Tahran masadan istediğini aldı
Tahran masadan istediğini aldı
LÜBNAN DA DAHİL
17 Haziran’da yürürlüğe giren ve “Mutabakat Zaptı” olarak bilinen 14 maddelik anlaşma, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmayacağını öngörürken ülkenin “yeniden yapılanması ve ekonomik kalkınması” için “ABD ve bölgesel ortaklarından” 300 milyar dolarlık bir fon taahhüt ediyor.
Anlaşma kapsamında İran’a ait dondurulmuş varlıkların yeniden kullanıma açılması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi, yaptırımların kaldırılması için müzakerelerin başlatılması ve nihai anlaşmanın 60 gün içinde tamamlanmasını öngörüyor.
WASHINGTON KARIŞTI
Mutabakatın İran’a önemli kazanımlar sağlaması, Cumhuriyetçi çevreler ve Trump’ın MAGA tabanı ile İsrail’de sert tepkilere yol açtı.
Serbest bırakılacak fonların yalnızca ABD’de bulunan İran varlıklarını mı yoksa yaptırımlar nedeniyle farklı ülkelerde bloke edilen daha geniş kapsamlı varlıkları da mı içerdiği, ayrıca 300 milyar dolarlık yeniden yapılanma fonunun nasıl oluşturulacağı ABD’de tartışma yarattı.
Cumhuriyetçi çevreler Trump’ın “İran konusunda yeterince sert olmadığını” belirterek “yeni bir Vietnam senaryosunu” dile getirdi. Cumhuriyetçi Kongre üyeleri, Trump yönetimini “son yılların en büyük dış politika hatasını” yapmakla suçlarken Demokrat üyeler ise savaşa ve anlaşmaya dair Washignton’dan daha fazla detay talep etti. Trump ise kendisini eleştirenlere yönelik “Ya kıskanç, ya kötü insanlar ya da tamamen aptal” ifadelerini kullandı.
İSRAİL ANLAŞMAYI REDDETTİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Trump’ı arayarak “ülkesinin anlaşmaya taraf olmadığını ilettiği” öne sürüldü. Aralarında Savunma Bakanı Israel Katz, Maliye Bakanı Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir’in de bulunduğu kabine üyeleri ise İsrail’in anlaşmanın şartlarına bağlı olmadığını ve Lübnan’ın güneyinden çıkmayacaklarını söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise İsrail’in Lübnan’a saldırılı sürdürmesini “mutabakatın ihlali sayacaklarını” ve “gerekli önlemlerin alınacağını” duyurdu.
Mutabakatın 14 maddesi:
1- Taraflar, Lübnan dâhil tüm cephelerde askeri operasyonları kalıcı olarak sona erdirecek ve birbirlerine karşı güç kullanmayacak.
2- ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi taahhüt edecek.
3- Nihai anlaşma en geç 60 gün içinde müzakere edilerek sonuçlandırılacak. Süre, tarafların mutabakatıyla uzatılabilecek.
4- ABD, İran’a yönelik deniz ablukasını kaldıracak ve nihai anlaşmanın ardından sınır bölgelerindeki kuvvetlerini geri çekecek.
5- İran, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi trafiğinin yeniden güvenli şekilde işlemesi için gerekli düzenlemeleri yapacak.
6- ABD, İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlanmasına destek verecek.
7- İran’a yönelik Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UEAE) ve ABD yaptırımlarının kaldırılması nihai anlaşmanın parçası olacak.
8- İran, nükleer silah geliştirmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edecek. Zenginleştirilmiş nükleer malzeme stoklarının tasfiyesi UAEA gözetiminde gerçekleştirilecek.
9- Nihai anlaşma imzalanana kadar İran mevcut nükleer faaliyet seviyesini koruyacak, ABD ise yeni yaptırım uygulamayacak ve bölgeye ilave asker konuşlandırmayacak.
10- ABD, İran petrolü ve petrol ürünlerinin ihracatı ile ilgili bankacılık, sigortacılık ve taşımacılık işlemlerine yönelik muafiyetler sağlayacak.
11- İran’a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıkların kullanımının yeniden açılması için gerekli lisans ve izinler verilecek.
12- Mutabakatın uygulanmasını ve nihai anlaşmaya uyumu denetlemek amacıyla ortak bir yürütme mekanizması kurulacak.
13- Belirli maddelerin uygulanmaya başlamasının ardından taraflar nihai anlaşmanın diğer hükümlerine ilişkin müzakerelere geçecek.
14- Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacak.
Arif Keskin
İran kırmızıçizgilerini korudu: Stratejik kazanç uygulamaya bağlı
Anlaşmanın maddeleri değerlendirildiğinde, ABD’nin savaş öncesinde ve sonrasında gündeme getirdiği birçok talep ve hedefin nihai metinde yer almadığı dikkat çekiyor. Metinde esas olarak Hürmüz Boğazı ve nükleer faaliyetler üzerinde durulması, İran’ın müzakere gündeminin belirlenmesinde önemli ölçüde etkili olduğunu düşündürüyor.
Mevcut metne göre füze programı, öngörülen 60 günlük müzakere sürecinin kapsamına dahil edilmemiş. Zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılması yönündeki talepler metinde yer almıyor; uranyum zenginleştirme ilkesinin tamamen ortadan kaldırılması da öngörülmüyor. Bunun yerine, zenginleştirme faaliyetlerinin seviyesi, ihtiyaçları ve uygulanma mekanizmalarının müzakere edilmesi planlanıyor. Devrim Muhafızları, Direniş Ekseni, Hizbullah, Irak, Suriye ve Yemen gibi başlıklar ise mevcut metinde tamamen gündem dışında bırakılmış görünüyor.
Bu çerçevede, metnin ortaya koyduğu tabloya göre İran, belirli ve sınırlı alanlarda taviz vermesi karşılığında kapsamlı ekonomik, mali ve güvenlik kazanımları elde etmeyi hedefliyor.
Bununla birlikte, İran’ın elde ettiği kazanımların önemli bir bölümü henüz fiilen gerçekleşmiş değil, metin üzerinde taahhüt edilmiş durumda. Yaptırımların kaldırılması, bloke edilmiş varlıkların serbest bırakılması ve ekonomik programların hayata geçirilmesi gibi başlıkların tamamı uygulama aşamasına bağlı.
Buna rağmen, metinsel düzeyde bakıldığında İran’ın kamuoyuna açıkladığı temel kırmızıçizgilerinin önemli bir bölümünü koruduğu görülüyor. Bunlar arasında siyasi sistemin korunması, füze kapasitesinin muhafaza edilmesi, savunma yapılarının sürdürülmesi, bölgesel nüfuz alanlarının müzakere konusu yapılmaması, uranyum zenginleştirme ilkesinin tamamen terk edilmemesi ve zenginleştirilmiş materyalin ülke dışına çıkarılmasının kabul edilmemesi sayılabilir.
Buna karşılık İran’ın taviz verdiği alanların esas olarak iki stratejik başlık etrafında yoğunlaştığı görülmektedir. Bunlardan ilki, Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği üzerindeki baskı kapasitesinin sınırlandırılması; ikincisi ise zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceğine ilişkin müzakerelerin kabul edilmesidir.
Bu nedenle anlaşmaya yalnızca teknik nükleer düzenlemeler açısından değil, tarafların savaş öncesinde ilan ettikleri hedefler ile nihai metinde yer alan hükümler arasındaki fark üzerinden bakıldığında da dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır. ABD’nin başlangıçta gündeme getirdiği birçok başlığın nihai metinde yer almaması, buna karşılık İran’ın temel güvenlik ve egemenlik önceliklerinin büyük ölçüde korunmuş görünmesi, bazı gözlemcilerin anlaşmayı İran açısından diplomatik bir başarı olarak değerlendirmesine yol açmaktadır.
İran’ın müzakere gündemini önemli ölçüde kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirmeyi başardığı görülüyor. Ancak bu durumun kalıcı bir stratejik başarıya dönüşüp dönüşmeyeceği, uygulama sürecinde ekonomik taahhütlerin yerine getirilmesi konusundaki somut ilerlemeye bağlı.