Tüketim, sınıflar ve nostalji: Fotografiska Stockholm

Dünyanın en prestijli fotoğraf müzelerinden Fotografiska Stockholm, Martin Parr’ın 50 yıllık kariyerinden 400 fotoğrafı ‘Short and Sweet’ başlığıyla sergiliyor. Sergi adını İsveç’te yaşanan yazlardan alıyor, ‘kısa ama tatlı’. Fotografiska’da buluştuğumuz Sergi Direktörü Lisa Giomar Hydén “Bugün telefonlarımızdaki yüksek kaliteli kameralar sayesinde hepimiz gündelik hayatımızdan anları paylaşma imkânına sahibiz. Martin ise bunu en başından beri yapıyordu,” diyor. Fotoğrafın, Parr için sıradan gündelik hayatta olup bitenleri kaydetmenin bir yolu olduğunu hatırlatarak 1999’da yayımlanan Common Sense (Sağduyu) serisine işaret ediyor.
Lisa Giomar Hydén
YÜZE ÇARPAN KARELER
Yakın plan yiyecekler, dişte kalan bir ruj lekesi, saçsız bir kafanın ya da ayak tırnaklarının detayı gibi, absürt, komik, hatta rahatsız edici karelerde doymuş renkler ve flaş ön plana çıkıyor. Hydén’e göre “yüze çarpan” ve “her zaman güzel görünmeyen” kareler yalnızca fiziksel görünümümüze değil, aynı zamanda yemek ve maddi kültürümüzle ilgili gündelik hayatın küçük çatlaklarını ortaya çıkarıyor. “Burada Martin, detaylar üzerinden tüketim kültürüne dair büyük resmi göstermeye çalışıyor,” diyor Hydén.
Parr’ın çoğu zaman ön plana yerleştirdiği kişileri, gelişen hikâyenin ana karakterleri gibi konumlandırdığını söyleyen Hydén, fotoğrafların arka planını şöyle anlatıyor: “Her bir görüntü aslında çok büyük bir hikâye anlatır; hem o anın nasıl kurgulandığı hem de Martin’in o anı nasıl yakaladığı üzerinden. Ama bunu bugünün dünyasına, yani kendimize dair bir hikâyeye çevirdiğimizde, bu görüntüler bize çok daha büyük bir şey söyler: İçinde yaşadığımız sistemler, ortak noktalarımız ve farklılıklarımız hakkında.”

1980’LERDEKİ DÖNÜŞÜMÜ FOTOĞRAFLADI
Parr’ın en bilinen serilerinden biri, ’The Last Resort’un (Son tatil beldesi/çare) arkasında da böyle bir hikâye var. 1980’lerde, İngiltere’nin güçlü işçi kentlerinden Liverpool yakınlarındaki sahil beldesi New Brighton’da tatil yapan düşük gelirli aileleri fotoğrafladı. Güçlü bir sendikal geleneğe sahip liman kenti Liverpool, Margaret Thatcher’ın liberal politikalarından en çok etkilenen bölgelerden biri oldu. Martin Parr, bu dönemin Britanyasını yansıtan serisinde, çöplerle dolu plajlarda dondurma yiyen çocukları, eskimiş tesislerde güneşlenenleri fotoğrafladı.
Karelerinde dünyayı esprili bir şekilde ele alırken, toplumun giderek daha fazla geçmişe takılı yaşadığının altını çizdi. Bu nedenle fotoğraflarında 1960’lara dair bir nostalji duygusunu kullandı. Thatcher döneminde işçi sınıfının yaşam biçiminin ve değerlerinin değişimine dikkat çekerken, tüketim odaklı toplumun ortaya çıkışına da şahitlik etti. Hydén’e göre “Martin Parr birçok açıdan görsel bir antropolog gibiydi.”
Seri çekildiği dönemde Londra’da sergilendikten sonra, Liverpool dışındaki çevrelerden eleştiriler aldı. “Ancak bu eleştiri, fotoğrafladığı kesimden değil; New Brighton’a yolu düşmeyecek kesimlerden, fotoğrafa sınıfsal bir perspektiften baktığı ve görsellerdeki kişileri sömürdüğü şeklinde yapılmıştı.” Hydén’e göre bu deneyim önemli, çünkü Martin Parr’ın fotoğrafçılığını sürdürme biçimini şekillendirdi ve toplumu anlamaya çalışırken onu gördüğü gibi resmetme düşüncesini daha da güçlendirdi.

GÖRSEL TARİH ANLATICISI
Parr, 50 yıllık kariyeri boyunca bize toplum hakkında çok şey anlatan bir “görsel tarih anlatıcısı” oldu. Bazen de zamanının ötesine geçti; “İnsanlar onun ne anlatmak istediğini anlamaya hazır değildi. 1980’lerin başında, o dönemde siyah-beyaz fotoğraf hâlâ standart kabul edilirken, renkli fotoğraf daha çok ticari işlerde kullanılıyordu. Bu nedenle renkli fotoğraf kullanmak eleştirilere açık bir durumdu. Parr, bu dönüşümün ön saflarında yer aldı.”
Parr, kariyeri boyunca bakışını farklı sınıflara yöneltti. Kraliyet ailesinden moda endüstrisine, toplumun her kesimini izledi. Britanya kültürüyle ilgili paha biçilemez bir kayıtlama yaparken, aslında küresel sistem hakkında söz söyledi. 1990’larda ise kitlesel turizmi incelemeye başladı ve boş zaman tüketiminin absürtlüğünü ortaya koydu. Hydén’e göre Parr’ın “işlerinin asıl güçlerinden biri, yerel perspektifin derinliğine sahip olmasıydı”. Ancak bu derinlik Britanya ile sınırlı değildi. Parr “yerel bir hikâyeyi nasıl anlatacağını çok iyi anlamıştı, bunu ait olmadığı bir coğrafyadan hikâye anlatırken de yapabiliyordu.” Hydén’e göre Parr’ın işlerinin Fotografiska’da hem İsveçlilerde hem de şehri ziyaret eden turistlerde karşılık bulmasının en büyük nedeni bu.
İlk olarak Fotografiska Şangay’da açılan sergi Magnum Photos ve Martin Parr Foundation’ın iş birliğiyle hazırlandı.
‘Martin Parr. Short and Sweet’, 27 Eylül’e kadar Fotografiska Stockholm’de sergilenecek.