Teknofaşizm: Palantir Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz!

Bugün Amerikan siyasetini iki ana güç belirliyor. Bunlardan biri, 1980’lerde sosyal haklar ve feminizme karşı bir tepki olarak doğan, beyaz muhafazakârların oluşturduğu MAGA hareketi. Diğeri ise, Apple’ın kişisel bilgisayarıyla başlayan, internet ve sosyal ağlarla devam eden ve bugün yapay zekâ yarışına dönüşen inovasyon dalgasının merkezi olan Silikon Vadisi mühendisleri.

Bu teknoloji elitleri, Amerikan kapitalizmi tarihinde demiryolu, petrol, çelik ve otomotiv devlerinin mirasçıları olarak görülüyor.

OpenAI, Anthropic, Google, xAI ya da Meta gibi şirketlerin yöneticileri, geleneksel küresel elitlerden farklı. Hissedarlar ya da hükümetler tarafından sınırlandırıldıklarını düşünmüyorlar. Bunun bir nedeni de kısa sürede devasa servetler elde etmiş olmaları. Bu nedenle kurallara mesafeli, siyasi kurumlara ise rahatsızlık duyan bir yaklaşım sergiliyorlar.

Bugün bu teknoloji elitleri, toplumu yönetme konusunda kendilerini meşru görmeye başlıyor.

Peter Thiel ve “demokrasi eleştirisi”

Bu yaklaşımın en uç örneklerinden biri yatırımcı Peter Thiel. Thiel, özgürlüğün (kendi özgürlüğünün) demokrasiyle bağdaşmadığını açıkça dile getiriyor. Silikon Vadisi’nin Demokratlardan Donald Trump çizgisine yönelmesinde öncü rol oynayan Thiel, Curtis Yarvin gibi tartışmalı isimleri destekliyor ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in siyasi kariyerine finansal katkı sağladı.

Thiel, teknoloji regülasyonlarını “Antikrist” kavramıyla kıyaslayacak kadar sert eleştiriler yapıyor.

Palantir’in “teknolojik cumhuriyet” vizyonu

Palantir’in CEO’su Alex Karp, 2025’te yayımladığı “Teknolojik Cumhuriyet” adlı kitabında bu düşünceleri sistematik hale getirdi. Şirketin son dönemde gündem olan manifestosu, bu fikirlerin kurumsal düzeyde ifade edilmiş hali olarak görülüyor.

Manifestoya göre Palantir, yeniden silahlanması gereken bir toplum için temel dijital altyapı rolünü üstlenmek istiyor. Şirket, yapay zekânın gelecekte nükleer silahların yerini alacak bir caydırıcılık aracı olacağını savunuyor.

Palantir ayrıca Batı’ya şu çağrıları yapıyor: “Boş ve yüzeysel çoğulculuğu” terk edin, kapsayıcılık idealinden vazgeçin, liberal elitlerin seküler dünya görüşünü reddedin, tüm kültürler eşit değildir.

Manifesto, siyasetçilere “daha fazla düşünmek yerine harekete geçme” çağrısı yapıyor ve II. Dünya Savaşı sonrası yenilen güçlerin (Almanya ve Japonya) “etkisizleştirilmesinin” tarihsel bir hata olduğunu öne sürüyor.

Güvenlik, veri ve savaş teknolojisi

Palantir’in 2003’te ortaya çıkışı, Silikon Vadisi kültüründe ciddi bir kırılma yarattı. Tüketici ürünlerine odaklı bir ekosistemde Palantir, güvenlik ve gözetim üzerine çalışan ilk büyük teknoloji şirketlerinden biri oldu.

Şirketin ilk finansman kaynaklarından biri CIA bağlantılı bir girişim sermayesi fonuydu.

Bugün Palantir ABD Göçmenlik Servisi (ICE) için veri analiz programları geliştiriyor, İsrail ordusuna Gazze’de hedef tespiti konusunda destek veriyor. İran savaşında hedef belirleme ve saldırı süreçlerini hızlandıran teknolojiler sağladı. Bu faaliyetler, insan hakları örgütleri tarafından hem yöntemleri hem de hataları nedeniyle eleştiriliyor.

Silikon Vadisi yeniden askeri alana dönüyor

Palantir, bugün teknoloji elitlerini ulusal savunmaya daha fazla dahil olmaya çağırıyor. Bu çağrının karşılık bulduğu görülüyor.

2025 itibarıyla Meta ve Google gibi daha önce askeri projelerden uzak duran şirketler bile Pentagon ile iş birliğine yönelmeye başladı.

Aslında bu, Silikon Vadisi’nin köklerine dönüşü anlamına geliyor. Çünkü bölgenin gelişiminde 1960’larda askeri sanayinin finansmanı ve talebi belirleyici olmuştu. Bugün de Pentagon, yazılım, yapay zekâ ve drone teknolojilerine aynı ilgiyi gösteriyor.

“Palantir” adı neyi temsil ediyor?

Şirketin adı, Yüzüklerin Efendisi’ndeki “palantír”lerden geliyor. Bunlar uzakları görmeyi ve bilgiye erişimi sağlayan sihirli taşlardı.

Bu isim, Palantir’in stratejisinin bir metaforu. Büyük veri içinde gizli kalıpları görünür kılmak.

Şirketin en bilinen yazılımlarından biri “Gotham” adını taşıyor. Bu sistemler, kamu görevlilerinin yerine yazılımların geçmesini sağlayabilecek kadar güçlü araçlar olarak tanımlanıyor.

Bu yaklaşımın nihai sonucu ise şu iddia: Devletin yerini yazılım alabilir.

Tehlikeli bir güç dengesi mi?

Büyük şirketler her zaman hükümetleri etkilemeye çalıştı. Ancak Palantir gibi şirketler, bu etkiyi çok daha açık ve radikal bir şekilde dile getiriyor.

Bu yaklaşım, siyasi ve ekonomik güç arasındaki hassas dengelerin değişebileceğine işaret ediyor. Üstelik kullanılan dil, bazı yorumculara göre otoriter dönemleri hatırlatan bir ton taşıyor.

Metnin sonunda şu uyarı yapılıyor: Elektrikli otomobiller üretmek ya da uzaya roket göndermek, dünyayı nasıl yönetmek gerektiğini bilmek anlamına gelmez.

Ancak asıl endişe verici olan şu. Güvenlik ve gözetim üzerine kurulu bir şirketin, gelecekte devletlerin boş kabuklara dönüşeceği ve perde arkasında denetlenmeyen bir teknoloji elitinin yöneteceği bir sistem öngörmesi.

Başa dön tuşu