99’uncu yaşı anısına Hasan Hüseyin’in şiirine dünden bugüne tutunarak

99’uncu yaşı anısına Hasan Hüseyin’in şiirine dünden bugüne tutunarak
Kavel şiiri, emekçilerin sınıf olma bilinciyle harekete geçip 1963’te Kavel Kablo’da başarıya ulaşan direnişlerinin verdiği ilhamın bir sonucudur. Baskıların hâkim olduğu ‘50’li yılların ardından Kavel’in dizeleri dayanışma ve başarıya dair inancın coşkusunu taşır. Kitaba adını veren Kavel şiiri önemli bir örnek olsa da aynı kitaptaki Kocabebek, Alacakaranlıkta Kimlik, Kokmuşlar Mezarlığı, Şapka, Efendiler dâhil, daha birçok şiiri sınıflı toplumun ezilenlerini aynaya bakma ve silkinme yönünde motive edici bir çağrıdır.
Kıtlıklardan, işkence, hapislik ve işsizliklerden geçip DP’nin alaşağı edilmesiyle Ankara’da soluğu alan Hasan Hüseyin’in ‘60’lara damgasını vuran o şiirlerinin temeli, ondan yirmi yıl öncesine dayalı bir birikimin mayasını taşıyordu. Kavel’den sonra 1965’te çıkan Temmuz Bildirisi, Hasan Hüseyin’in sevdasıyla birlikte ağırlıklı olarak içe dönük duyguların sesini taşısa da hayatın genel gerçekliğiyle de bütünlük gösteriyordu. Dinamit Kahkahası, Koskoslu Piramit ve Yeniden Şaşmak Güneşe bu şiirlerdendi. /bir şarkı söyleyip çoğalmak yığınlarla/çoğalmak ekinlerce ormanlarca sularca ve direnmek/[karanlıklara (Yeniden Şaşmak Güneşe’den)
Ve çağdaş bir Anadolu destanı olarak nitelenen “Kızılırmak” nehir şiiri Temmuz Bildirisi’nden bir yıl sonra kitapta akmaya başlar… /ay doğar bedir bedir/gün doğar devrim devrim/sırıtır sıram sıram elkapıları/el kapıları da kölelik kapıları/kurtulur yiğit/ Dizeleriyle de akıştayken önüne set çekilir Kızılırmak’ın. Kitaba toplatma, şaire tutuklama ve dava süreciyle birlikte Kızılırmak yıllarca yasaklı kalır. Hasan Hüseyin, ekmek kapısında, şiir çabasında, dergi ve gazetelere yazı yetiştirmede ve partisi TİP’in mücadele alanındadır. Kızılırmak davası ancak yaklaşık dört yılın ardından beraat kararıyla nihayete erer ve kitabın ikinci baskısı 1970’de yapılabilir. /ne atom ne hidrojen ne yangın/dağları dümdüz etmeye-dostlar/aç çocukların çığlığı yeter/
12 Mart’ın getirdiği acılar Hasan Hüseyin’in Acıyı Bal Eyledik şiirine de damgasını vurur. Faşist cuntanın budadığı fidanlara, kapattığı sendika, dernek ve siyasal kurumlara karşı bir dayanma biçimi saymak gerekir Acıyı Bal Eyledik’i. /akbabalar götürdü ciğerlerimi/zindanlarda kaldı kolum kanadım/bir gün yaslanırlar belki/koca bir dağa yaslanır gibi/şiirlerimdeki korkunç acıya/ (Ne Güzel Ne Güzel’den) TİP kapatılmıştır ve şairin dava arkadaşlarının çoğunluğu içeride, kendisi dışarıdadır. Bu durum ona çok ağır gelmiştir. /İki yılda/iki yüzyıl yaşadım/tattım iki yılda daniskasını/acının/umudun/ve kızgınlığın/ Sinan Cemgil, Nurhak’ta öldürüldüğünde, acısını dostu ve yoldaşı olan babası Adnan Cemgil’in yakınında yaşadı. “Tay” şiiri buna dair derin bir ahı içinde taşıyordu: /damarlarında senin/bozkır yangınları gibi delice koşan/benim öfkem/benim acım/benim özlemlerimdi/a yavru yavru/bu kaypak ışığa nasıl aldandın/nasıl koştun bu dumana bu seher vakti/bu kanlı karanlığa nasıl dolaştın/beni kodun böyle kan yaş içinde/tayım benim/güzel öfkem/çeliğim!/
Burada bir noktaya özellikle dikkat çekmek gerekiyor: Hasan Hüseyin’in kitaplarda yayınlanan şiirlerinin yazılış zamanına göre sıralı olduğu düşünülmesin! Ozan kitabını hazırlarken kendine göre birtakım kriterlere, dönemsel özelliklere göre hareket ediyordu. Örneğin 1966’daki hapisliğinde yazdığı şiirler 1974’te çıkan kitabında; dergide ilk yayınlanan (1959) şiiri 1965’teki Temmuz Bildirisi’nde yer almıştır ki buna benzer başka örnekler çoktur.
12 Mart faşizminin açtığı ağır tahribat 1974’ten sonra düzene muhalif kesimlerce hızla onarılma sürecine girerken Hasan Hüseyin, bazı gazetelerde çalışıyor olmanın yanında şiirde de yoğunluk içerisindeydi. Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin(1974), Koçero Vatan Şiiri(1976), Haziranda Ölmek Zor(1977) o dönemde yayımlanan kitapları oldu. Yakın dostu sanat eleştirmeni Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in 1978’de faşistler tarafından öldürülmesi onu yıllara yayılan derin bir kedere boğdu. Kendini toparlamakla uğraşırken 12 Eylül 1980’de siyasal ve toplumsal bir başka yara daha açıldı. Hasan Hüseyin tüm bu acı ve sıkıntılı süreçte kendini, Filizkıran Fırtınası(1981), Acılara Tutunmak(1981) ve Işıklarla Oynamayın(1982) şiir kitaplarıyla sağaltmaya çalıştı.
Buradan da anlaşılabileceği üzere Hasan Hüseyin’in şiirleri bütün özellikleriyle yaşama sıkıya tutunmuş şiirlerdir. Birinin nerede başlayıp bittiği ile ötekinin nerede başlayacak ve biteceği etle tırnak gibi birbirine geçmiştir. Hatta Hasan Hüseyin’de biten bir şiir yoktur. Bitmiş görünen de hareket halindedir ve şairin işçiliğinde yeni şekillere bürünür, yeni şiirlere geçer. “Gerçekten de bitmiş şiir, yani kâğıda basılmış şiir, arenada kanlar içinde yatan boğa ve onun başında yapayalnız dikilip duran matador gibidir bence, acı verir bana. (…) Döngü, durallıktır; sevmem durallığı. Havanın durgununu bile sevmem.” (Haziranda Ölmek Zor s.7-8) Kavel’in yayınından öncesindeki yıllara dair şiirleri, bir temel durak sayılan Kavel ve Kavel’den yirmi yıl sonra, Şubat 1983’te beyin kanaması geçirmesine kadarki yapılandırdığı şiirleri, yazıldığı tarihleri hesaba katmadan okunduğunda, 21. yüzyılda geçirdiğimiz şu kara günlerin sesini -soluğunu da duyumsatan yapıtlardır. Bu anlamıyla zaman ve mekân içinde diyalektik bir öz, materyalist bir çizgi ve bütünlük taşır. /topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış/umut hacizde/ya bu neyin puştluğu bu/sana yokluk sana yasak sana dam/insan değil -hâşa- bir yağmacı soyu bu/bıçak kemikte/ (Bıçak Kemikte’den)
Hasan Hüseyin, Yunus Emre’nin şu iki dizesini kendisinde pek içselleştirmişti: “Ben bir usanmaz ozanım/Derdim vardır inilerim.” Onu 57 yaşında kaybetmek önemli bir kayıptı. Tek tesellimiz dizelerinde onunla birlikte öncelikle bir çıkışa ulaşıncaya kadar “bekleroğlu”luktan kurtulabilmektedir. /yıkılır bu düzmeceler yıkılır/köprüler kurulur aydınlıkla/gelir bir gün kaşla göz arasında/(Kocabebek’ten) Hasan Hüseyin’den sonra da bitmeyip artan dertlerimizin, onun dizelerinin hücrelerine sinmiş olduğunu her okuyuşumuzda daha iyi anlayabiliyoruz.