesi Türkiye açısından ciddi riskler barındırıyor. Türkiye bu zincirin kenarında duran bir ülke değil; tam ortasında bulunan kritik eşik ülke konumuna yerleşiyor” uyarısında bulunuyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel