Seçmek, seçilmek; neden ve hangi Çağdaş Hekim

Seçmek, seçilmek; neden ve hangi Çağdaş Hekim

Pandemik zamanda “dezenformasyonun” nasıl ölümcül bir halk sağlığı sorunu olabileceğini yakından deneyimlemiştim. Zaten sağlık alanında söz sahibi kuruluşlar da pandemiden önce, dezenformasyonu bu yüzyıldaki olası bir pandeminin yanında “tehlikeli bir sağlık sorunu” olarak işaretlemişti.

Pandemide yaşamsal olan hakikatin peşinde başı kesik tavuk gibi sağa sola koşuştururken ağır saldırılardan da başımı alamıyordum. İki şey yapıyorlardı; birincisi çok değerli hocamız Çağatay Güler’in enine boyuna yazdığı “Saptırsaldır; ad hominem” diğeri de gerçeğin yalnızca bir bölümünü aktarmaktı.

Hocanın yazsından: “Saptırsaldır” Latince “ad hominem” teriminin karşılığıdır ve “bir kişinin savlarını çürütmek amacıyla onun kişiliğine, dünya görüşüne, inançlarına ve değerlerine saldırmak” anlamına gelmektedir.”

Gerçeğin bir bölümünü aktarmak ise yalandan daha korkunç çünkü çok daha inandırıcı. Seçilmek arzusu, yenmek dürtüsüne kolayca evrilebiliyor. Oysa bu hafta sonu, 12 Nisan tarihinde yapılacak ATO seçimlerinde ne yenmek zafer, ne de seçimi kaybetmek bir yenilgi.

Çünkü çok katmanlı ve iktidarın hoşlanmayacağı mücadelenin sorumluluğu ve bedeli ağır olabiliyor. Elbette, seçilmek isteyenin gayesi gerçekten böylesi bir “toplumcu hekimlik” mücadelesiyse.

Sağlık hakkını, hekimin haklarını ve değerlerini yalnızca savunmak değil, örgütlü bir mücadeleye dönüştürmek şart. Artık toplumsal bir krize dönüşen sağlığın sistemsel sorunlarını işaret etmek, bu hakikati göstermek ise politik bir tutumu da içermek zorunda.

Çağdaş Hekimler olarak hem politik olup hem de seçim bildirgesinde açıkladığımız şu cümleyle tüm hekimleri kapsayıcı olma sözünü veriyoruz: “Dar siyasi polemik yapmayı ve sağlık ortamının gerçek gündemlerinden kopmayı doğru bulmuyoruz.”

Listelerden biri kendilerini öncelikle “Türk milliyetçisi, vatansever hekimler” olarak tanımlıyor. İyi hekimlik değerlerine sadakat mesleğimiz için yaşamsal. Bu nedenle de diploma alırken bu değerler için yemin ediyoruz. Ettiğimiz bu yemin, Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi HEKİMLİK ANDI ile şu sözü yalnızca verilmiyor aynı zamanda da teminat altına alıyoruz. “Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime…”

Şimdi savaşlarda, tıpkı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi bu iyi hekimlik değerlerinin ne denli yaşamsal olduğunun iyice farkında olmalıyız. Türk Tabipler Birliği, 1953 yılında kanunla kurulmuş, kamu kurumu niteliğindeki mesleki bir kuruluş. Her fırsatta yetkileri, 2026 yılında disiplin cezalarını düzenleme yetkisi iptal edildi örneğin, tırpanlansa da, sağlık alanında güçlü söz kurabilecek tek kuruluş.

TTB yönetimini de illerdeki meslek odalarındaki seçilen delegeler belirliyor. Meslek Odalarının sayfalarına girer tanımladıkları görevlerine bakarsanız, ne çok şey yapılabileceği ve hekimlerin bu denli tekil kalmaması gerektiği de anlaşılacaktır. Ama öyle olmuyor.

Hekimler odalarına uğramaktan da, üye olmaktan da imtina ediyor, çünkü atanmaları, ilerlemeleri liyakate değil iktidara yakınlıkla ya da en hafifinden muhalif olmamakla yakın ilişkili.

Tabip odalarının sistemsel sorunları işaret etmesinden rahatsız olan iktidar, odaları yalnızca ötekileştirmeyip, hedefe de koyabiliyor. Hakikatin hem yaşamsal olduğu hem yönetim hatalarına işaret ettiği tüm dönemlerde, pandemide ve savaşa hayır denildiğinde de böyle olmuştu. Oda yönetimlerindeki gönüllü insanların da seçilene kadar taşıdıkları itici güç, kısa bir süre sonra sönümlenip, merkezci bir anlayışa evriliyor.

Yaklaşık ve artık neredeyse yirmi yıl olmuş, Tabip Odası ve Tabipler Birliği süreçlerinde “Etkin Demokrat Türk Tabipler Birliği” (EDTTB) grubuyla birlikteyim. Bu grup sol görüşlü, toplumcu hekimlik ve iyi hekimlik değerlerini yaşama geçirmeye adanmış hekimlerin özgür iradesiyle kurulmuştur. Program hedeflerini ve çerçevesini belirleyip, bu çerçevede hekim kitlesinin tümünü hedefleyerek mücadelesini sürdürür. Kendi değerlerini kitleye dayatmaz; demokratik, şeffaf, katılımcı ve sürekli yenilenen bir örgütlenme anlayışını benimser.

Ankara Tabip Odası seçimlerine girecek üç listeden birisi EDTTB’nin parçası olan “Çağdaş Hekimler” dir. Seçim bildirgesinde önemli başlıklar bulunmaktadır. Ama asıl önemli olan, bu grubun ortak mücadele belleğiyle, sistemsel ve yaşamsal sağlık sorunlarıyla mücadele ederken, bugün yarışmaya giren üç listenin hekimlerini de kapsama sözü vermiş olmasıdır.

ATO yönetimi için aday olan, kadın hekim ve hekim arkadaşlarım, yıllardır çeşitli komisyon ve kurullarında çalışmış arkadaşlarımızdır. Kadın hekimlik, edebiyat kolu, işyeri hekimliği, emekli hekimlik ve Tıp Öğrenci Komisyonu gibi önemli kol ve komisyonlarda yalnızca çalışmamış, kurucusu olmuşlardır. Yeni ama eskinin belleğine sahip, çalışkan ve cesur insanlardır.

İktidarın Tabip Odasını ele geçirmek istemesi şaşırılacak bir şey değildir. Şaşırtıcı olan bir süre aynı değerlerle yürüdüğümüz bir grubun sudan sebeplerle, sahanın bizden hoşlanmadığını bu nedenle seçim sürecinde ayrılıp sonrasında birlikte yürümek dilekleriyle vedalaşıp, birleşme çabalarımızı duymazdan gelmesidir. Olur böyle şeyler, mesele seçilmek isteyende değil, seçecek olanda diyecek olgunluktayız.

Ne var ki sürekli özeleştirisini yaparak notlar alan bir grup olarak tüm iyi niyetimize karşın seçecek olanın, türlü dezenformasyonların ayağımıza çalılar gibi dolandığı bir seçim sürecinden etkilenmemesini ummanın safdillik olacağının da farkındayız. Demokrasi yüzlerce yıllık bir mücadelenin sonucunda edinilmiş bir kazanım. Demokrasi olmadan sağlık hakkına erişmek de güçlü bir mücadele yürütmek de mümkün olamayacak.

Umuyorum ki herkes bu yaşanılanlardaki sorumluluğunun ve yüksek olasılıklı sonuçtan payına düşenin farkındadır. Bizim birbirimizden başka kimsemiz yokken bu olanlardan endişeli ve üzgünüm…

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu