Tavukta kayyum, ekonomide çaresizlik

Tavukta kayyum, ekonomide çaresizlik

Her şeyden önce, serbest piyasayı bozduğu iddia edilen şirketlere hukuk eliyle müdahale ederek sektörün tamamına yakınını kamu denetimi altına almak, bizzat piyasa işleyişine doğrudan müdahale demek. Mülkiyet hakkını zedeleyen bu yaklaşım hukukta karşılığı olan “ölçülülük” ilkesiyle bağdaşmıyor.

Üstelik şirket yöneticilerinin “örgütlü suçlar” kapsamında gözaltına alınması ve bu kapsamda yargılanacak olmaları son yıllarda Türkiye’de giderek yaygınlaşan tehlikeli bir anlayışın devamı. Neredeyse aynı sektörde faaliyet gösteren birkaç kişinin bir araya gelmesi, bilgi paylaşması, piyasa koşullarını değerlendirmesi veya sektör hakkında görüş alışverişinde bulunması dahi “örgüt” kavramı içine sokulabiliyor. Oysa piyasa ekonomisi tam da bu bilgi akışları, beklentiler ve rekabet süreçleri üzerine kurulu.

Ekonomide işleri bu şekilde sürdürmek mümkün değil.

Bir yatırımcı zaten her yatırım kararında sermayesini riske atar. Fabrika kurar, kredi kullanır, istihdam yaratır, üretim yapar. Ancak aldığı riskin ekonomik sınırları aşarak bir gün kendisini örgütlü suç kapsamında soruşturulan bir sanık haline getirebileceğini düşünürse, ülkede yatırım iştahı hızla kaybolur. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri zaten özel sektör yatırımlarındaki zayıflama ve sonucunda genç işsizliğin ve geniş tanımlı işsizliğin kalıcı biçimde yüksek seyretmesi.

Ana faaliyet alanı hakkında kulis yapan, bilgi toplayan, maliyetlerini analiz eden ve buna göre rekabet stratejisi geliştiren şirketleri potansiyel suç örgütü gibi gören bir anlayışın ülkeye yeni yatırım çekemez. Bu yaklaşım yalnızca mevcut yatırımcıyı korkutmakla kalmaz, uluslararası sermayeye de Türkiye’de hukuki öngörülebilirliğin giderek zayıfladığı mesajını verir.

Peki neden çok daha tartışmalı olan kırmızı et piyasası ortada dururken devlet beyaz et sektörünün üzerine gidiyor? Cevabı, halkın zorunlu tüketim tercihlerindeki değişimde yatıyor.

2005’te Türkiye’de kişi başına yıllık beyaz et tüketimi yaklaşık 13,5 kilogramken bugün 27 kilogram seviyesinde. Bunun nedeni insanların daha fazla tavuk sevmesi değil, alım güçlerinin düşmesi.

AKP döneminde gelirler enflasyon karşısında eridikçe milyonlarca vatandaş protein ihtiyacını kırmızı et yerine çok daha ucuz olan tavuk etiyle karşılamak zorunda. 2021-2025 döneminde kuzu eti fiyatları yaklaşık yüzde 660, dana eti fiyatları ise yüzde 617 artarken tavuk eti fiyatlarındaki artış yaklaşık yüzde 242 seviyesinde kaldı.

Bu oranlar elbette çok yüksek. Ancak ortada göz ardı edilen: gerçek maliyetler.

Aynı dönemde yem maliyetleri yaklaşık yüzde 500, enerji maliyet yüzde 300 civarında, işçilik maliyeti ise yüzde 627 yükseldi.

Tarım Bakanlığı ve TÜİK verilerine göreyse tavuk eti üretimi bu zorlu 2021-2025 döneminde yaklaşık yüzde 31 arttı. Tüketim sadece 2025’te yüzde 12’ye yakın artarken arzın sürekli genişlediği, üretimin rekor seviyelere ulaştığı ve maliyet şoku yaşayan bir sektörü üretimi kısmak ve fiyatları yapay biçimde yükseltmekle suçlamak ekonomik açıdan yanlış.

Veriler maliyet şokuna rağmen üreticilerin arzı kısmadığını, tam tersine artırdığını gösteriyor. Dolayısıyla ortada üretim kaynaklı bir kriz değil, maliyet kaynaklı bir sorun bulunuyor. Şimdi burada kartel/tekel nerede o zaman?

Eğer birkaç şirket hakkında soruşturma açılsaydı, rekabet ihlali iddiaları daha ciddi tartışılabilirdi. Ancak sektörün tamamına yakınının aynı anda “örgüt” suçlamasıyla karşı karşıya bırakılması farklı bir tabloyu ortaya koyuyor.

Bu tabloyu daha önce de patates ve soğan depolarına yapılan baskınlarda, sebze-meyve fiyatlarındaki artışların “stokçulara” bağlanmasında gördük.

İktidar, yıllardır uyguladığı ekonomi politikalarının yarattığı enflasyonla mücadele etmekte başarısız oldukça sorunun kaynağını üreticilerde, marketlerde, komisyoncularda ya da şimdi olduğu gibi tavuk üreticilerinde aramaya devam etsin. Oysa yüksek gıda enflasyonunun temel nedeni Saray’ın tam merkezinde.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan açlık sınırının altında kalan ücretlerle, emekli aylığıyla yaşam mücadelesi veriyor. Tarım sektörü ayrı, sanayi sektörü ayrı bir maliyet krizi içinde.

AKP iktidarı ise tükenmişlik içinde bu sorunlara giderek daha fazla polisiye yöntemler ve hukuk baskısı ile çözüm peşinde. Bütçeden milyarlarca lira faiz ödemesine ayrılırken hayat pahalılığının gerçek nedenleriyle mücadele edilmiyor.

Tavuk üreticilerine yönelik operasyonun asıl anlamı da burada zaten. Bu dosya yalnızca beyaz et sektörüyle ilgili değil. Bu dosya, ekonomik sorunları çözmek yerine sorumlular arayan bir yönetim anlayışının yeni örneği. AKP yatırımcıyı suçlu ilan ederek, hukuku ekonomik yönetimin yerine koyarak ve maliyet enflasyonunu polis operasyonlarıyla bastırmaya çalışarak refaha ulaşamaz.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu