Tarık Akan’ın 12 Eylül’deki cezaevi günleri sahneye taşındı

Tarık Akan’ın 12 Eylül’deki cezaevi günleri sahneye taşındı

“Anne Kafamda Bit Var”, Tarık Akan’ın önemli eserlerinden biri. Tarık Akan’la hiç tanışma ya da sohbet etme fırsatınız olmuş muydu?

Evet, tanıştık ve güzel sohbetlerimiz oldu. Tarık Akan’ı çok erken kaybettik; duruşu ve sanatçı onuruyla örnek alınması gereken önemli bir aktördü.

“Anne Kafamda Bit Var” bir dönem İstanbul Şehir Tiyatroları repertuvarındaydı ancak daha sonra oynanmadı. Biz de bunun üzerine harekete geçtik. Tarık Akan’ın romanını sevgili Savaş Barutçu’nun isteğiyle dramaturg Gökhan Aktemur oyunlaştırmıştı zaten. Biz de Şehir Tiyatroları’yla görüşerek gerekli izinleri ve icazeti aldık kurumdan.

Tarık Akan bir Bakırköy çocuğuydu; Ataköy, Florya ve Yeşilköy’de büyüdü. Taş Mektep’in hikâyesi de bu bölgeyle bağlantılı olduğu için oyunun Bakırköy’de sahnelenmesini çok anlamlı bulduk.

Seyirciyi hem güldürecek hem duygulandıracak, zaman zaman da şaşırtacak bir oyun oldu. İzleyenlerin, “Tarık Akan gerçekten bunları yaşamış mı?” diye düşüneceği güçlü bir anlatı ortaya çıktı.

12 Eylül dönemini anlatan bu oyunun, politik hafıza ve kolektif bellek açısından genç kuşaklar için nasıl bir anlam taşıdığını düşünüyorsunuz?

Bu oyunu zaten büyük bir istekle yaptık. Kolektif hafızaya ve toplumsal belleğe katkı sunması bizim için çok değerliydi. Bugün genç kuşakların önemli bir kısmı 12 Eylül dönemini bilmiyor. Oysa oyun, o dönemi yaşamış birinin kaleminden sahneye taşınan çok çarpıcı bir hikâye.

Ben de o yılları 16–17 yaşlarında yaşadım; gördüklerim, duyduklarım ve o döneme dair hafızam hâlâ çok canlı. Oyunda da bu atmosferi anlatmaya çalışıyoruz. Bu yüzden kolektif hafızaya dokunması bizim için ayrı bir anlam taşıyor.

Peki siz ne hissediyorsunuz Tarık Akan’ı canlandırma konusunda?

Çok heyecanlıydım başlamadan önce ama hala çok heyecanlıyım ve bir o kadarda keyifli ve mutlu. Yükümün, yükümüzün ne kadar ağır olduğunun farkındayım çünkü Tarık Akan gibi önemli bir sanatçının hikâyesini sahneye taşımak büyük bir sorumluluk.  Ama seyirci de çok sevdi oyunumuzu, 3 oyun oynadık dakikalarca ayakta alkışladılar bizi. Tarık Abi de bir yerlerden izliyorsa o da memnun kalmıştır diye düşünüyorum. Ailesi de çok beğendi, bu da bizi çok mutlu etti tabii.

O zamanki dönemle karşılaştırırsak baskı, sansür ve linç iklimi çok ağırdı ve Tarık Akan yaşadıklarını kitaba aktardı. Bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Bu açıdan oyunun bugüne de bir şey söylediğini düşünüyor musunuz?

Tabii ki o dönemde yaşananların bugün tekrar yaşanmaması temennimiz. Ama oyunda bugüne dair bir şey söylemiyoruz. Biz sadece Tarık Akan’ın 12 Eylül döneminde yaşadığı hikâyeyi ve o karanlık dönemi Biz Bakırköy Belediye Tiyatrosu oyuncuları olarak seyirciye aktaran bir aracıyız.

Bizim yaptığımız, Tarık Akan’ın kaleminden çıkan ve sonra sahneye taşınan bu hikâyeyi seyirciye yalın haliyle anlatmak. Bunu da açık biçim, modern bir rejiyle yapıyoruz.

Herhangi bir politik mesaj verme ya da bir yere gönderme derdinde değiliz.

Oyun şu anda büyük ilgi görüyor ve kapalı gişe oynuyor. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Dediğim gibi biz seyircimize o dönemin karanlığını çok kafa karıştırmadan, onları bunaltmadan ve dramatik aksiyonu ajite etmeden anlatan, oyunla kolay bütünleşebilecekleri, oyuna ait hissedebilecekleri, onlara rahat ulaşan bir dil ve reji anlatımını tercih ettik. Hikâyenin dramatik aksiyonu da çok iyi ve kuvvetli olduğu için sanırım bunların hepsi başarıyı getirdi bize…

Bir yandan da Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın genel sanat yönetmenisiniz. Bu kurum için nasıl bir tiyatro anlayışı kurmak istiyorsunuz?

Ben Göreve başlayalı yaklaşık dört–beş ay oldu. Biz bir ensemble tiyatrosuyuz. Aslında hepimiz biraz genel sanat yönetmeniyiz, Hepimiz yönetim kurulunun bir parçasıyız.

Bugün Ragıp olur, yarın Ahmet, Mehmet, Ayşe. Kimin olduğu değil, BBT için,tiyatro için kimin ne yaptığı önemlidir. Burası bir kamu tiyatrosu. İlk olarak düşünülmesi gereken şey de herkesin sahneye hizmet ettiğini unutmamasıdır.  Burada yıldızı parlayacak olan öncelikle BBT’dir.

Kurum 35 yaşında ama ne yazık ki sanki yeni kurulmuş gibi. Bu kurumun bugün birkaç sahnesi, geniş bir oyuncu ve teknik kadrosu, dekor kostüm atölyeleri, araç parkuru (kamyon, otobüs vs) olması gerekirdi. Ama yıllar içinde ne yazık ki geri gitmişiz.

Ama ben geçmişe çok bakmayı sevmiyorum. Daha çok ileriye bakmayı, ne yapmamız gerektiğiyle ilgileniyorum.

Bu kurumun kurucu kadrosunda yer almış bir sanatçı olarak yıllar sonra genel sanat yönetmeni olmak nasıl bir sorumluluk?

35 yıldır Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın kadrolu sanatçısıyım. Oyunlarda oynadım, yönetim kurulu üyeliği yaptım, Müşfik Kenter’in genel sanat yönetmeni yardımcılığını yürüttüm. Bir dönem Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda vekâleten genel sanat yönetmenliği yaptım ama kadrom hep Bakırköy’deydi.

Belediye Başkanımız sayın Ayşegül Ovalıoğlu’nun başkanlığa aday olduğu dönemde tiyatronun enerjisinin düştüğünü ve seyircisinin çok azaldığını görüyordum. Ayşegül hanım Belediye başkanı seçildikten sonra bir araya geldik, tiyatronun durumunun farkında olduğu için de bana genel sanat yönetmenliği teklif etti. Ama ben bir yıl Başkanımızın sanat danışmanlığı görevini yürüttüm. 5 aydır da Genel Sanat Yönetmeniyim. Şimdi Başkanımız ve Belediyemizle yakaladığımız uyum sayesinde kurumun enerjisini yeniden yükseltmeye ve seyirciyle daha güçlü bir ilişki kurarak seyirci sayımızı da arttırmaya çalışıyoruz.

Siyaset ve sanat ayrı alanlar gibi görünse de belediye tiyatroları ister istemez kamusal bir yapının parçası. Devlet tiyatrolarında da Şehir Tiyatrolarında da benzer bir durum var. Eğer belediye yönetimiyle tiyatro arasında uyum varsa tiyatro iyi gidiyor. Ama bu ilişki bozulduğunda kurum zarar görüyor.

Oysa ideal olan, belediye başkanı ya da genel sanat yönetmeni değişse bile tiyatronun kendi yapısıyla güçlü şekilde yoluna devam edebilmesi. Bu kurumlar Güçlü Yönetmeliğiyle, kadrolu çalışanlarıyla ve kurumsal kültürüyle her zaman dimdik ayakta durabilmeli.

Şu anda Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’ndeyiz. Ataköy İBB Baruthane sahnesi de kullanıma açıldı. Peki Yunus Emre Kültür Merkezi’nde yeniden ne zaman tiyatro izleyebileceğiz?

Umudum en yakın zamanda açılması. Yunus Emre Kültür Merkezi için bir restorasyon süreci yürütülüyor. Proje şu anda Anıtlar Kurulu’nda ve son onayını bekleniyor.

Bu restorasyonu yapmak zorundaydık çünkü bina gerçekten çok kötü durumdaydı. Oysa tarihi bir yapı ve düzenli bakım gerektiriyor. Biz oyun oynarken çatıdan yağmur suları akıyor, kulisler ve diğer alanlar bir sanat kurumuna yakışmayacak derecede kötü bir haldeydi.

Ödenekli tiyatrolar ile özel tiyatrolar tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu aslında biraz dipsiz kuyu. Tartışılacak çok şey var. “Devletin sanatçısı olur mu, kadrolu sanatçı olur mu?” diyenler var. Öte yandan, “Özel tiyatrolar bu kadar zor durumdayken ödenekli tiyatrolar büyük prodüksiyonlar yapabiliyor” diyenler de var. Aslında herkes kendi açısından haklı.

Burada yapılması gereken şey şu: Bu konular yıllardır konuşuluyor, sorunlar dile getiriliyor ve gerçekten de ortada büyük sorular ve sorunlar var. Ama bir noktada bir konsensüs sağlanması gerekiyor. Tarafsız olacağına inanılan bir kurul ya da ortak bir üst akılla hem ödenekli tiyatroların hem de özel tiyatroların birlikte ele alınması gerekiyor.

‘Yerel Yönetimler Yasası’yla birlikte ilçe tiyatrolarını etkileyebilecek bir değişimden söz ediliyor. Bu konuda bir çalışmanız ya da diğer şehir tiyatrolarıyla bir görüşmeniz oldu mu?

Görüşüyoruz, temas hâlindeyiz. Bazı başlıklar üzerinde konuşuluyor ama şu anda çok somut söyleyebileceğim bir şey yok. Zaten netleştiğinde bunu bir basın toplantısıyla duyururuz ya da bütün tiyatrolar bir araya gelerek ortak bir açıklama yaparız. Şimdilik bazı sıkıntılı durumlar olabileceği konuşuluyor ama bekleyip göreceğiz.

Oyun, 28 Mart, 4-18-25 Nisan, 2 Mayıs 2026 tarihlerinde saat 20.00’de Bakırköy Leyla Gencer Sahnesinde seyirciyle buluşuyor.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu