Savaşın faturası büyüyor, kriz dalgası ne kadar vuracak?
Savaşın tetiklediği enerji arz şoku, başta Avrupa olmak üzere Türkiye açısından da ciddi riskler barındırıyor. Petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, taşımacılıktan üretime kadar uzanan maliyet zincirini yukarı çekerken; kredi kanallarındaki daralma, Türkiye gibi kırılgan ekonomilerde hem büyümeyi baskılıyor hem de enflasyon riskini hızla büyütüyor. Orta Doğu’daki çatışmanın uzaması ve enerji arzına ilişkin belirsizliklerin artmasıyla birlikte petrol fiyatları 100 doların üzerinde seyrini sürdürürken, asıl kırılmanın finansman tarafında yaşandığı görülüyor.
FİNANSMAN DARALIYOR
2025 yılında yüzde 10 seviyesinde gerçekleşen toplam kredi artışı, 2026 itibarıyla yüzde 6,3’e gerileyerek ekonomideki yavaşlamanın finansman kanalı üzerinden derinleştiğini ortaya koyuyor. Ticari kredi faizlerinin kısa sürede yüzde 45,1’den yüzde 48,1’e yükselmesi ve döviz kredilerinin 2026 yılında yalnızca yüzde 1,4 artması, dış finansman imkanlarının ciddi ölçüde daraldığına işaret ediyor.
Finansman koşullarındaki bozulma, üretim cephesinde de net biçimde hissediliyor. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı mart ayında yüzde 73,3’e gerileyerek pandemi dönemi hariç son 13 yılın en düşük seviyesine indi.
BRENT PETROLDE SERT ARTIŞ
Maliyet tarafında ise baskı giderek derinleşiyor. Brent petrol fiyatı 2025 yılında yüzde 2,3’lük sınırlı bir gerileme gösterirken, 2026 yılında yüzde 72,3’lük sert bir artış kaydetti. Bu dramatik değişim, enerji maliyetleri üzerinden tüm ekonomiye yayılan güçlü bir enflasyon dalgası yaratıyor. Akaryakıt fiyatlarında yaşanan sert ve kısa vadeli dalgalanmalar da bu kırılganlığı açık biçimde ortaya koyuyor. Bir yandan 3,72 TL’lik düşüşler yaşanırken, diğer yandan 5,47 TL’lik indirim sonrası Cuma gece yarısı yürürlüğe giren 6,23 TL’lik zam, fiyat oynaklığının ne denli yüksek seviyelere ulaştığını gösteriyor.
BENZİN VE DİZEL CEP YAKIYOR
Nitekim son fiyat güncellemeleri, savaşın enerji üzerinden günlük hayata nasıl yansıdığını somut biçimde ortaya koyuyor. 100 kilometrelik ortalama kullanım baz alındığında dizel araçlarda maliyet 500 TL’ye, benzinli araçlarda 477 TL’ye ulaşırken, tam hibrit araçlarda bu rakam 281 TL seviyesinde kalıyor. LPG’li araçlarda 275 TL’lik bir maliyet hesaplanırken, elektrikli araçlarda ise evde şarj 40 TL, hızlı şarj istasyonlarında ise yaklaşık 221 TL’lik masraf oluşuyor. Analistler ise ortaya çıkan bu tablo için yalnızca bireysel tüketim tercihlerinin değil, aynı zamanda Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecinin de hızlanmak zorunda olduğu şeklinde yorumluyorlar.
FİRMALARIN DÖVİZ AÇIĞI
Türkiye açısından kritik yansımalardan biri de cari denge ve enflasyon tarafında görülüyor. Enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi için petrol fiyatlarındaki yükseliş doğrudan maliyet enflasyonu anlamına gelirken, firmaların finansal yapısındaki kırılganlığın yeniden arttığı vurgulanıyor. Kurumsal İktisat Uzmanı Gülsev Duran ise, firmaların net döviz pozisyon açığına değinirken, “2017 yılında 200 milyar dolar seviyesindeyken, 2023 yılında 70 milyar dolara kadar gerilemişti. Ancak 2026 yılı Ocak itibarıyla bu açık yeniden 198 milyar dolar seviyesine yükselerek 2018 Temmuz’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı” uyarısında bulundu.
Hürmüz Boğazı merkezli kriz ve savaşın uzaması durumunda petrol fiyatlarının kalıcı olarak yüksek seyretmesi kaçınılmaz görünüyor.
KRİTİK BAŞLIK PARA POLİTİKASI
İktisat Uzmanı-Ekonomist Barlas Yurtsever ise Türkiye ekonomisinin aynı anda üç farklı baskı altında bulunduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Enerji fiyatları üzerinden gelen maliyet enflasyonu, kredi kanallarındaki daralma nedeniyle yaşanan büyüme kaybı ve finansal piyasalarda artan kur ile rezerv baskısı. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak en kritik başlık para politikası olacak. Merkez Bankası’nın faiz artışı yönünde atacağı olası bir adım, kur üzerindeki baskıyı sınırlayabilir ancak büyüme üzerindeki maliyeti artıracaktır. Faiz artışının gecikmesi ise kur ve enflasyon tarafında daha sert bir kırılma riskini beraberinde getirebilir. Enerji piyasalarında yaşanacak gelişmeler ise bu denklemin ana belirleyicisi olmaya devam edecek.”
TABLO KÖTÜYE GİDİYOR
Savaş, küresel ölçekte de tabloyu ağırlaştırmış durumda. OECD, dünya büyümesinin geçen yılki yüzde 3,3 seviyesinden 2026 yılında yüzde 2,9’a gerileyeceğini öngörürken, G20 ülkelerinde ise enflasyonun 1,2 puan artarak yüzde 4 seviyesine ulaşacağını tahmin ediliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün ‘son 80 yılın en ciddi krizlerinden biri’ uyarısı ise küresel ticarette daralmanın derinleştiğine işaret ediyor.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel