Trafik kaynaklı karbon salımı, iklim krizini derinleştiriyor

TÜİK’in “Taşıt-Kilometre İstatistikleri, 2024” verilerine göre trafiğe kayıtlı araç sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 9,3 artarken, taşıt-kilometre miktarı yüzde 10 yükseldi. Toplam taşıt-kilometrenin yüzde 39,4’ü dizel, yüzde 28,5’i LPG ve yüzde 27,9’u benzinli araçlardan oluştu. Hibrit araçların payı yüzde 3,1’de kalırken elektrikli araçların payı yalnızca yüzde 1 seviyesinde gerçekleşti.
Türkiye’nin en kalabalık kenti İstanbul’da trafik, çevresel sorunların başında geliyor. TÜİK’in “Motorlu Kara Taşıtları, Aralık 2025” verilerine göre kentte 6 milyon 246 bin 12 motorlu araç bulunuyor ve bunun 4 milyon 59 bin 586’sını otomobiller oluşturuyor. İstanbul’daki araç sayısı ülke toplamının yüzde 18,6’sına karşılık geliyor. INRIX’in 2025 raporu ise kentte bir sürücünün yılda ortalama 118 saatini trafikte geçirdiğini ve İstanbul’un dünyanın en yoğun trafik yaşanan şehirleri arasında yer aldığını ortaya koydu.
Başkent Ankara’da da benzer bir tablo dikkat çekiyor. Kentte 3 milyon 13 bin 521 kayıtlı motorlu taşıt bulunurken, bunların 2 milyon 168 bin 210’u otomobil olarak kaydedildi. Araç sayısının ülke toplamının yaklaşık yüzde 9’una denk gelmesi, bireysel araç kullanımındaki artışın trafik yoğunluğu ve karbon salımı üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Uzmanlara göre trafik kaynaklı emisyonlar yalnızca çevreyi değil, halk sağlığını da tehdit ediyor. Yoğun trafik bölgelerinde artan hava kirliliği; solunum yolu ve kalp-damar hastalıkları ile çocuklarda gelişimsel risklerle ilişkilendiriliyor.
Sıfır Atık Vakfı ise sürdürülebilir ulaşım çözümlerinin yaygınlaştırılmasının daha yaşanabilir şehirler ve iklim dostu bir gelecek için stratejik önem taşıdığına dikkat çekiyor. İstanbul ve Ankara örnekleri, trafik sorununun yalnızca zaman kaybı değil; çevre, sağlık ve iklim politikalarını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.