Su savaşları kapıda mı? Körfez’in kıyamet senaryosu

ABD, İsrail ve İran hattındaki savaş, sivillerin doğrudan yaşam damarlarını hedef alan yeni bir evreye girerken, Ortadoğu’daki su tesisler ve depolama alanları doğrudan “stratejik kırılganlık” ve baskı unsuru haline gelmiş durumda. Kuveyt’in içme suyunun neredeyse tamamı, Katar’ın yüzde 99’u, Bahreyn’in yüzde 97’si, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaklaşık yüzde 90’ı ve Suudi Arabistan’ın yüzde 70’i doğrudan deniz suyunun arıtılmasına dayanıyor. Uzmanların hesaplamalarına göre sistemlerin devre dışı kalması halinde Körfez ülkelerinde 48 ila 72 saat içinde “sivil susuzluk” krizi kaçınılmaz. Bu süre aşıldığında ise kriz, doğrudan kitlesel bir insani felakete dönüşüyor. Analistler ayrıca tesislerin tamamının kıyı şeridinde konumlanmış, sabit ve büyük ölçüde zırhsız yapılar olduğuna da dikkat çekiyorlar.


ABD’nin İran’ın su altyapısını hedef almasıyla başlayan süreç, Ortadoğu’da savaşın doğasını değiştiren bir kırılma yarattı.

KÖRFEZ SU FAKİRİ

Bölge genelinde kişi başına düşen yıllık su miktarı, su fakirliği eşiği olan 1000 metreküp seviyesinin çok altında seyrediyor. İsrail’de bu rakam yaklaşık 100-120 metreküp, Suudi Arabistan’da 80-100 metreküp, Katar ve Kuveyt’te ise 20-50 metreküp bandında bulunuyor. İran ise 900-1000 metreküp aralığından hızla aşağı doğru gerileyerek kritik eşik seviyesine yaklaşıyor. Toplam yıllık su ihtiyacına bakıldığında ise İran yaklaşık 100 milyar metreküp, Türkiye 112 milyar metreküp, Irak 70 milyar metreküp, Suudi Arabistan 25-30 milyar metreküp ve İsrail yaklaşık 2,5 milyar metreküp su tüketimiyle bölgenin yüksek talep baskısı altında olduğunu ortaya koyuyor. Mevcut projeksiyonlara göre 2050’ye kadar bölgedeki su kaynaklarında yüzde 35 azalma bekleniyor.

TÜRKİYE EN ÖNEMLİ ÜLKE

Bu tablo, suyun artık yalnızca çevresel değil doğrudan jeopolitik bir unsur haline geldiğini ortaya koyarken, DSİ eski yöneticilerinden Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ise, güç mücadelesinin su altyapısı ve suyun kontrolü üzerinden yeniden tanımlandığını belirterek şunları söyledi: “Enerji hatları hedef alındı, ticaret yolları kırılganlaştı, şimdi ise su doğrudan savaşın merkezine yerleşti. Bu yeni denklemde Türkiye’nin konumu ise benzersiz bir ağırlık kazanıyor. Çünkü Türkiye, Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki kontrolü ve Güneydoğu Anadolu Projesi ile kurduğu altyapı sayesinde bölgenin en kritik su yönetim kapasitesine sahip ülkesi. Bu yalnızca bir doğal kaynak meselesi değil; aynı zamanda jeopolitik bir kaldıraç.”

EN STRATEJİK HAT

“Türkiye, hem Irak hem de Suriye’nin tarımsal üretimi ve gıda güvenliği üzerinde doğrudan etkili bir konumda bulunuyor. Buna karşılık Irak’ın petrol ve doğalgaz rezervleri bölgesel enerji dengesi açısından vazgeçilmez. İşte bu noktada su ile enerjinin birbirine bağlandığı yeni bir model, hidro-jeopolitik karşılıklı bağımlılık ortaya çıkıyor. Bu modelin ekonomik omurgasını ise Kalkınma Yolu Projesi oluşturuyor. Basra Körfezi’nden başlayarak Irak üzerinden Türkiye’ye uzanan demiryolu, karayolu ve boru hattı ağları; yalnızca bir ticaret koridoru değil, aynı zamanda enerji ve su güvenliğinin kesiştiği stratejik bir hat anlamına geliyor. Körfez ülkeleri için bu hat, Hürmüz Boğazı gibi riskli geçitlere alternatif bir çıkış sunarken; Irak için ekonomik entegrasyonun hızlanması, Türkiye için ise Avrupa’ya uzanan enerji akışının ana dağıtım merkezi haline gelme fırsatı yaratıyor.”

Su savaşları kapıda mı? Körfez'in kıyamet senaryosu - Resim : 2
İran son yıllarda kuraklıktan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor.

CİDDİ RİSKLER VAR

“Ancak bu vizyonun önünde ciddi riskler de var” diyen Yıldız, uyarılarının devamında ise şunları söyledi: “ABD’nin İran’ın su altyapısını hedef almasıyla başlayan süreç, Ortadoğu’da savaşın doğasını değiştiren bir kırılma yarattı. Artık mesele sadece petrolün kimde olduğu değil; suyun kim tarafından kontrol edildiği. Bu yeni denklemde Türkiye, su kaynakları, coğrafi konumu ve geliştirdiği koridor projeleriyle yalnızca bir geçiş ülkesi değil, potansiyel bir denge kurucu olarak öne çıkıyor.”

LÜBNAN LEVANT’IN KALBİ

Yıldız, Lübnan özelinde de değerlendirmelerde bulunurken, “Lübnan, Levant’ın hidrolojik kalbi konumunda.İsrail’in bu alandaki stratejik hamleleri, Lübnan’ın özellikle kuzeyindeki su dengesi üzerinde dolaylı baskı oluştururken, Ürdün’de zaten kritik seviyede olan su kıtlığını daha da derinleştiriyor” dedi.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu